Entropi, enerjinin homojenleşmesinde bir araç
Felsefe ve Kuantum / 15 Ağustos 2017

Soru:” Evrenin ısıl ölümü gerçekleşene kadar akacak olan enerjinin yan ürünü olarak oluşmuş olmakla, enerjinin direk olarak daha hızlı dağılması için kaçınılmaz olarak oluşan karışık sistemler olmamız arasında nasıl bir fark vardır? “   Öncelikle homojenlik’i ele almamız gerek bence. Enerji, bütün evrende aynı düzeyde olmak, hiç bir yerde, diğer bölgelerden farklılık olmasın istiyor diyelim. Termodinamik kanunları bunu öngörüyor ve buna uyuyor çünkü… Enerji her yerde aynı düzeyde olduğunda, artık enerji değişimi, eşitlemesi olmayacağı için tam, saf, homojen ve durgun olacak. Yani entropi’de duracak. Buraya kadar gerek bu sayfadaki, gerek öncesindeki arkadaşlarla hem fikiriz, diye düşünüyorum.   Evrenin ilk düzenli ve düşük entropili homojen halini düşünüce, şu anki kaotik hali keşmekeş tuhaf kalıyor.   Bir ortamı homojenleştirmek için iki olasılık vardır. Üçüncüsünü ben bilmiyorum. Diyelim ki elimizde bir leğen ve içinde tepeleme yığılmış kum var. Leğenin ortasında tepe yapsın. Evrenimizin aksine, leğen genişlemiyor.   Bu kumu tüm leğene eşit oranda yaymak için, ya elimizle eşit olacak şekilde dağıtırız. Ya da leğenin ağzını kapatıp, hafifçe leğeni titreştirirz. Tüm kumların kaynaşmasına ve karışmasına rağmen, eninde sonunda kum miktarı (çalkalama için verdiğimiz titreşime göre) eşitlenir.   Oysa evrenimizde, bunların üstüne iki tane daha durum var. İlki; leğen habire büyüyor. İkincisi, bazı kum tanecikleri…

Ho’oponopono Nedir?
Urban Shaman / 19 Haziran 2015

Ho’oponopono kadim zamanlardan gelen bir Hawaii uygulamasıdır, anlamı; barış yapmak, anlaşma yapmaktır. (Mauinin bu konudaki masalını hatırlayanınız var mı?) Sık sık uygulamanızı hatırlatmak için uygulamayı tekrar anlatıyorum: başlangıç: Ho’opono pono Sorumluluğu %100 alıyorum sıfır noktası lütfen beni arındır devamı(mümkün olduğunca çok, içinden ya da sesli tekrar ediliyor): seni seviyorum özür dilerim lütfen beni bağışla teşekkür ederim. Not: Ho’oponopono uygulaması içinde yer alan; “sıfır noktasının arındırmasını dileme” durumu, son derece fizik bir işlem. Zıt yüklü çıkıntılı başka bir atomu arayıp bulan bir atomu düşünün, bu arayış sıfır dengesinin arayışıdır ve bu işlemin adı da manyetizmadır. Ne kadar metafizik bi fizik 🙂 Bir de önerim, Ho’oponoponoyu yaparken belli bir olaya, kişiye, yere odaklanmadan sözcükleri söylemek tabi bu arada akla gelen olaylar olabilir, ona tutunmadan devam etmek tıpkı meditasyonlarda yaptığımız gibi, zihnin dalgalarına tutunmadan seyirci kalabilmek daha iyi sonuç verir.

Anlayışın Derinleşmesi
esinti , YENİ DÜNYA / 25 Nisan 2014

Barış, çatışma ve çelişkilerin anlayışla çözülmesi anlamına gelir. Anlayış gelişip derinleştikçe barış kaçınılmazdır. Biz barış için değil anlayışımızın derinleşmesi için çabalıyoruz. Çok boyutlu yaşama geçtiğimizde zaman ve mekan derdi olmadığını göreceğimizden, barış şimdi ve burada sağlandığında bu mutlak barış anlamına gelecektir. Mesele anlayışımızı derinleştirmek, lineerlikten çok boyutluluğa transfer olmak. En azından ben kendim için bunu öncelik edindim. Her birimizin içinde bulunduğu tekillik hali, bizleri tek başına bir evrenmişiz gibisine (belki “gibi” fazladır) devasa bir karadeliğe çeviriyor.Biz bunu dengelemeyi nasıl başaracağız? Çözüm hakkında bir fikrim, hatta uygulamalarım var, ancak sabır ve sebat gerektiriyor, evreleri, devreleri ince hesapları var bunların, öyle hissediyorum. Formüllerden yola çıkıyor da değilim, adeta karanlıkta diyalog yapıyorum. Bana gereken kendime inancımı kaybetmemek 🙂 Allahtan şimdiye kadar hiç olmadığım denli sakinim. Bi şey değişti ama nedir onun adını koyamadım. Bu minik ahşap üstü akrilik boyamaları 23 nisan günü yapmıştım, 1 Güzel şeyler dükkanında bulabilirsiniz 🙂

Mucizeye şahitlik edin!
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 09 Mayıs 2012

Mucizeler her yanımızı sarmışken,  nasıl oluyor da hala sıkılabiliyoruz? Çağla Belirli bir noktada sabitlenilip orada kalındığı için. S.B.: görmeyi seçmediğimizden. Sibel Atasoy Evet, daha çarpıcı bir ifadesi ise alışkanlık çukuru! Oysaa gerek doğanın gerekse onu taklit edilerek inşa edilen insan uygarlığının her bir detayı mucize! Kendiliğinden bi şey yaratmamış insan bunları göremiyor galiba. Harun U hayat mücadelesi fakirlik Sibel Atasoy O halde hayat gailesi omayan fakir olmmayanlar bu mucizelerin farkındalar? Nerde onlar? Neden her an bu muczelerden birini anlatmıyorlar? G. Si koşuşturmacanın içinde kayboluyoruz çoğunlukla. kendimizle çok uğraşıyor olmamıza rağmen, gelecek kaygısını içimizden atamıyoruz (çoğumuz). hal böyle olunca, gözümüze sokulmadıkça mucizeleri göremiyoruz… sonra da “yapıyorum yapıyorum olmuyor kardeşim! demek ki mucize diye bir şey yok ya da o mucizeler beni sevmiyor!” deyip, işin içinden sıyrılıyoruz…. Harun U dünya mutlu olma yeri değil sürgün yeridir belki de ondan göremiyoruz.. Sibel Atasoy Sürgün ya da mükafaat yeri, hangisini seçiyorsun? Hanife Altuntas mucizeleri görebilmek için, algılama biçimimizi biraz serbest bırakmak zorundayız bence.bizler dünyaya hardisklerimizden bakıyoruz ve aslında bu nedenden dolayı bakıyor ama görmüyoruz..bebeklerin gözlerindeki ifadelere ara sıra bakın lütfen.şaşkınlık ve hayret arasında gidip gelen ve sonunda gülümseyerek biten mimikler görürsünüz o güzel yüzlerde..çünkü onlar henüz biriktirmeye, ezberlemeye başlamamışlardır ve “an” da olanı tam…

Hiyerarşi yerine Heterarşi
esinti , Felsefe ve Kuantum / 21 Aralık 2011

Maddenin en temel yapıtaşları sürekli hareket halinde, aktif, canlı varlıklardır. Onlar tek başlarına, küçük öğeler olarak kaldıklarında çok hareketli olmak zorundadırlar, çünkü çevrelerindeki tüm diğer öğelerle karşılıklı etkileşim içinde olmak mecburiyetindedirler. Bu nedenle çok enerji harcayıp-çok yorulurlar. Halbuki birbirleriyle birleşip, daha büyük birimlere dönüştüklerinde, karşılıklı etki…leşim-içine girmek zorunda olacakları öğe sayısı azalmış olacağından, daha az koşuşturur durumuna geçerler ve rahatlarlar. İşte bu nedenden dolayı, doğa ve dünyadaki tüm varlıklar, sürekli olarak, en az enerji harcayacak, en rahat konuma geçecek üst-sistem oluşturma çabaları içindedirler. Bu nedenledir ki, atom-altı-parçacıkları atom denilen kimyasal elementler içinde bir araya gelmişlerdir; atomlar moleküller, mineraller içinde bir araya gelmişlerdir, ve bu böylece devam etmektedir. Bu doğanın en temel yasasıdır. Dolayısıyla doğada hiyerarşik değil, heterarşik bir oluşum sistemin var olduğu, fizik bilimindeki yeni gelişmelerle ortaya çıkmış ve hiyerarşi yerine heterarşi diye yeni bir terim oluşturulması gerekmiştir. Hiyerarşi, her şeyin tepedeki büyük bir sisteme bağlı olduğu yönündeki geleneksel yönlendirici kuvvet sistemini simgeler. Heterarşi ise, temeldeki birçok parçacığın karşılıklı etkileşimlerine dayalı olarak oluşturulan ortak mutabakatlara dayalı kuvvet alanı sistemine dayanır. Yani biri tepeden tabana örgütlenmeyi, diğeri tabana dayalı örgütlenmeyi gerektirir. Doğa bilimlerindeki bu yeni gelişmeler ışığında insanlarımızı bilgilendirmek, hayatın anlamını kavrayabilmek ve toplumsal sorunlarının çözümünde kolaylık sağlamak amacıyla şu soruların…

Zihinden yüreğe
esinti / 19 Eylül 2011

İster kişilikte isterse her hangi bi şeyde, “bi şeyin olması, başka bişeyin olmaması” sebebiyledir. Bu duruma zihinle onay verdikleri halde (tamam canım dualite!) yüreklerinden onay verememe durumunun sancıları var her baktığım yerde. ** Şifa şifa şifa… Şifa çığlıkları her yerde. Mükemmel olma beklentisi, illiüzyon bile olsa “kendin”le barışamama çıkmazı! Hadi yeni bi slogan başlatalım: BARIŞ gitsin yahu 🙂 ** Hem “her saz KENDİ İÇİNDE AKORTLU” olacak; hem de “BÜTÜN SAZLAR, BİRBİRİYLE AKORTLU” olacak; aksi takdirde TOPLAMDAKİ SOUND bozuk çıkmaya mahkûm…(a.y) Bozuk çıkana itirazımız olmadığı sürece fark etmez :))) ** Biz kadın-lar, cümlesindeki çoğul ekinden son kerte şüphedeyim 🙂 ** Yargılanmaktan, en çok yargılayıcı kişilikler çekiniyor galiba. Bu endişe bizi çok derli toplu, dengeli görünmek için azami dikkat göstermeye zorluyor. Enerjimizin büyük bölümünü bu işlemi yaparken kaybediyor olabiliriz belki? Şöyle birazcık kendimizi salıversek, gacır gucur sürtünüyoruz birbirimize! İki ucu şeyli değnek. Derli toplu durup nevrozlara mı kalsak? Özenle kurduğumuz destanı yıkıp gıcırtılara kulağımızı mı alıştırsak? Bilemiyorum. Yoksa bazen öyle bazen böyle mi yapsak? ** Bi yerde iki ya da daha çok kişi(özellikle erkek) arasında bir tartışma, giderek yükselen bir kızgınlık nöbeti varsa, ve aynı anda bir ya da daha fazla kadın içten kahkaha atarlarsa, tansiyonun aniden normale döndüğünü defalarca gözlemledim. Burdan…

Dengesizliik Konumu
Felsefe ve Kuantum / 07 Ocak 2010

“Dengesizlik”, “tutarsızlık” kavramları aklıma geldi bugün, denizin hafif çalkantısını seyrederken üzerinde biraz düşündüm. Üzülerek hatta utanarak itiraf etmeliyim ki ben bugüne kadar dengesiz ve tutarsız bulduğum kişi, gurup, olay ve fikirlerden özenle uzak durmuştum. Hemen nerdeyse hiç kavga ya da tartışmaya girmedim, bundan hep uzak durdum, sebebi ise bence gayet basitti çünkü onlarla baş edebilecek denli güçlü hissetmiyordum kendimi (Ya da enerji biriktirmem gerekiyordu). Hala da bu sebebi haklı buluyorum kendimi düşündüğümde. Peki “dengesiz” tanımı neydi benim için? Eğer bir kişi üzerinden gideceksek; belirli bir rol benimsememiş (ya da benimseyememiş) üstelik kendisi de bunun farkında olmayanlar için kullanıyorum. Onlar her an başka biri oluyorlar ve andaki her şeyi Amerikanın yeniden keşfi gibi yeniden ama sadece duyguları tarafından yönlendirilmek kaydıyla anlamlandırıyorlar. Zaman içindeki edimlerini hatırlamıyorlar! Hatırlattığınızda kabul etmedikleri gibi bazen sinirleniyorlar da. Sözlerini ya da edimlerini aklileştirmiyorlar (ya da aklileştiremiyorlar), mantık kurallarını kullanmıyorlar. Aman ne güzel, harika, işte anda yaşamak budur diyebilir miyiz bilemiyorum. Bu kişiler genelde fiziken müthiş güçlü oluyorlar, sesleri bile yüksek tonda oluyor. Sanırım bu denli güçlü olmalarını bir noktaya sabitlenmek için çaba(enerji) harcamayışlarına borçlular. Sabit konumları olmayan bu kişilerin bazı ilerlemiş durumları psikiyatri için oldukça geniş bir yelpazede konu olabiliyor. Dünyanın ortak konumlanmış “birleşim noktası” ya da…

Kollektif ego
Blog , Rüya/Psikoloji / 15 Ocak 2009

Kişi birçok nedenle bireysel egodan kaçınıp, kendini bir gurupla, ya da fikirle tanımlama yolunu seçiyor. Örneğin; parti, mezhep, ulus, kulüp, çete, futbol takımı gibi bunun en küçük en sık rastlananı da aile sanırım.Öyle kişiler gördüm ki; hiç bir ödül beklemeksizin kendini bir kollektif amaca hizmete adamış. Bazılarında hakikaten kişisel ego hiç kalmamış. Hatta bu durum bi ara beni neredeyse cezbedecekti!Gurup adına yaptıkları can siperane çalışmalarını gördükçe kişinin gerçekten de egonun ötesine geçmiş olduğunu söyleyesim gelirdi. Ama sonradan ve birden şunu fark ettim: Bu kişiler gerçekte özgür kalmamışlardı. Biraz daha yakından takip edince, kişisel egonun tamamiyle kollektif egoya transfer edilmiş olduğunu ve bunun çoğu zaman kişisel egodan daha etkili ve tehlikeli olduğunu görüp, titredim. Kollektif ego da aynen kişisel ego gibi; kendini var sayabilmek, onaylayabilmek adına zıtlıklar yaratmak, çatışma yaratacak başka kollektif egolar bulmak/yaratmak uğraşına giriyordu. Çok önceleri de kollektif ego (kollektif delilik) üzerine yazdığımı şu anda hatırladım; ama kimbilir nerede? Üstelik kollektif ego, kendini oluşturan bireysel egolardan daha tehlikeli olabiliyor. Ne de olsa “birlikten kuvvet doğar” tespiti her koşulda işleyen bir kural. Kollektif egonun günlük hayat içinde, tam şu anda insanlara ve tüm dünyaya neler ettiğini görmezden gelip, Hitler’i lanetliyoruz! Bu ne gaflettir tanrım! Yeni bin yılın BİRleşme zamanı olduğunu tüm…