Özgürlük içinde

30 Eylül 2021

İnsan özgürlüğe göz diktiğinde -ki buna ruhunuz ya da auamukanız çölde kalmışçasına susamıştır- önce somut konularda özgürlük gibi anlaşılır, ekonomik özgürlük, bağımlılıklardan, sorumluluklardan kurtulmak gibi gelir. Doğrudur da… Fakat buna kavuşunca özgürlüğün çok daha büyük bir kavram olduğunu anlar insan, insanın ben’den BEN’im’e uzanan hem muhteşem hem de berbat yolculuğudur bu.

Az önce tesadüfen Sartre’ın Sineklerinden bir söylem gördüm,

Özgürlük aniden üzerime çöktü ve ayaklarımı yerden kesti…Gölgesini  yitirmiş bir adam gibi oldum, Cennette hiçbir şey kalmamış, ne doğru ne yanlış ne de bana emirler veren herhangi biri… Kendime yabancıyım, biliyorum. Dışarıda doğa doğaya karşı, hiçbir bahanesiz, nedensiz, çaresiz, kendi içinde bulduğum çare dışında yok bir çare… Yalnızım, yalnızım, yalnız, Ölünceye kadar yalnız.

Benzer bir şey midir bilemiyorum; hayatımdaki dönüm noktalarının birinde (2003-2004) hiç beklenmedik şekilde birlik duygusunu yaşadım, çok kısa sürdü fakat unutulmaz bi görü oldu benim için. Bu görüden şimdiki dikkat alanına döndüğümde tamamen bilinçsizce şöyle bağırdığımı duydu kulaklarım: “her şey yalan (illüzyon) olsa bile ben çokluğa razıyım.” Cümlenin gerisinde söylenmeyen duygu şuydu yalnızlık korkunç bi şey, tahayyül edilmez bir hüzün, yaşamaya değmez ebedi bir hapishane. 

Hayatınızda şu an olmakta olan her şey, özgürleşmekle ilgili diyor Adamus, belki inkar edebilirsiniz ama öyledir. Ve gülüyor ben de gülüyorum. Gülmek güzel şey tıpkı rüyalar gibi ağlamak gibi bizi hafifleten bi şey. Adamus (Tobias’dan yadigar kalan bir kanallık şahsiyeti), özgürleşmenin şu sırada dünyadaki tüm insanlar için tek uğraşı tek mesele olduğunu söylüyor. Özgürleşmek tüm bağlardan ve tanrıdan özgürleşmek hatta RUH’tan (ruh fikri) özgürleşmektir diyor. Özgürlük serisinin ilk konuşmasında şu ana kadar olmadığı kadar cesur! Tanrının man made yani insan yapımı olduğunu açıkça ifade ediyor ki Don Juan (Castaneda’nın ustası Toltek bilgesi) bize bunu tüm kanıtlarıyla sunmuştu daha önceleri.

Tanrıdan özgürleşmek bazı çevrelerce hoş karşılanacaktır ama ruhtan özgürleşmek? İşte bu kolay bi lokma değil, sanırım artık sadece dindarları değil spiritülleri de kaybetmeyi göze alıyor. Bu öylesine bi lokma ki bilimle uğraşan ve kendilerini her şeyin üzerinde gibi gören büyük bir kesimin bile yutamayacağı denli büyük. Peki Adamus bu cesareti neden takınıyor şimdi? Yoksa benim zaman zaman sorduğum şu soruyu mu duydu: “Nereye kadar?

Ruhun saflık ve masumiyet olduğunu, nerdeyse bir çocuk gibi olduğunu da söylüyor Adamus, Bu tam da Kırmızı Kitapta, kendi vizyonlarını hiç sakınmadan paylaşan Gustav Jung’un söylemine benziyor. Jung, orada ruhla karşılaşmış ve onun bir çocuk olduğunu görüp şaşırmıştı, nasıl yani o müthiş dini eğitimler, devasa bir tanrı, aklından geçirirken korku ve huşu ile titrediği o ruh bir çocuk muydu yani? Jung’un bunu hazmetmesi epeyce zaman almış olmalı. 

Aslında bu söylemi tamı tamına Maharaj’ın “ben o ben’im” kavramıdır. Zaten hatırlanacağı üzre Adamus her konuşmasına “ben o ben’im”diye başlar. Birazcık özgürlük, hiç özgürlükten daha berbattır diye tamamlar.

Doğarsın 18 yaşına kadar ailen senin vasin tayin edilmiştir. Onların seni yetişkin olarak (kendi ehliyetine sahip olarak) hayata mezun etmeleri gerekirken, bu yapılamaz çünkü anne baba zaten kendileri yetişkin olamamışlardır! Böylece çocuklarına kendi vasilerini (dinsel,kültürsel, siyasi) her ne ise fark etmez empoze ederek onları yolcu ederler. (Yazılımlar konusunu ayrı bir yazıda ele alacağım)

Birçok insan asla büyümez. Tüm hayatları boyunca, sonsuz bir otorite ve rehberliğe şiddetle ihtiyaç duymayı sürdürürler. “Bu tutum inanç değildir. Saf bir putperestliktir. Kendi kültürünüz bildiğiniz tek kültür ise, kültürünüzün temel varsayımlarını anlamazsınız” der Watts. Tam olarak bu sebepten özgürlüğe yelken açmak için 4 nirengi-kerteriz noktanız olmalı derim. Bu bizi putperestlikten korur.

Bu hikaye böyle bin yıllardır sürüp gider ama şimdi gerçekten yetişkin olmak ve vasilerinizden ayrılmak kendi öz hakkınız olan ehliyetinizi elinize almak ve bunu ilan etmek isterseniz, bu yol her zaman açıktır.

Ben’im diyebilmek için en uygun ve tek zaman: şimdi. Bunu diyebilen kişi bir yetişkin olur ve sadece kendisi için değil tüm ataları, biyolojik ve ruhsal ailesi için beklenen özgürleşmeyi aynı anda sağlar! Tıpkı her bir hücrenin aynı anda haberleştikleri gibi, geçmiş ve gelecek olmaksızın, sonsuz bir şimdiye adım atarlar.

Ayrılık ve özgürlük

Ayrılığın bir fayda uğruna kurulmuş bir rüya (oyun) olduğu gerçekten bilinse hayatta çözülmeyecek hiç bir şey kalmaz. Bizler aslında çok boyutluyuz. Tüm sorunlar, hastalıklar ve tabi özgür olmadığımız hissi, ayrılık bilincinin farkındalıksızlığından kaynaklanır. Bunu zihinleriyle yürekleriyle tastiklemiş olanlar bile zaman zaman işin ucunu kaybedebilir. Hiç sorun değil, Gurdjieff hocanın da söylediği gibi bu yolculukları bir grup halinde yapıyor oluşumuz bizi bu unutkanlıktan kurtarır çünkü bir arkadaşımız bizi nazikçe dürtükleyiverir ve hemen uyanırız, Aloha budur 

 Kahunalar (huna bilgisini yayan, şifacı,şaman) kendilerini, faydalı limitler (ayrılıklar) yaratmakta özgür hissederler. Buradaki kilit nokta, ayrılığın mutlak mı kurmaca mı olduğunu bilmektir. Kurmaca olduğunu bildiğin durum CC bilgisindeki kontrollü deliliğe tekabül eder. Kurmaca olduğunu kabul etmek İz sürmenin gereğidir. Yani ayrılığın keyfi olduğunu bilmek; özgür hissettirir, esnetir, savaşmak için sebepleri yok eder, akışta olmayı, birlikte barış içinde büyümeyi teşvik eder.

Her şeyin bağlantılı ve bir olduğunu, ilişkide olduğumuz her kişinin kendi pasif reenkarnasyonumuz olduğunu, ayrılığın keyfiliğini bildiğimize göre; diğer kişileri göz ardı edip yalnızca kendimizle kalırsak, muhtemelen  mutabakat rüyasından koparız ki bu amacımıza ters düşer ya da daha kötüsü narsistik uyarılara/tedavilere maruz kalabiliriz.

Diğer yandan eğer kendimizi ilişkide olduğumuz kişilere adayıp, nasılsa fark etmiyor diyerek kendimizi unutursak bu kez de bireyselliğimizi kaybeder ve aumakuamızın (yüksek benlik) KU’muzu (bilincimizin beden hafızası bölümü) büyütüp geliştirme aracılığından mahrum kalırız.

O halde UÇlara kaymadan bu muhteşem sistemi deneyebilmek için elimizdeki bu fırsatı(hayatı) sevinçle değerlendirmeliyiz. Sevginin birlikte büyümek olduğunu (aloha) her anımızda hissettiğimiz armoninin hakim olduğu şahane bir şarkı olduğumuzu hatırlamak…

Şunu da hatırlamakta yarar var: Somut ve soyut sınırların bizleri ayırdığını, bütünlüğümüz için bir tehdit ya da kayıp olduğunu, özgürlüğümüzü kısıtladığını düşünsek de aslında SINIRlar şeylerin ortak noktalarını gösterirler!  Sınırların, faydalı ayrılık oluşturmadaki rolünü başka bir yazımızda ele almayı ümit ediyorum.

Eylemsizlik ve özgürlük

Eylemsizliği anlatmak  için chuang tzu şu mükemmel örneği anlatır.

* Sarhoş arabasından aşağı düştüğünde, araba çok hızlı gidiyor bile olsa ölmez. Onun da, aslında diğerleri gibi kemik ve eklemleri vardır, ama ruhu bir bütün olduğu için yaralanmaz. Arabada gittiğinin farkında olmadığı için, düştüğünün de farkına varmaz, ne yaşam ne ölüm, ne telaş ne de korku onu etkilemez, korkmadan ve yaralanmadan, olduğu gibi sağa-sola çarpar. Şarabın sarhoşluğuyla bile böyle bütün olarak kalmak mümkün oluyorsa, bir insanın Gök’le bir olduğunda ne kadar bütün olacağını varın siz düşünün!*

Satorinin ne olduğu Sorulduğunda Suzuki şöyle demiş:

Tıpkı her günkü sıradan yaşantımız gibi,
sadece yerden iki santim yukarıda. 

Peki bu ağırlıksızlık nedir? Bir anlamda bu, çevrede kendinizle sürekli bir zıtlaşma içinde devinmediğiniz anlamına gelir.

Çinlilerin doğa için tzu-jan, (öylece kendi kendine) terimini kullanmalarının sebebi budur. Günümüzde biz olayları akışına bırakabilmek yani özgür olabilmekten tümüyle yoksunuz. Bu insanın herhangi bir konuda eğitime ya da disipline gereksinimi olmadığı anlamına gelmiyor. Ancak sanatsal ya da bilimsel olsun öğrendiğimiz her disiplin her zaman için kendiliğindenliğimiz karşısında ikincil olmalıdır!

Ben de çok sevdiğim Alan Watts gibi Sokrates’in felsefesini doğuştan sahip gibiyim; çünkü o felsefesini anlatırken kendisinin konuşmadığını ancak kutsal bir varlığın onun aracılığıyla konuştuğunu söylermiş.  Her şeyin kutsal olduğunu düşündüğüm için buna aracılık diyorum; neyin aracılığı derseniz şimdi ve burada bütünlüğün ve özgürlüğün aracısı, sesi olmak. 

Sonuç olarak özgür olduğunuzda onu bilmezsiniz! Bu temel Taocu düşüncedir; varolmanın bir şartı olarak varolmama. Chuang-tzu’nun söylediği gibi: Kemeriniz rahat olduğunda onu hissetmezsiniz, Ayakkabılarınız rahat olduğunda sanki onları hiç giymiyormuşsunuz gibidir.

Tao-hsin sorar:
– “özgürleşmenin yolu nedir?

– “Kim tutuyor ki seni?” der Seng-tsan
– “Kimse!”
– “Neden öyleyse özgürlüğü arayasınki” der seng-tsan.

‘Tam davranış” son derece özgür­dür, tasarlanmamıştır, ve spontan/kendiliğinden bir eylemdir.

Sevgiyle birlikte büyüyelim, Aloha

Sibel atasoy
19.04.2021 -Beylikdüzü

 

 

 

 

 

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.