İnsanın tembelliği

14 Kasım 2011

Bi sözün hangi şartlarda söylendiğine bakmaksızın onu yargılamayı kendime uygun bulmuyorum. Çünkü bana göre herşey doğrudur velakin eksik olmak durumundadır. Bunu bilmek yetmez yaşamak gerekir tabi 🙂 İcad ettiğimiz tüm tanımlamalar,  o icad/gereklilik anının bi fotoğrafıdır sadece, onu başka anlar için kullanmak imkansızdır!

Örneğin “bi Türk dünyaya bedeldir” sözünü alıp başka anlar ve durumlar için kullanmaya çalışmak, bi siyasi ya da ekonomik modeli alıp başka bi zaman ve mekana giydirmeye çalışmak gerçekten beyhudedir.

Herhangi bi anın ihtiyacından doğmuş bir “uygulama” ve bunun “çıkarımı”nı, başka ve gerekmeyen durumlar için tekrar tekrar kullanmaya çalışmak insanoğlunun bi tembelliği galiba.

T.E: Yani her yeni zaman kendine göre yeni bir teori üretmeli mi diyorsun?

SA: Şüphesiz. Ve bunun gerçekten TAM bi şey olması için; önceki kanunları kapsıyor olmasına karşılık yepyeni bi şey söylüyor olması gerekir. Bu kolay bişey değildir, işte bu sebeple galiba insanlar kolaycılığa kaçar ve çocuk yapmakla geçiştirir! Sentezden daha kolaydır kaosun yardımını almak :))))

Eski yazılarımdan birinde ele almıştık bu konuyu ve şakayla karışık şöyle demiştik: “sentez yapamıyorsanız bari çocuk yapın! Belki onlardan biri sentez yapmayı becerebilir”

**

Hayat, bireysel özgür irade prensibine göre kurgulandı. Bunu henüz kullanmayan varlıklar için ise “kaos” oluşturuldu. Neden derseniz amaç mümkün olduğu kadar çeşitlenmekti. Eğer çeşitlenme için kendi iradesini kullanmak istemeyen/beceremeyen olursa onları harekete geçirecek mekanizmadır kaos. Zannedildiği gibi düzenin düşmanı değildir o, en has dostu ve yardımcısıdır.

**

Tıpkı kilim dokuma mekiği gibi bir geriye bir ileriye fırlatarak kendimizi dokuyor ve aslında olmayan bir kişisel tarih oluşturuyoruz, yoklukta hayali bir ada gibi beliriyoruz. Okyanusta baş vermiş minik bir ada! Hatta ada bile değil, yalnızca bir dalga, kabarıp baş vermiş su! (Tıklayınız)

Bizim nerdeyse her konuşmamız, rüyalarımız,hayallerimiz, iç konuşmalarımız… Bunların hepsi geçmişe yolculuktur. Biz ışıktan yavaş varlıklar normal olarak geçmişte yaşıyoruz. Bazılarımız iyiden iyiye geçmişte yaşıyor:)))

Hep geçmişte yaşıyor olmamıza rağmen bu geçmişte değişiklik yapabildiğimize delalet etmiyor, bu büyük bir niyetlilik ve dirayet, sabırlı ve periyodik bi çaba gerektirir. Eh bu olmayınca geleceğimiz de kabak gibi bellidir, falcılara epey iş çıkar! Geçmişte yaşamak ve onu aynen tekrar tekrar etmek bizi ve geleceğimizi olduğu yere çakar! Buna Toltec jargonunda “kişisel tarihin sabitlenmesi” de denir.

Kişisel tarihin sabitlenmesi bizi yerimize mıhlıyor bu sebeple tercih etmiyoruz. Ama geçmişe onu değiştirebilecek seferler yapabilir ve kişisel tarihi giderek boşaltırsak, hem şu anımız hem de geleceğimiz yeni açılımlar yapar. Bu öylesi bi aşamaya gelir ki, gelecek ve geçmiş bile kaybolabilir, böylece özgürleşebiliriz 🙂 Bu hatıraların unutulması anlamına gelmez öylesine bi hastalık ismi veriliyor. Amaçlanan duygusal depoların boşaltılması. Bizi hafifletecek olan sadece bu.

**

“Kibir, bir yandan bizde iyi olan her şeyin özüdür, öte yandan çürümüş herşeyin özü. Kibrin çürümüş yanından kurtulmak ustalıklı bir taktir gerektirir.”CC

**

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.