Kırmızı Ayakkabılar Masalı
esinti , Öyküler / 18 Aralık 2012

-Kurtlarla Koşan Kadınlar Kitabından- Bir zamanlar ayakkabıları olmayan öksüz bir çocuk varmış.Fakat çocuk, bulduğu bütün kumaş parçalarını biriktirmiş ve bir süre sonra kendisine bir çift kırmızı ayakkabı dikmiş.Görünüşleri kabaymış, ama onları seviyormuş.Günleri, hava iyice kararana kadar dikenli koruluklarda yiyecek toplamakla geçse de, ayakkabılar ona kendini zengin hissettiriyormuş. Bir gün paçavralar içinde ve kırmızı ayakkabılarıyla yoldan aşağı yorgun argın yürürken, yanında aniden yaldızlı bir at arabası durmuş.İçinde yaşlı bir kadın varmış.Onu eve götürüp kendi küçük kızıymış gibi davranacağını söylemiş.Böylece yaşlı zengin kadının evine gitmişler.Çocuğun saçları yıkanıp taranmış.Temiz beyaz iç çamaşırları, güzel bir yün elbise, beyaz çoraplar ve parlak siyah ayakkabılar verilmiş.Çocuk, eski giysilerini, özellikle de kırmızı ayakkabılarını sorduğunda, yaşlı kadın giysilerinin çok kirli ve ayakkabılarının çok gülünç olduğunu, bu yüzden onları ateşe attığını, orada yanarak kül olduklarını söylemiş. Çocuk çok üzülmüş, çünkü çevresindeki bütün zenginliklere rağmen kendi elleriyle yaptığı basit kırmızı ayakkabılar ona en büyük mutluluğu veriyormuş.Şimdi hep uslu uslu oturmak, sekmeden yürümek ve kendisiyle konuşulmadan konuşmamak zorundaymış, ama yüreğinde gizli bir ateş yanmaya başlamış ve eski kırmızı ayakkabılarını her şeyden daha çok özlemeye devam ediyormuş. Masumlar Günü’nde kilise topluluğuna kabul edilecek kadar büyüdüğünde, yaşlı kadın bu özel gün için hazırlanmış bir çift ayakkabı almak üzere onu yaşlı ve sakat bir…

Poyraz öyküleri
Öyküler / 11 Aralık 2011

Poyraz Esintisi – Çizgi Roman Kahramanımız Poyraz’ın fiziksel, düşünsel ve duygusal özellikleri: Kumral, yeşil gözlü, saçları orta kalınlıkta yumuşak ve hafif dalgalı, soldan sağa doğru ayırarak tarıyor, zaman zaman alnına düşüyor. Canlı ve hareketli orta uzunlukta saçlar. Alnı geniş ve muntazam, burnu hafifçe büyük, dudakları dolgun, kulakları küçük. Boyu 1.85, atletik bir yapısı var, futbol oynadığı için bacak yapısı kalınlaşmış. Uzun parmakları ve orta büyüklükteki elleri, geniş omuzları var. Poyraz, babasını iki yaşında kaybetmiş, yoğun fakirlik ve acılarla büyümüş bir genç. Kendisi ve ağabeyi, az rastlanır ölçüde zekiler. Şartların ağırlığı nedeniyle hayalindeki kendisi olamadığı için biraz ezgin kompleksi var. Yakışıklılığını ön plana çıkarıyor; çünkü zekasının hakettiği bir toplumsal konuma ulaşamamış. Maço tarzını seviyor. İnsanlar üzerinde dehşet gözlem ve çıkarımları var. Kendini “anda” olana bilinçli olarak veriyor, herşeyin farkında fakat buna rağmen kendini deneyimlerden sakınmıyor. Kendini kaybetmeden, bütünle birlikte olabilmeyi başarıyor. Fakat tüm bu özelliklere karşın, gayet saf bir tarafı var. Tahmin edilebileceği gibi fanatik biri değil. Futbolu profesyonel olarak oynamış, seviyor. Kadınlar söz konusuysa çok kıskanç, öfkesi gözünü karartıyor ancak şefkati kolayca devreye giriyor. Küçük yaştan beri radikal görüşleri var, kominist partisine oy veriyor. Mesleği acil sağlık görevlisi. Güçlü kişiliği sebebiyle, her kesimden insan üzerinde saygın bir intiba bırakıyor. Aile…

Ma Ülkesinde
Haftanın Masalı , Öyküler / 22 Ağustos 2010

Yeryüzünün birinde, lineer olmayan zamanda önce mi sonra mı olduğu fark etmeyen bir çağda geçiyor öykümüz. Tan ağarırken kalkıyordu Ma, zaten başka türlü yapacakları bitmezdi onun. Çocuklar yani Magid (kız çocuk) ve Magig (erkek çocuk)ler uyanmadan onlara yiyecek toplamak, ateş yakmak, ya da hava soğuksa geceden kalıp kösnülleşen ateşi harlamak, aşı pişirip hazırlamak gerekiyordu. Hayatta kalmak ve soy devam ettirmek için aklınıza gelebilecek tüm faaliyetler Ma tarafından yapılmaktaydı o zamanlar. Yalnızca bazen biraz büyümüş Magidler analarına yardımcı olurlardı. Ne de olsa bir süre sonra onlar da MA olacaklar ve hayatın tümünü bir başlarına götüreceklerdi. Büyümüş erkekler mi? Onların toplulukta isimleri bile yoktu denebilir. Fiziki yapıları daha iri ve güçlü olmalarına karşın gayet havai ve bilinçsiz bir hayat sürüyorlardı onlar. Akıllarına eseni yapıyorlar, dağ tepe gezip avlanıyor, oyunlar oynuyorlardı ve tabi MAların ışıltılı parlaklığı onları çağırdığında hemen koşarak geliyor ve tüm masumiyetleri ile sevgilerini sunuyorlardı. O çağlarda isimsiz erişkin erkekler sınırsızca özgürdü. Tabi onlar bunun anlamını bizim şu anda ve bu yeryüzünde algıladığımız anlamda bilmekten çok uzaklardı. Yitirmediğiniz bi eşeğin kıymetini bilemezsiniz. Zamanın önemi yok ama diyelim ki yüzbinlerce yıl üç aşağı beş yukarı böyle yaşayıp gittiler orada. Derken küçük küçük sızıldanmalar, mırıldanmalar başladı Ma’ların arasında. Bazen ağaç keserken ormanda, bazen…

Bölüm DO
Öyküler / 23 Kasım 2008

   “Keeestik!”   Bir an süren sessizliği bir alkış tufanı yıktı. Pırıl pırıl güneşli günde boğazın üstünde, o sessiz görünen çıkmazın her yerinden insanlar fırladı. Kalabalık gülerek, alkışlayarak merkeze, yönetmene doğru yürüdüler. Aylardır süren çalışma bitmişti. Filmin son karesi de çekilmişti.   Yönetmen, oturduğu küçük tabureden kalktı. Uzun boyluydu. Sakalları kırlaşmıştı. Başında yaramaz bir oğlan beresi vardı. Oduncu gömleğinin kolları düzgünce dirseklerine doğru kıvrılmıştı. Yanına ilk ulaşan cüsseli adamın tebriğini kabul etti, öpüştüler “Geçmiş olsun hocam” herkes birbirini tebrik ediyordu. Kırk yaşlarında görünen, düz sarı saçları kulak hizasında kesilmiş güzel bir kadın itişip kakışarak yanaştı, yönetmenin kulağına doğru eğilerek “Hocam küçük bir parti hazırlamıştık içerde, siz ne zaman derseniz herkesi oraya alacağım” dedi. Adam sanki bittiğine inanamıyormuş gibi gözlerini kırpıştırarak baktı prodüksiyon amirine. Sonra silkinerek o ana geldi “Tamam Ayla Hanım, teşekkürler. Şimdi geçelim o zaman” Onayı alan kadın kalabalığa doğru çağrısını yaptı. Herkes gülerek, şakalaşarak, az önce kapalı duran bahçe kapısından içeri doluştu. Geniş salonun terasa bakan kapıları da açılmış, ortaya uzun bir kokteyl masası hazırlanmıştı. Koltukların üzerinde beyaz keten örtüler duruyordu hala…   Ekibin en neşeli siması makyöz Melahat, elindeki votka-portakal bardağını resmini çeken kamera asistanına doğru kaldırdı “Nazdrovya!” Arkasından geçmekte olan set amiri “filmin etkisinden kurtulamadın herhal!”…

Hayat Sayacı-dizi film hikayesi
Öyküler / 03 Kasım 2008

Hayat Sayacı   Ana Karakterler:   Nedret: 40 yaşlarında, şişmanca, uzun siyah saçlı, hiç evlenmemiş bir kadın;                         Babası deniz subayı, vefat etmiş. Annesi Heybeliada’da yaşıyor. Kendisi onbeş sene kadar hosteslik, kabin amirliği yapmış daha sonra sinirsel yapısının hassaslığı nedeniyle istifaya zorlanmış. O zamandan beri çalışmıyor ve babasından aldığı aylıkla geçiniyor. Oturduğu apartman dairesi onbeşyıldır kendisine ait, babası tarafından alınıp kendi üzerine yapılmış küçük bir daire. Babasının ölümünden sonra bir süre annesiyle birlikte bu evde oturmuşlar, ancak aralarında süren anlaşmazlık devam edince annesi kendi annesinden miras kalmış olan Heybeliada’daki eve taşınmış.                         Nedret, özellikle işten ayrıldıktan sonra kendisini tamamiyle okumaya vermiş, metafizik ve mistik derneklere üye olmuş ve son beş yıldır kendini ve evreni sorguluyor. Ancak, buralarda öğrendiği öğretiler kendisinde henüz  entellektüel bilgi düzeyinde bulunmakta, öğrendiklerini hayatına geçiremediği açıkça gözlenebilmektedir. Oysa kendisini tüm gerçeği kavramış, aydınlanmış bir insan olarak görür, olaylara ve kişilere üstten bakan; ama melekvari bir anlayışla yaklaşan kişi rolüne soyunmuştur. (Tavır; “Ahh bir bilseniz gerçeği” der gibi olmalıdır)                         Son bir kaç yıldır tarot falı bakmaya başlamıştır. Bu konuda doğaüstü bir yeteneğe sahip olduğunu; belki de söz konusu metafizik eğitimlerin kendisinde böyle bir yeteneğe yol açtığını sanmaktadır. (Bu konuda ünü oldukça yaygınlaştığından, çok gelen gideni olur, para…

İkibinyirmi2
Öyküler / 03 Kasım 2008

İkibinyirmi2   Bir Düğün Töreni – 1. Bölüm-   “Aşkım bundan emin misin?” “Eminim Beyhan. Sen değil misin?” Gülücük işareti ardından hayret eden adam işareti “Tabi, evet, eminim tabi. Ben ilk günden beri eminim sevgilim.” “O zaman ne duruyoruz?” “Haklısın Tansu. Çok heyecanlıyım. Dün gece annemleri arayıp söyledim.” “Yaa… Ne dediler?” “Aman ne diyecekler Tansu. Seni ne kadar sevdiklerini bilmiyomuş gibi soruyorsun” göz kırpma işareti. “Bu gün başvuruyu yapalım mı?” “Bugün mü?! Kalbim kuş gibi çarpıyo, bennn…” “Seni seviyoruuuuuummm” “Sana aşığıııımmmmmmm” “İşlerimi bitirince hemen yanına geliyorum. Biliyosun başvuru anında birlikte olmamız şart.” “Biliyorum. Tamam bekliyorum seni o zaman. Seni seviyorum tatlım.” “Ben de bayılıyorum sana. Yok… Ölmekle bayılmak arasındayım. Hadi şimdilik bay bay, işe dönmeliyim.” “Güle güle bitanem, mucukksssss”   Beyhan, ekrandaki küçük not penceresini kapatıp işine devam etti. Artık dünyada hemen herkes kendi tayin ettiği yer ve zamanda çalışıyordu. Bazı özel durumlar hariç, ofis ve çalışma saatleri tarihe karışmıştı. Bir saat sonra işini bitirip, yerinden kalktı. Küçük pencereden dışarıyı seyretti bir süre. Güzel bir öğleden sonra güneşinde, göz alabildiğine yeşil alanlarda bi kaç çocuk top oynuyorlardı. Onlara özendi. Biraz da heyecanını bastırmak için, spor ayakkabılarını giydi, dışarı çıktı. Tansu gelene kadar evde beklemek istemiyordu. Hemen evin çaprazında küçük bir…