Gizemli Dünyaların Kapılarını Aralayın!
Basında / 31 Mayıs 2012

YENİ’den DOĞANLARA PUZZLE’IN PARÇALARINI ÇÖZMEYE HAZIR MISINIZ? Gizemli Dünyaların Kapılarını Aralayın! Sibel Atasoy  yeni kitabı ‘Yeni’den Doğanlara’ ile ‘bilinmeyenin kodlarını okuyucuları için tekrar kelimelere döküyor. ‘Kadınsı Şüpheler’, ‘İyi Enerjiler Dükkanı’, ‘Düğümlerle Bağlıyız’, ‘Gömüt’ gibi 12 öyküden oluşan kitap, sade anlatımıyla yaz aylarında keyifle okuyacağınız bir kitap niteliğini taşıyor. Yazar, Rüya Görüşmecisi, Birleşik Alan Kullanımı Uygulamacısı Atasoy, bu kitapla yaşamımızdaki sıradan olayların içerisinde görünmeyeni keşfetmemiz için, kimi zaman fantastik kimi zaman heyecanlı bir polisiye kurgu tadında bir yolculuğa çıkarıyor. “Sık sık dile getirdiğim gibi evreler çok önemli. Kişisel evrelerimizin yanı sıra Dünya’nın da gezegen olarak evreleri var. Doğru ve yanlışın ötesine, fark etmez bölgesine geçildiğinde bu evreleri görebilme şansımız da oluyor. Sembol lisanı, insanlık bilincini nesilden nesle aktaran en önemli unsur. Öykü, masal ve şiir, tıpkı rüyaların dili gibi sembollerle bezeli.  Sanıyorum ki okurlarımın bilinçaltları, bu kitaptaki istasyonları kendi benzersiz girişim desenlerine uygun bir biçimle değerlendirecektir. Romanlarımda olduğu gibi öykülerimde de yazarken hedeflemediğim birçok unsurun aralıklardan içeri sızdığına şahit oluyorum, bunlar çoğu kez dikkatli okurlarımca yakalanıp bana bildirilir, gerçekten şaşırtıcıdır. Bu tür olayların çokluğu bana kesin olarak gösterdi ki, çok katmanlı gizemli bir varoluşta yaşayan muhteşem varlıklarız.” Yeni’den Doğanlara: Aylin’in içinde gençliğinden beri şifacı olacağına dair süregelen bir his vardı. Arkadaşı…

Ölümsüz Öyküler Kulübü
Basında / 12 Ocak 2012

Bugün bahtıma hep eski şeyler çıkıyor-benim web site saatlerdir açılmıyor, ben de birikmiş işleri yapmaya çalışıyorum- O zamanlar basında çok yer alırdık, Gazeteler dergiler televizyonlarda, Ölümsüz Öyküler yayımevi sebebiyle. Türkiye’de böyle çılgınca girişimler pek sık olmuyo ne de olsa 🙂 2001-2004 yılları arasında binlerce ham öykü, roman denemesi okudum, hem de bilgisayardan (rakam abartılı değil),değerlendirdim, yarışmalar düzenledik, kitaplarını öykülerini bastık, fantastik ve bilimkurguyu diğer yayımevlerinin gözüne sokana kadar uğraştık. o kadar çok gençle hatta çocukla irtibat kurduk ki elimde bikaç foto kalmasa hatırlamam zor. Güzel anılar, gülümseten, iyi ki yapmışım dedirten. Hürriyet arşivi 2003’ten bi geniş röpörtajda: Xasiork Ölümsüz Öyküler Kulübü’nü, sadece bir internet sitesi olmaktan çıkarıp, yayınevine dönüştüren süreç, Sibel Atasoy’un gönderdiği mail ile başladı. ‘‘İnternette gezerken siteyi buldum. Fantastik resimlerin, labirentlerin olduğu karmaraşık bir siteydi. Bana çok uygundu, çünkü ben düzeni sevmiyorum. Ne güzel bir yer, diye düşündüm. Mesaj atıp kutladım. Baktım cevap geldi. Sonra, geçen mayısta bir kafede Orkun’la buluştuk. Kafeden kalkarken yayınevini kurmaya karar vermiştik. O hafta düşüncemizi gerçekleştirdik. Orkun’un ve benim kitabım hazırdı. Ertesi ay ikimizin de kitabı çıkmıştı.’’ demişim. Gerçekten samimi, biraz toyca belki ama yüreklice 🙂

1998 nireee 2012 nire
Basında / 12 Ocak 2012

Ne arıyordum ne buldum! İnternet arşivlerimden bulurum ümiidiyle nette aratıyordum ve çoook eskiye dair 1998 yılından bi haber çıkardı karşıma. Organizasonunu yaptığım bi iş için -davetim üzerine gelen- astrolog Yasemin Boran şöyle demiş: Düpedüz ‘‘birlikten kuvvet doğar’’ sözünü onaylar bir tutum içindeydiler. Hele Sibel Atasoy’un geç saatlere kadar çalışabilmesi, ancak yaptığı işi sevenlerin harcıydı. Ve hiç şikayet etmediği gibi, ‘‘Geceyi seviyorum. Zihinsel faaliyetim daha yüksek oluyor’’ diyordu. İşin esasına bakacak olursanız, üç tip insan olduğunu görürsünüz. Birinci tipler (Tarla kuşu), sabah erken kalkan ve günün erken saatlerinde verimli olup akşam saatlerinde pili bitenler. Bu tipler, akşam saat dokuz, on gibi uyuklamaya başlar ve ne olursa olsun, gözlerini açamazlar. Diğer tip ise (Yarasa), sabah saatlerinde uyuyup akşam saatlerinde verimli çalışmalar yapanlar. Bunlar sabaha kadar çok yüksek randımanla çalışabilir ve uyanık kalırlar. Üçüncü kategoriye girenler ise, karışık tipler. Hem sabahın erken saatlerinde verimli olabilirler hem de gecenin geç saatlerinde çalışabilirler, diyorum, Yasemin’ce… http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-18597 Ben bu organizasyonu tek başıma ve profesyonel olarak (para karşılığı anlamında) yapmıştım. Hatta Beyaz’ı da davet ettim geldi, o zamanlar çok popülerdi. Herkes onu sevmişti hatta bahar yağmuru altında izlemişlerdi 1998 nireee 2012 nire, depremden bile önceee 🙂 Hey Fethiye heyyy, selam olsun gözüm sana

Zaman akıp gidiyor..
Basında / 19 Mayıs 2011

Geçmiş zaman olur ki… Beş yıl önce tam da doğum günüme rastlayan bir günde SKA nın ikinci basımına dair bir haber yayımlanmış, öylesine karşıma çıkıverdi. Nasıl mı? Hani ormanda etrafa pirinç taneleri serpip yürüyorum ya! http://agnia.blogcu.com/gun-aydin-devir-hayirli-olsun/294274 Sibel Atasoy, yeni romanı ‘Sırıtkan Kırmızı Ay’da kendimize sormaya korktuklarımızla yüzleştiriyor bizi 19/05/2006 (281 defa okundu) Radikal kitap eki BAŞAK ÜMİT (ArÅ�ivi) ‘Yalnızca seçimlerin sonucu bu. Her defasında bizi toprak bir çömlek gibi şekilden şekile sokuyor…’ Sırıtkan Kırmızı Ay daha ilk cümlesiyle okuyucuyu ‘seçimler’ üstüne etraflıca düşünmeye çağırdığını gösteriyor. Ama sabırsız okuyucu için zekice kurulmuş bir tuzaktan başka bir şey değil bu. Okuyucunun, yapıtı keyfi doğrultusunda parçalaması tuzağından söz ediyorum. Bütün büyük yapıtların okuyucusuna sunduğu türden bir tuzak; ‘yapıt’ın etkimeyi kafasına koyduğunu, kendinden beklenmeyecek çabuklukta ele geçirdiği konusunda yanılgıya düşen okuyucu, soluklanabileceğini düşündüğü noktada ummadığı sarsıntılarla karşılaşmaya başlar. İçeriğe, biçime ve anlatımın diğer bileşimlerine yazarın ustalıkla yerleştirdiği ve bütün olarak yapıta ‘gömütlenen’ entropil etki hem kahramanları hem de okuyucuları içinden çıkmakta güçlük çekecekleri bir duruma sokuyor. Şaşırtıcı bir kurgu Büyük şehirlerden gelip bir sahil kasabasına yerleşmiş, orta yaşlarda üçü kadın biri erkek dört insanın, sıradan hayat akışında oluşturdukları arkadaşlığın, bütün bu olaylara gebe olduğunu kim bilebilirdi ki! Her biri durmamacasına diğerleri ile yer değiştiren…

Venüs Bağlantısı
Basında / 27 Ağustos 2010

Venüs Bağlantısı, bir kez daha yuvasında 🙂 http://www.xasiork.biz/buyuksalon/index.php?option=com_fireboard&Itemid=42&func=view&catid=509&id=51389#51389 Gerçi bugün Mars’ın en yakın günüymüş, kimbilir belki Venüsün de bi planı vardır :))) Not. Adres açılmazsa firefox kullanmak gerekiyor.

Rüyalar- Akşam Gazetesi
Basında / 24 Ocak 2010

AKŞAM | CUMARTESI | 23 OCAK 2010, CUMARTESİ Rüyalarınızı çözerek bilinçaltınızı rahatlatın Gördüğümüz ilginç bir rüyayı yorumlatmak, o rüyanın mesajlarını keşfetmek isteriz.  Biyoenerji uzmanı ve rüya analisti Sibel Atasoy, 0-6 yaş arasında şekillenen bilinçaltımızın rüyalarımızla verdiği mesajları anlamanın yollarını öğretiyor. Bu yöntem kişisel farkındalığı artırıyor. Uzun yıllar finans sektöründe üst düzey yönetici olarak çalıştıktan sonra bir anda sahip olduğu her şeyi bırakıp Fethiye’de bir adada yaşamaya karar veriyor Sibel Atasoy. Orada hem kendini dinliyor hem de düşünmek için bol bol vakti oluyor. Doğal yaşamla kucaklaşma ve sessizleşme dönemi olarak adlandırdığı bu süreç 7 yıl sürüyor ve bu arada birkaç tane kitap yazıyor. Ardından İstanbul’a dönüyor. Bir arkadaşının vasıtasıyla rüya analizi yapmayı öğreniyor, biyoenerji alanında çalışıyor… Biz, onunla rüya analizi ile ilgili yaptığı çalışmalar nedeniyle bir araya geldik. Ve her zaman ilgi duyulan rüyalar dünyasına yolculuğa çıktık. – Rüyalarla ilgilenmeye ne zaman başladınız? Felsefe kulübüne devam eden bir arkadaşım vardı, ben de fırsat buldukça onunla toplantılara katılıyordum. Orada rüya analizleri de  yapılıyordu. O yöntem ilgimi çekmişti; onu öğrendim. İstanbul’da yaşamaya başladıktan sonra, analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung’un takipçisi Gayle Delaney tarafından oluşturulmuş yönteme ait bir kitap buldum. 10 yıl önce ilk kez bir grup oluşturdum ve o öğrendiğim yöntemle rüyaları analiz…

Açık Radyo
Basında / 15 Şubat 2009

Yarın yani pazartesi sabah 11.00 de Açık Radyo’da  Sayın Melda Keskin’in konuğu olacağım. Malum bende hazırda pek diyecek bişey yoktur ama bakarsın da an bize bazı şeyler getiriverir 🙂 (En azından rüya konusunu unutmasam bari)

Metafizik Yenir mi?
Basında / 03 Kasım 2008

Xasiork – Ölümsüz Öykü Kulübü” röportaj… Metafizik yenir mi? “weblebi.com Temmuz/2003” Oylum Gölbaşı xasiork@xasiork.com Felsefe öcü müdür? Metafizik yenir mi? Mistisizm ne işe yarar? Fiziğin felsefelisi mi makbuldür yoksa felsefesizi mi? Bilim ve metafizik çelişir mi yoksa kardeş kardeş geçinebilir mi? Tüm bu kavramlar hayatınızın ne kadar içinde ya da değil bilinmez. Belki siz de tüm bunları ‘mantık ve bilim dışı’ bulup burun kıvıranlardansınız. Belki de merak edip araştıranlardan. Belki de hiç ilginiz olmadı hayatınız boyunca. Cevabınız ne olursa olsun Sibel Atasoy’un romanlarına kayıtsız kalamayacağınız kesin. Çünkü yoğun bir görsellikle kaleme alınmış Sırıtkan Kırmızı Ay ve Venüs Bağlantısı romanlarının usta işi, heyecan dolu hikayelerinin içinde yepyeni fikirler ve sağlam bir hayat felsefesi bulacaksınız. ———————————- Metafizik, mistisizm edebiyatınıza nasıl girdi? Aslında yeni bir yazar olduğum için bu olaya metafizik, mistisizm hayatıma nasıl girdi diye bakmak lazım. Hayatıma 15 sene önce girdi. Her zaman çok okuyan ve çok da düşünen bir insandım. Yanlış anlaşılmasın, düşünmenin çok matah bir şey olduğunu söylemiyorum. Fakat elimden başka türlüsü gelmiyor. Çok düşünürdüm, araştırırdım, felsefeye de ilgim vardı. Küçüklükten beri de kendimi hep biraz tuhaf bulurdum. Genelde günlük yaşamımı sürdürürken insanlardan o tuhaflık duygusunu gizlemeye çalışırdım. Yaklaşık 15 sene önce seçtiğim, aldığım yüzlerce kitaptan bir tanesi beni…

Virgül Dergisi – Ömer Türkeş
Basında / 03 Kasım 2008

Venüs Bağlantısı, Sibel Atasoy, Xasiork yay. 266 shf.) Her ne kadar kitap kapağında fantastik boyutuna vurgu yapılmış olsa da, Sibel Atasoy’un “Venüs Bağlantısı” toplumsal meselelere sıkı sıkıya bağlı bir polisiye. Romanın küçük kahramanı Lizen’in kendi kendine yaptığı esrarlı karalamalarla hikaye başka dünyalara taşınmasına taşınıyor, ama romanın bütünlüğüne doğrudan etkisi olmuyor bu küçük hikayeciklerin. Sibel Atasoy’un asıl meselesi Alev’in, İlhan’ın, Hamit’in ve Selma’nın rastlantılarla içine düştükleri muammanın çözüme kavuşturulması… Kısaca özetliyeyim; sade birer vatandaş olarak yaşayan Alev ve İhsan, bir gün aniden ortadan kaybolan Selma Darıca’yı bulmaları için kendilerini resmi kimlikli kişilerce ayrı ayrı görevlendiriliyorlar. Selma’nın kocası Rıfat da karısını aramakta ve Alev’i sık sık rahatsız etmektedir. Sayfalar ilerledikçe başlangıçta birbirini hiç tanımayan roman kişilerinin yolları bir noktada kesişir. Ancak düğümler çözülmez, tersine önce bir TV muhabirinin, ardından Selma’nın kocasının öldürülmeleriyle içinden çıkılmaz bir hal alır. Üstelik İlhan cinayetlerde zanlı durumuna düşmüş, kurtulabilmesi asıl suçluları bulmak zorunlu hale gelmiştir… Sibel Atasoy, bütün bu gelişmelerin nedenini nükleer atıklar üzerinden uluslararası şirketlerin kirli faaliyetlerine kadar genişletirken işin Türkiye ayağını bir medya patronuna ihale etmiş. Ekonomik krizin insan hayatlarına yaptığı etkilere, tefecilerin kararttığı hayatlara, mafya ile yüksek düzeyli görevliler arasındaki bağlantılara da yer veren roman bir yandan Susurluk’u hatırlatıyor, diğer yandan Susurluk’ta ortaya çıkan…