Kendilik algısı

09 Ekim 2020

Esra ile bir başka sohbetimiz:

Esra: Görünür olmak neden bu kadar önemli? Ve görünür olmakla kadın olmak arasındaki ilişkiyi merak ediyorum.

Sibel: Senin için görünür olmak ne anlamda kullanılıyor?

E: John Berger’in görme biçimleri isimli kitabından bir bölüm paylaşmak istiyorum bu hususta.

Bunun tersine bir kadının varlığıysa, onun kendine karşı olan tutumunu gösterir; o kadına karşı nelerin yapılıp nelerin yapılamayacağını belirler. Kadının varlığı hareketlerinde, sesinde, fikirlerinde, yüz ifadelerinde, giysilerinde, seçtiği çevrelerde, zevklerinde ortaya çıkar. Gerçekten de kadın kendi varlığına katkıda bulunmayan hiçbir şey yapmaz. Varlığı, kadının kişiliğiyle öylesine iç içedir ki erkekler bunun bedenden çıkan bir tütsü, bir koku, bir sıcaklık olarak algılarlar.

Kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel, çevrelenmiş bir yerde doğmak demektir. Kadınların toplumsal kişilikleri, böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı gelişmiştir. Ne var ki bu, kadının öz varlığının ikiye bölünmesi pahasına olmuştur. Kadın hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır. Hemen hemen her zaman kendi imgesiyle birlikte dolaşır. Bir odada yürürken ya da babasının ölüsünün baş ucunda ağlarken bile ister istemez kendini yürürken ya da ağlarken görür. Çocukluğunun ilk yıllarından başlayarak hep kendi kendisini gözlemlemesi, bunun gerekli olduğunu öğretmiştir ona.
Bu kitapta bu bölümü okumadan önce bunu çok doğal bir şekilde  yapıyordum ancak yaptığımın  farkında değildim. Bilincimin Kendilik algısı aynı anda hem gözleyen hem de gözlenen konumunda oluyordu çevremde insanlar olduğunda. Aynı anda hem içeride hem dışarıda oluyordum. Hem nasıl göründüğümü görüyorum hem de karşımdakini görüyorum. Sanki karşımdakinden yansıyanı ondan alıyorum. Ben bunu herkesin yaptığını zannediyordum.

S:   Çok güzel bir gözlem yapmışsın kendin hakkında. Birçok kadın, insan bunu yaptığının farkında olabilir olmayabilir de çok da konuşmuşluğum yok insanlarla bu konuda. Ben herkes yapıyor zannederdim. Çocukluğumdan itibaren seyrederim kendimi dışardan. Ve söylediklerinde çok haklısın. Bunun sebepleri arasında yazarın söylediği unsur da var tabi, benim düşüncem bu konuda şu: Erkekler 1. Farkındalık düzeyinde doğuyorlar genellikle tabi ki istisnaları var. Urban Shaman konseptinde yani Lemurya Huna bilgisinde dört farkındalık düzeyi var. Bu düzeylerden ilki fiziksel düzeydir. Onlar 1 ve ben rakamıyla ilişkilidir. Şu uygulama kendini dışarıdan görebilme pratiği olarak gayet kullanışlı:

E: Erkekler kadınlardan farklı bir seviyede doğuyorlar yani nedeni bu mu? Peki kadınlar 2. Seviyede mi doğuyorlar. Yani İkilik gör-ebil-mek mi ?

S: Evet bu durum söylediğim gibi bir çocuk egosantrikliği getirir. Henüz çocuk, ben ile dış dünyayı ayırmamıştır. Gerçeği odur aslında. Daha sonra özneler öğrenilir ve ayrılır yavaş yavaş. Erkekler genellikle bu durumdadır. Yani hayatları boyu böyledir. Kadınların çoğu ise bir düzey daha yükseğinden doğuyorlar 2. Farkındalık düzeyinde. Bu da hislerinin diğer duyusal girdilerin farkında olmak manasına geliyor. Bununla ilgili birtakım şeyler de yapabiliyorlar. Kelimelerin ardına gizlenmiş duyguları okumak, kehanet sayılabilecek uygulamalar gibi, kadınlardan bir şeyler saklamak mümkün değil, erkekler bunun farkında olmasa da. İkinci farkındalık düzeyinde olanlar kelime ile söylenmiş olanı değil de altyazıları okur. Tabi ki bunu okuyabilen erkekler de var bu arada, kadınların anlaşılmaz olduğu ile ilgili şaia muhtemelen bu sebepledir. İkinci Farkındalık düzeyi sanatla, büyücülükle, birçok psiko tarzı şeylerle ilgilidir. Kadınların kendi dışına çıkabilmesinin sebebi de muhtemelen en az ikinci Farkındalık düzeyinde olmasıdır. Fakat bunun farkında olmak ve bunu yaşadığı şeylere bağlamak ayrı bir hüner ister. O da 3. Farkındalık yani bağlantı düzeyi gerektirir. 3. Farkındalık düzeyindeki insan sayısı dünyada çok çok düşük olduğu için çoğu bunları görürler ama kendi lehlerine kullanmayı beceremezler. İşte böyle…

E: 3. Farkındalık seviyesi çok özelmiş. Peki arada üçüncü Farkındalık seviyesine çıktığımız indiğimiz olabiliyor mu?

S: Tabi ki, bazı insanların 3. Farkındalık seviyesine çıktığı indiği anlar olabilir çok iyi yakaladın. Ama 3. Farkındalık düzeyi genelde soyut düzlem gerektirir. Eylemsel değil, bilgi düzeyidir. Onu soyutta birbiri ile bağlamak gerekir. benim gözlemlerime göre insanların çoğunun hatta iq zekaları çok yüksek insanların bile soyut düzeyleri pek açık olmayabiliyor. EQ ve SQ düşüklüğü ilişkiler ve derinlik olarak günlük hayatta hemen kendini gösterir. Bu söylemimden cinsiyetçilik anlaşılmasın bu arada☺️

E:  Bakış açınızın cinsiyetçi olduğunu asla düşünmedim. Eşim mesela altyazıları okuyabilen bir erkek. Onunla beraber hatta bu tür yorumlarımız vardır. Şunu diyor ama aslında altında yatan neden bu tarz konuşmalarımız vardır. Yine de bir kadın seviyesinde değil. Bilinçaltı ile ilgili olsa da bir kadın seviyesinde olduğunu zannetmiyorum. Ama çoğunluğu için gerçekten durum böyle dışarıda görünenle ikna olabiliyorlar. Bir kadın olarak eril yanım vardır hareketlerimde açık ve net olmak konusunda. Ama hayatı okuyan tarafım daha dişil. O gizli görünmeyeni okumayı çok severim. Kadınların özel bir yanları olduğunu düşünüyorum. Hani kutsal kase olayındaki gibi. Bu konuda gördüğüm rüyalar da ben kadın olmak konusunda daha ilgili yaptı.

S: Eşinin anlattığı gibi olması çok büyük bir şans. Bu şans herkese vurmuyor. O yüzden bunun gerçekten kıymetinin bilinmesi lazım her iki tarafın da bilmesi lazım. Birinci farkındalık düzeyinde olan insanların, en azından zamanının büyük bir kısmını bu şekilde geçiren insanların metaforları anlaması zaten imkansız. Metaforla açıkladığınız bir şeyi biraz daha daha açık anlatsana diyorlar. Metafor açık anlatıldığında amacını tamamıyla yitirir. Normal kelimelerle konuştuğum ve anlattığım bir şey sadece beynimize hitap eder. Bizim yapısal olarak değişmemize, bilginin hücrelerimize intikal etmesine ve günlük yaşamda uygulanabilir hale gelmesine; yaşayarak elde edilen tecrübeler ve metaforla anlatılan şeyler sebep olur. Dolayısıyla eskiden eğitim tamamen şarkılar, danslar, masallar, mitler sayesinde yapılmıştır. Şu anda da tv dizileri çoğunlukla bu işlevi görüyor, insanlar bunun farkında olmayabilir. Diğerleri tamamen kütüphanede duran kitaplar gibi zihinde durur. Onların hiçbir faydası olmuyor. O yüzden ben insanlara kitap okuyun kitap okuyun demem. zevk için okuduğunuz romanlar gerçek öğrenme için çok faydalıdır. Ders kitabı niteliğinde okunanlar bilginin sindirilmesine yararlı olmuyor.

E: Görmek görülmek konusu ile ilgili şunu da sormak istiyorum. Mesela burda bir hikaye paylaşıyoruz veya bir şey aktarıyoruz. İnsanların beğenmesi bir yana insanların görmesini ve bir tepkide bulunmasını bir yanıt alabilmeyi istiyoruz. Neden bu bizim için bu kadar önemli? Varmaya çalıştığımız nokta, ihtiyacımız olan şey nedir?

S: Burda mesele kendini dışarıdan görebilmek. Size o yorumu yapan kişiden bir geri dönüş alabilmek aslında kendinizle ilgili varlığınıza dair bir kanıt oluyor. Yani öyle düşünüyoruz. Ama aslında dünya hayatının bir illüzyon olduğunu düşünürsek eğer bu da bizim bir kurmacamız olabilir. Kurmacamızla kendimizi sağaltıyor veya gerçekliyor olabiliriz. Bu ihtimal var fakat bunu düşünmek insanın akıl sağlığı için iyi olmuyor. Ben yıllar önce bunları biraz denedim ve derhal ordan çıktım. Şöyle ki evet öyle (yanılsama) ama ne yapalım yani? İçinden çıkamadığımız bir ilüzyon bir hapishane veya belki de büyük bir lütuf olduğunu düşünelim farketmez. Kimileri bunu ceza olarak görebilir kimileri de bonus olarak görebilir. Neticede şunu demek istiyorum. Birisi tarafından görülmeyi arzu etmek, giyinmek, güzel olmak, güzel konuşmak, yaptığın şeyin beğeniliyor olması, hepsi varlığınızı kanıtlayan bir geri dönüştür.. Çocukluktan beri sürekli hikaye uydururdum ve “bir kişi bile beğense”  bana yeter derdim. Yani sayıyla ölçülecek bir şey değil. Belki kendine çok güvensiz insanlar sayıyı dert edebilir. Fakat aslında bu biraz kendine güven meselesi galiba. Dışarıdan bir kişinin görmesi neticede Schrödinger’in kedisinin serbest kalması anlamına geliyor. Bir kişi ya da 1 milyon kişi görmüş beğenmiş çok fazla farketmiyor. Bir kişinin geri bildirim vermesi gerçekten de insana ben varım dedirtiyor. İnsanın içini rahatlatan bir şey. ☺️

E: “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.” Şeklinde bir kudsi hadis var ona benziyor. Biz de Allah’ın halifesi olarak kendimizi bu alem üzerinden yaratılmış üzerinden seyretmek istiyoruz. Bu cümlelere sığdırılamayacak akılla anlaşılması mümkün olmayan büyük bir sırrın içindeyiz. Arabi de bunu ayna metaforu ile açıklar.

S: Arabi’yi çk severim büyük bir filozof, bana ters gelmedi söylediklerin. Tasavvufla pek derin bir ilgim yok. Daha çok Anadolu tarzı düşünmeyi seviyorum ya da öyle bir hamurum var bilemeyeceğim. Mesela ben Bektaşiliğe kendimi çok yakın hissderim.  dinler hakkında derinlemesine bilgim yoksa da Her şekilde yaratılış konusunda dinlerin bahsettiği şeylerin çoğuna zaten katılıyorum. Daha çok şamanik, kuzey asya, Sibirya kaynaklı bir yaradılışım var neden olduğunu bilmiyorum genetik bir şeydir belki. Herkeste her şey var ama Ön plana geçen unsurlar her insanda farklı oluyor. Enkarnasyon reenkarnasyon konularına tamamen farklı bakıyorum. O da başka bir konu tabi.

E: Anadolu bilgeliğine ben de kendimi çok yakın hissederim.

 

 

Not. Konuşma dilinden deşifre edilmiştir.

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.