Yeni Ahit ve Arrival

10 Şubat 2017

Bu haftanın ilki Le Tout Nouveau Testament filmi Yeni Ahit olarak çevrilmiş.

Eğlenceli, modern bir gerçeklik tanımı. Zevkle izledim
Sen de insanların müziğini duyabiliyor musun? Onların her birinin titreştirdikleri melodiyi tanıyabiliyor musun?

*

Apple Tree Yard Season  Dizisinin iki bölümünü dün akşam izledim. Duygusal gerilim türü diyebileceğimiz kaliteli bir iş olmuş. Kadın duyguları, cinsiyet ayrımcılığını konu alıyor, gerçekten izlenesi bir kurgu. Oyuncular ve çekim çok iyi. dizinin devamını seyredebilecek miyim bilmiyorum çünkü gerilimin hiç bir türü üzerimde iyi etki bırakmıyor fakat merak da var! Bilirsiniz işte 🙂

*

Oscar adaylarından şimdilik üçüncüyü izledim ve Arrival benim nezdimde de gerçekten oscar adayı. İki saatlik seyir süresince aklıma hep Contact filmi geldi, tabi onun daha gelişmiş bir modeli olması kaçınılmaz.. Ama bu işleri hep mavi gözlüler mi yapacak???
Hiç kıskanmıyorum iyi ki yapıyorlar tabi. Ne demek istediğimi biliyoruz 🙂
Kısaca Uzaylılarla teması bu kez sapir-whorf hipotezi, çok boyutluluk ve dolanıklık prensipleri çerçevesinde anlatmış yönetmen. Çok naturel, abartısız, savaşsız, korku yüklemeden güzelce tane tane anlatmış. Ayrıca filmin Ted Chiang’ın stories of your life and others kitabından uyarlandığını bilmiyordum. Neyse ki yakınlarda Türkçesi yayınlanmış az önce siparişini verdim. Filmi kitabı okuduktan sonra daha iyi yorumlamayı umuyorum. Şimdiden oscar yolunda şansı bol, bol olsun zaten.

küçük bir not: Uzaylının verdiği hediyeyi yazdığı/ibraz ettiği garip duman-hologram tarzı görseli geçen perşembe gecesi uyanık rüyada görmüş, izah etmenin yolunu bulamamıştım!

Film Hakkında Ekşi yazarlarından Toutaku’nun yorumunu da okumak isteyebilirsiniz.

“Filmin konusunu sapir-whorf hipotezine dayandırması ve bu sağlam temel üzerinden yola çıkarak insan düşüncesinin yerel dillerden çok yoğun bir şekilde etkilenerek düşünce yapısını etkilediğini izleyiciye çok güzel bir şekilde yansıtmıştır. bunun yanında dünya dışı varlıkların konuştukları dilin sunuş biçimi gerçekten güzel olmuş ve bu yüzden filmin sinematografi yönünü gerçekten beğendim diyebilirim.

lakin beni asıl üzen şey ise filmin uyarlandığı kitap olan stories of your life and others‘dan tamamen çarpık bir biçimde sinemaya yansımasıydı. ted chiang’ın yazdığı bu enfes kısa romanın sinemaya uyarlanacağını ilk duyduğumda gerçekten çok heyecanlanmıştım. velev ki holywood’un kitap ve manga uyarlamalarında ne kadar başarısız olduğunu biliyoruz. senaryo yazarı kitabın okuyucusunun bünyesinde uyandırdığı o gizemli ve üstü kapalı anlatımı tam olarak seyiriciye aktarmakta başarılı olamıyor, üstüne üstlük filmin ilk dakikalarında gelişen olaylarda seyirciye bir şey açıklama ihtiyacı olmadan, gelişen olaylar karşısında insanın aklını daha da bulandırmaktan geri kalmıyor. yani filmin açılışında ana karakterin gördüğü şeylerin bir flashback olarak algılanması gibi seyircinin aklını karıştırarak hikayenin asıl anlatmak istediği zamansal paradoksunu zayıf bir şekilde işliyor bu noktada film. bir bütün olarak anlanıcak olgunun klasik holywood uyarlaması sonucu filmin sonuna ulaştığınız zaman aaa- bak lan bu olaylar aslında fastforward yani gelecekte yaşanmış olaylarmış diyip ortalama bir seyircinin uzun zamandan beri aç olduğu güzel hikaye açlığını da bu sayede dindirmiş oluyor senarist. o yüzden kendisini bu yönden kutlamak lazım ki bu yüzden sanırım alıyorsa bütün övgüleri bu yönden alıyordur.

film ile ilgili asıl hoşuma giden şey şu sahnenin doğal yöntemler sonucu çekilmiş olmasıdır. dağlardan bir pamuk gibi süzülen o bulutların ilk başta cgi olduğunu sanmıştım lakin shawn levy’nın bir röpartajında belirttiği üzere bu sahnenin efektsiz, tamamen şans eseri çekildiğini söylemiş. normalde o bölgenin özelliği olan ama böyle kadrajları yakalamanın zor olduğu o günde ekip çekim günün yağmurlu, fazla rüzgarlı veya ışıklandırmanın fazla ve karanlık olacağından endişe etmişler ama ilk çekimde bulutların o günün yıldızı olası tutmuş ve kadraja adeta bir waltz yapar misalı, tam bir mükemmeliyet içersinde girmişler ki bence bu sahne ile birlikte güzel bir ödülü hakediyor film sinematografi yönünden.

kısacası insanlığın dünya dışı varlıklar ile olan ilk temasını aşk, tölerans, kayıp, dil ve doğrusal olmayan zaman olgusunu bilim kurgu etmenleriyle harmanlayarak izleyicinin karşısına çok güzel bir şekilde sunan film yapmışklar. baştan sona insanın dikkatini dağıtmadan ve yormadan güzel bir şekilde izlettiriyor kendisini. ve son olarak filmin son yarısı duygusal bağlamda insana çok güzel hisler yaşatıyor uzun zamandır hasret olduğu. o yüzden duygusal bir hikayeyi bilim kurgusal etmenler ile çok güzel bir şekilde yoğuran nadir hikayelerden birisi arrival ve evet bu filmi izlediyseniz mutlaka gidip filmin uyarlandığı kısa hikayeyi okuyun. okuyun arkadaş kısa hikaye sonuçta. tek bildiğimiz yorum yapmak ama okumaya gelince elde sıfır. eminim ki hikayeyi okuduktan sonra film hakkında olan düşüncüleriniz daha çok değişecek bundan adım gibi eminim.”

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir