Yaşayan’ın Anıları-6

05 Ocak 2012

Önceki bölüm için Tıklayınız

Günaydınnn sevgili canlar, güneş gözümüzden canımıza akarken yeni ve heyecanlı bi güne daha başlıyoruz. Dün geceki cörk olayından sonra taşıyıcı annem kendini sorgulamaya başladı, sorumluluğunu yeterince yerine getirememiş olduğunu düşünüyor ve bana arada tasalı gözlerle kaçamak bakışlar atıyor. Sanırım sizlerle bi süre görüşemeyebilirim. Bu beni üzüyor (Yaşayan)

İçine doğduğum bu dünyanın en hoş tarafı, kimse kimseden saklanamıyor. Her şey samimi, apaçık.

Taşıyıcı annem biraz yoruldu, başka bi sürü anniş ya da babişimden biri en azından bi haftalığına beni alsa biraz dinlenebilecek 🙂

Bizimki (taşıyıcı annem) bugün gerçekten acaip hamarat. Bir ayda yapmayacağı işlerin hepsini üç saatte yaptı. Ben bunu büyük bilinmez annenin karnından hatırlıyorum. Kadınlar kendini temizlik işlerine verirse bi karar almaya çalışıyordur. Ve ben bu kararın benimle ilgili olmasından şüpheleniyorum. Çok huzursuzum.

Şimdi hazırlanmamız gerektiğini söyledi. Bugün Kuzguncuk’a gidecekmişiz. Orada anımsamak istediği bişeyler olduğuna karar vermiş.  Ha bi de benim kendi yaşıtlarımla (16 günlük)tanışma ihtimalimi çoğaltmak istediğini söyledi. Hımmm bu iyi bişey galiba, yeni olsun benim olsun 🙂

Onunla en sürtünmesiz (doğrudan)iletişimi, o kendi kendine dans ederken, sigara içerken, uyuduğunda, resim oynarken, yemek yaparken, çok zevk aldığı bişey yerken ha bi de en önemlisi yürüyüş yaparken kurabiliyoruz. Onun dışındaki zamanlarda onu tam olarak anlayabildiğimi söyleyemem, belki bu sebeple biraz huzursuzdum.

Evden çıktık, dünki ile aynı yolu yürüdük fakat bu kez hiç yorulmadı; çünkü harika bişey keşfettik. Dün yürürken hep arkasına bakıyor ve bi dolmuş gelirse binmeyi umuyordu. Bu sebeple yürüyüşü çok rahatsız olmuştu, beli bile ağrımıştı ama dolmuş da gelmemişti. O da (taşıyııcı annem) bi kaç kere cörk diye söylendi, hatta sen bi cörksün dedi ve güldü. Eh işte şimdi yürürken birden bire ikimiz de bunu hatırladık, ben kelimeyi nerden öğrendiğimi o da daha bi çok şeyi çözdü. Durun daha bitmedi:) Daha sonra Beykoz’dan eve dönerken bindiğimiz dolmuş (annişimin giderken bekleyip sen bi cörksün dediği dolmuşlardan) gerçekten berbattı. Tavan içeri çökmüş, minderler erimiş. Gelene kadar herkes şikayet etti. Gerçekten de bi cörktü. Bunu sağlayanın kendisi olduğunu anladığı için hem o hem de ben çok güldük, hatta kahkahalarımıza yoldan geçenler tuhaf tuhaf baktılar.

Neyse bu meseleyi çözmüş olduk, annişim artık söylediğim ilk kelimeden dolayı huzursuzluk duymuyor. Şimdi Kuzguncuğun modern kahvesindeyiz. Kağıt oynayan amcalar var. Annişim de bi çay içti. Bi yandan da içerde kurunmaya çalışıyoruz çünkü çok terlemiştik. Hayat çok güzellll

Kargası bol kuzguncuk, yaşlılarla dolu bi yer. Hepsi güneşin vurduğu bi duvara yaslanmış yarı açık gözlerle kestiriyorlar. Annişim kahve sigara eşliğinde buraya ne çok kereler briç oynama geldiğini düşünüyor. Hatta bu geliş gidişler onun ilk kez anadolu yakasına taşınma fikrini oluşturmuş. Yani ona göre köprüden önce iki son çıkış da fark etmiyormuş; çünkü 12 yıldır bu iki çıkışta deli dumrul misali beklemekteymiş. Deli Dumrul kim dedim ama ben duyacak durumda değil, anılarına gitti şu anı unuttu.

Biraz gezip dolaştıktan sonra bi otobüse binip Beylerbeyine geldik. Kuzguncuk’da kahvenin önünden bi simit almıştı, birazını yedikten sonra ona martıların da acıktığını hatırlattım.  Hemen durup gerisini küçük parçalara böldü ve mavi sulara fırlattı. Martıların dalış yapmalarını izlemek çok hoştu. İnsanlar burda çok sakinler, dalgınca yürüyolar hatta bazen gülümsüyorlar bile. Dünden beri dış dünyada en dikkatimi çeken ikinci şey insanların hep acı cekiyomuş gibi görünmeleriydi. Birincisi ise düzensiz kolları yukarılara doğru uzanmış dev canlılar, bahsetmiştim size, beni hep gören ve sevgiyle selamlayanlar.

Burada caminin (ne olduunu dün öğrenmiştim anniş tuvalet ararken) bahçesinde bazı amcalar ellerindeki sopalarla nötr bölgeyi karıştırıyorlar. Anniş onların olta olduğunu söyledi. Onları seyrettik, karşı kıyıyı seyrettik. Acıktık. İki koprünün tam arasında şahane bi manzarası olan bi yerde yemek yedik. Annişim de sayemde yeni şeyler deniyor:) Ona yararımın dokunuyo olmasına seviniyorum. Önümüzden dev gibi canlılar geçiyor, öyle kuşlara benziyolar ama kayıyorlar sanki. Onlara gemi dendiğini öğrendim.

Annişim dünden beri uçakların aşağıdan uçtuğunu çünkü fırtınanın yaklaşmakta olduğunu düşünüyor. Kaptanlık ehliyeti almak için zamanında bulutları çalışmış. Ne demekse!

Lokantada bi abiş beni gördü! Hem de uzun uzun beni süzdü, arada gizlice gülümsedi. Sanırım annişimin fark etmesini istemedi.

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir