Yaratıcı İmgeleme

03 Şubat 2016

İnsanı anlamaya dönük tüm girişimler imgelem yetisine ilgi duymuştur. Nasıl çalıştığı, kaynağının ne olduğu, diğer ruhsal unsurlarla ilişkisini açıklamaya yönelik farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Psikolojinin bir bilim dalı olarak ortaya çıkmasından sonra imgeleme psikolojinin konuları arasına girmiştir. Psikolojinin konu olarak ele alması onun önemini artırmıştır. Günümüzde ilgiyi artıran bir başka faktör ise kişisel gelişime olan katkısıdır. Kişisel gelişim tekniklerinin tümünün merkezinde imgelem yetisi vardır. İmgelem yetisi yalnızca bu alanlarla sınırlı olmayıp edebiyat, sanat, din, spor, sağlık gibi birçok alanda önemli bir rol oynamaktadır.

İmgeleme psikolojinin bilim dalı olarak ortaya çıkmasından önce filozofların ilgi gösterdikleri ve üzerinde tartıştıkları önemli konulardan birisi olmuştur. Aristo imgelemenin önemini vurgularken onsuz düşünmenin mümkün olamayacağını ileri sürmüştür.1 Orta Çağ’da ise duyumlardan bağımsız çalışan ruhsal bir yeti olarak görülmüştür.2 Bu dönemde imgeleme ile metafizik arasında ilişki kurulmuş ve kutsalla ilişkiyi ifade eden terimler içinde yer almıştır.3 Pozitivizmin ortaya çıkmasıyla metafizik yönü reddedilerek duyumlarla ilişkili olarak ele alınmaya başlamıştır.

İmge Türkçe hayal ve düş anlamına gelir. Arapçada bir şeyin gerçeği zannedilen veya gerçeğine benzetilen görüntü anlamı taşır. İngilizcede ise insan ruhunda beliren görüntü, aynaya yansıyan resim, kopya, ekran görüntüsü anlamlarına gelir. Imagine ve ımago kelimeleri Latince imitari kelimesinden türemişlerdir. Imitari bir nesnenin üç boyutlu olarak kopya edilmesi anlamına gelir.

İmgeleme zihinsel bir işlem olup spontane gelişir ve bu esnada bilinçte bir görüntü oluşur. Birçok bilim adamı bu görüntüyü yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Ünlü fizikçilerden Einstein, Stephan Hawking, Richard Feyman, elektrikli motorlar üzerine çalışan Nikola Tesla, elektromanyetik üzerine önemli çalışmalar gerçekleştiren Michael Faraday ünlü kimyacı Kekulé düşünce dünyalarında oluşan görüntülerin kendileri için önemli bir hareket noktası olduğunu belirtmişlerdir. Bütün bunların yanında bazı kimselerde görsel imgelemeden çok sözel imgelemenin daha canlı olduğu tespit edilmiştir. Fakat bu iki ayrı imgelemenin uyumlu bir şekilde birbirini tamamladığı görüşü hâkimdir. Bu süreçte imgelem yetisinin üzerinde yoğunlaştığı objeler gerçek olmayıp, genellikle daha önce algılanmış, bellek tarafından korunan fakat imgelem yetisinin birtakım işlemleri sonucu gerçeğinden farklılaşmış objelerdir. İmgelemede duyular aktif olup, genelde tümü veya çoğu dış dünyadan ilişkilerini kesip içe yönelerek faaliyete katılırlar. Bu nedenle imgeleme coşkulu ve akıcıdır. İmgeleme bir yönüyle bilinçle ilişkidir. Çünkü aktif imgelemede bilinç devre dışı kalmaz. Bilinçli bir yönelme söz konusu olduğu için niyet imgelemede önemli bir motivasyondur. Bazı araştırmacılara göre imgelem yetisi zaman zaman bilincin devre dışı kaldığı pasif imgeleme aşamasında özgür davranışlar sergileyebilir. İmgelem soyutlama özelliği nedeniyle aşkın boyutla ilişkiye en yetkin ve yatkın yetilerimizin başında gelir. Yenilikçi, üretken, yaratıcı özelliğe sahip olup imgeleme anında zihinde adeta bir sıçrama olur. Bu halk arasında “ilham geldi”, “kıvılcım çaktı” şeklinde ifade edilir. İmgelem yetisinin gücü bireysel farklılıklara neden olmaktadır. Uzaysal kabiliyetin önemli görev üstlendiği imgelem yetisi gerçeğe uygun tecrübeye dayalı formlar ürettiği gibi objeleri manipüle ederek gerçeğe uygun olamayan tecrübe edilmemiş formlar da üretebilir. Somut objeleri soyutlaştırdığı gibi soyut düşünceleri ise somutlaştırabilir. Soyut düşünceleri somutlaştırırken teşbih yöntemini kullanır. Kişisel gelişimde düşünceyi geliştirici (meditatif) bir yönü olup yeni ümitlerin yeşermesine neden olduğu için bireyin hayatına dinamizm katar. Nörobiyolojik yönü olan imgeleme sürecinde beyinde çok sayıda bilgi ağı devreye girdiği ve beynimizin sağ lopunda gerçekleştiği saptanmıştır. İmgeleme anında dış dünya ile ilişkisi kesilen görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma duyularının iç dünyamıza daha yoğunlaşarak yönelmeleri, imgelem yetisinin çok sayıda işlem yeteneğine sahip olması, bu süreçte dikkat ve bellek gibi bilişsel öğelerin devreye girmesiyle gerçekleşen dikkatin yoğunlaşması (konsantrasyon), imgelem yetisinin gücünün altında yatan başlıca nedenler olarak görülebilir. İmgeleme iştirak eden duyular arttıkça elde edilen imgelerin hatırlanması kolaylaşır. Bu kadar özelliği bünyesinde taşıyan imgelemenin tüm özelliklerini yansıtan bir tanım yapmak oldukça zor görünmektedir.

…geniş bir tanımlama şöyle yapılabilir: Dış dünyadan bir uyaranla veya olmaksızın imgelem yetisinin, içe yönelmiş duyuların katılımıyla, bellekte saklanan objeler üzerinde çeşitli işlemler yaparak elde ettiği gerçek olmayan fakat gerçeğine benzer objeleri daha önce kazanılmış imgelerle ilişkilendirerek zihinde görüntülü veya görüntüsüz fikirler oluşturmasına imgeleme denir.

İmgeleme ile ilgili bir diğer kavram fantezidir. Fantezi bireyin gerçekte var olmayan şeyleri düşlemesidir. Bu iki kavramı aynı anlamda kullanan birçok araştırmacı vardır. Jung fantezinin gelişiminin insanlığı daha iyiye götüreceğini, amacının daha iyi anlamamızı sağlamak ve yanlıştan korunmak olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre fantezi doğal bir tecrübe olup kıymeti ölçülemeyecek kadar değerlidir. Fantezi ve imgeleme arasında fark görmemesine rağmen fantezi kelimesinin imgelemenin değerini düşüren bir anlam çağrıştırdığı için fazla kullanmamıştır. Freud ise fanteziyi gerçeklerin kontrolünden kurtulup mutluluğa sığınma olarak ele almıştır. Ona göre mutlu insan fantezi kurmaz. Konuya daha çok bastırılmış duyguların tatmin mekanizması olarak bakmıştır. İmgelemenin rüyalardaki rolünü ve fanteziyi eşdeğer görür. Freud’da iki kavram arasında daha çok fonksiyon açısından benzerlik vardır.Bu konudaki kargaşayı gidermek için her ikisi arasındaki farkların tespiti yararlı olacaktır. Fantezinin bir konusu ve hikâyesi vardır. Daha çok bilincin zayıfladığı anlarda ortaya çıktığı için kontrolü zordur. Aktif imgeleme ise bilinçli başlar ve bilinç bu sayede oldukça üretkendir. Fantezi organizmayı rahatlatmaya dönük olduğu için daha çok bastırılmış duygularla başa çıkmaya yöneliktir. Bu yönüyle pasif imgeleme benzer fakat aktif imgeleme ise yenilikçi ve yaratıcı özelliğe sahiptir. Fantezinin gerçek olmadığı birey tarafından bilinir. Fantezide bireyler olayı istedikleri biçimde düşlerler.

İmgeleme yeteneği her insanda farklı farklıdır. Bunun en büyük nedeni genetik faktörlerdir. Bazı insanlar genetik olarak güçlü bir imgelem yetisine sahiptir. Peygamberler, filozoflar, şairler, sanatçılar ve şamanlar genetik olarak güçlü imgelem yetisine sahiptirler. Bir diğer faktör ise çevredir. İmgeleme görsel yönü olan bir yetenek olup, imgeleme sürecinde daha önce duyuların getirdiği verilerden hareketle görüntüler oluşur. Bu bağlamda çevrenin bireye sunduğu görüntüler oldukça önemlidir. Yaşanılan çevrenin fiziksel durumu ve sosyal ilişkileri imgeleme üzerinde etkilidir. Eğitim çevresel faktörlerden birisi olarak ele alındığında genetik kadar önemli bir faktör olabilir.

İbnü’l Arabî imgeleme dünyasının dış dünyadan gerçeklik açısından daha üstün olduğunu savunmuştur. İnsandaki imgelem yetisini muttasıl (bitişik) ve munfasıl (ayrık) olarak ikiye ayırmış, bitişik olanın duyularla, ayrık olanın ise kutsalla ilişkili olduğunu ileri sürmüştür. Vahiy ve ilham gibi metafizik olayların ayrık imgelem aracılığıyla gerçekleştiğini belirtmiştir. Bu gruptaki düşünürlere göre maddî âlem ile manevî âlem arasındaki iletişimi sağlayacak ara (berzah) bir âlemin varlığı gerekli görülmüştür. Bu âlemi imgelem yetisi ile iletişim kurulan bir yer olarak düşünmüşler, imgeleme dünyası ile iletişimin sağlıklı olması için iç dünyanın arınmış olması kriterini getirmişler ve bunun sağlanması için de tasavvufun önemine dikkat çekmişlerdir. (Özer çetin’in incelemesinden kısmi alıntılar)

suzan çal

Tibet’in tantrik mistikleri düşüncelerin ‘maddesine’ tsal adını vermekte ve her zihinsel eylemin bir gizemli enerjinin dalgalarını üretmekte olduğunu ileri sürmektedirler. Onlar, tüm evrenin zihnin bir ürünü olduğuna ve tüm varlıkların kollektif tsal’ları tarafından yaratılıp, canlandırıldığına inanmaktadırlar. İnsanların çoğu bu güce sahip olduğunu bilmemektedir, diyor Tantristler, çünki sıradan insan zihni, “büyük okyanus tan ayrılmış ufak bir gölcük gibidir.” Yalnızca büyük yogilerin zihnin daha derin düzeyleriyle ilişki kurabildiği ve böylesi güçleri şuurlu olarak kullanabildiği söylenir, bu amaca erişmek için yaptıkları şeylerden biri de diledikleri yaratıyı sürekli olarak imgeleme çalışmaları yapmaktır. Tibet’in tantrik metinleri, bu gibi amaçlar için oluşturulmuş imgeleme çalışmaları ya da “sadhana”lar ile doludur.

Lemuryan Huna felsefesinde yani bizim odaklandığımız gezgin şamanın yolunda bu maddeye AKA ismi verilir; yansıma-ayna-gölge-öz anlamları olan bu sözcük fiziksel evrenin temel maddesidir ve tüm gerçeklik düzeylerinde, eterik ya da soyut diyebileceğimiz düzeyler de dahil varlığın biçimlenmesindeki temel maddedir. AKA’nın biçimlenmesine olanak veren ise No’onoono yani Bilincin Makaku ve Laulele özellikleridir, özetle buna Amaçlı Yaratıcı İmgelem diyoruz. Demek ki AKA’yı harekete geçiren No’onoono dur ve onu MANA ile doldurmak suretiyle değişik düzeylerde görünür kılar. Haipule konusunu hatırlayınız sevgili preshamanlar.

Haipule; yeni bir rüyayı oluşa getirmek anlamını taşır. Dış dünyanın rüyasını değiştirmenin bir yolu Kahiki’de (PO’nun Orta dünyası) yeni bir rüya yaratmak ve onun yerine geçmesini sağlamaktır. Haipule çok eski zamana ait bir uygulamadır:

HAİ: Arzu veya ihtiyaç/Şimdi için bir teklif/Bildirim

PULE: Dua/Olumlama/Sihirli büyü

HA yani derin nefes ve hatırlamayla güç verme anlamlarındadır. Yeni bir rüya yeterli enerjiyle gerçekliğe dönüşür. sa

Bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir