Yap-mama uygulaması

12 Eylül 2011

YAP-MAMA

başımdan geçmiş olan olaylardan hiç söz etmememi , hatta onlarla ilgilenmememi önerdi .Bir günlük dinlenmeden sonra, donJuan, o “varlıklar”la aramıza mesafe koymanın akıllıca bir hareket olacağını belirterek o yöreden birkaç günlüğüne ayrılmamız gerektiğini açıkladı.

Güneş doğmadan önce arabamla kuzeye doğru yollandık, yorucu bir araba yolculuğundan ve süratli bir yürüyüşten sonra, akşama doğru tepe doruğuna vardık.DonJuan, daha öncede yaptığı gibi , uyumuş olduğum o noktaya ince dal ve yapraklar serdi.Sonra bana bir avuç yaprak vererek göbeğime yakın tenimin üzerine koymamı ve yatıp dinlenmemi söyledi.Soluma yakın bir yerde başıma bir buçuk metre kadar mesafede bir yer seçti ve oraya uzandı. Daha birkaç dakika geçmeden nefis bir ılıklık ve görkemli bir esenlık duyumsamaya başladım.Bedensel huzur diyebileceğim bir duyguydu bu, havada asılı dururmuşçasına bir duyumsama.DonJuan’ın, “ip yatağı”nın beni havada asılı tutacağı şeklindeki sözleri hiçte yalan değildi.Bu duygusal deneyimimin inanılmaz niteliğinden söz ettim donJuan’a.

Donjuan, üzerinde durmaksızın, zaten bu “yatağın” o amaçla yapıldığını söyledi.DonJuan kıkır kıkır gülerek yumuşak bir sesle kendimi asılı durma duyusunu terk etmem gerektiğini anımsattı. O gizemli yerde duyumsadığım bu barış ve bereket duygusu ta derinlere gömülü bir takım coşkularımı uyandırdı. yaşamımdan söz etmeye başladım.Hiçbir kimseyi, hatta kendimi bile saymamış ve sevmemiş olduğumu, hep özde kötü bir kimse olduğuma inandığımı bu yüzden başkalarına karşı davranışlarımda her zaman belli bir efelik taslama ve avurtlama kisvesinin ardına gizlendiğimi itiraf ettim.”Doğru,” dedi donjuan.”Kendini hiç sevmiyorsun sen.” Kesik kesik gülerek , benim anlattığım sırada kendisinin”görmekte” olduğunu söyledi.

Önerisi şöyleydi;Yapmış olduğumhiçbir şey yüzünden pişmanlık duymamalıymışım, zira kendi edimlerini kaba, çirkin yada kötü diye etiketlemesi, kendi kendine yersizcesine önem vermek sayılırmış.Ben daha başka birşey demeden , donJuan gevşemem ama elimden gelgiğince uzun bir süre bir bilinçlilik durumunda kalmam gerektiğini söyledi. O “ip yatağının”bir savaşçının belli bir barış ve esenlık durumuna ulaşması sağlamak amacıyla kurulduğunu bildirdi.

“İşin püf tarafı insanın neyin önemli olduğunu bilmesidir,” dedidonJuan. “biz kendimizi ya mutsuz yada güçlü kılarız. Her ikisi içinde harcadığımız çaba aynıdır.

….

DonJuan’ın benimle konuştuğunu işitebiliyor ama onu dinlemek için bir çaba sarf etmiyordum. O gün yemiş olduğum her bir şeyi zihnimde sıralamaya çalışıyordum, ama sonra ilgimi çekmez olduda vazgeçtim. bunun önemi yokmuş gibi bir duyguya kapılmıştım.

“Güneş işiğindaki değişimlere bak,” dedi donJuan.Sesi çok net gelmekteydi.Su gibi akan bir ses, akıcı ve ılık. Batı yönünde gökyüzü tamamıyla bulutluydu,güneşin işikları görkemli bir manzara oluşturmaktaydı. Belki de donJuanın anıştırmalarından ötürü akşam güneşinin sarımtırak kızartısı gerçekten muhteşemdi.

“Kızartı seni tutuştursun ,” dedi donJuan .” Güneş bügün batmadan önce son kerte dingin ve tazelenmiş durumda olmalısın, zira yarın ve öbür gün , yap-mamayı öğreneceksin.”

“Neyi yapmamayı öğreneceğim ? ” diye sordum.

“Bırak şimdi,” dedi donJuan ,”Şu volkanik dağlara tırmanalım da hele.”

Don juan kuzeyde ta uzaklardaki sivri,kapkara,ürkünç görünümlü dağların tepelerini gösterdi.

Perşembe,12 Nisan 1962

Akşama yakın volkanik dağları çeviren yüksek çöle ulaştık, gözlerimi oradan ayıramıyordum.Bu doruklar insanı gerçekten ipnotize ediyordu.Don juan dinlenmek amacıyla durdu.Yere oturup yiyecek taşıyan sukabaklarını dikkatlice bir kayaya yaslarken, bu gece burada kamp kuracağımızı söyledi.Bulutlu bir gündü,alaca karanlık ortalığı çabucak kuşatıvermişti.

Don juan ayağa kalkarak çalılığa doğru gitti.O döndüğünde volkanik dağların silüeti artık kapkara bir kütleydi.DFon juan yanıma oturarak dikkatimi dağların üzerine kuzeydoğu istikametindeki doğal bir oluşuğa benzeyen bir yere doğru çekti.Çevresindeki yerlerden çok daha açık renkli bir noktaydı orası.Alacakaranlıkta volkanik dağ silüetlerinin her tarafı tekdüze bir koyu kahverengi görünümünde olduğu halde,don juan’ın gösterdiği nokta sarımtırak yada koyu bej renkteydi.Deviniyormuşa benziyordu; hatta nabız gibi attığını bile düşünmedim değil.Gözlerimi kıstığımda, rüzgar orayı sürüklüyormuş gibi dalgalanıyordu.

“Gözünü ondan ayırma!” diye buyurdu don juan.

Gözlerimi onun üzerinde tutmaya başladıktan epey bir süre sonra, bir an geldi, tüm dağ silsilesinin bana doğru yaklaştığını duyumsadım.Bu duygu eşliğinde midemde alışık olmadığım bir karıncalanma peydah oldu. Artarak beni son derece rahatsız etmeye başlayınca ayağa kalktım.

“Otur yere!” diye haykırdı don juan,ama ben hala ayaktaydım.

Cuma 13 Nisan 1962

Tan ağarırken dağlara doğru yöneldik.Şaşırtıcı bir şekilde uzaktaydılar.Öğleyin derin vadilerden birine girdik .Sığ gölcüklerde biraz su vardı.Dinlenmek için bir yarın gölgesinde oturduk.

“Burada ayakta dur,” dedi don juan ve bedenimi güneşe bakabileceğim bir konuma getirdi.

Gözlerimi dikerek tepemdeki dağ duvarlarına bakmamı istedi.Manzara harikulade idi.Püskürtünün o muazzam yükseklikten akışı zihnimi allak bullak etmişti.Ne müthiş bir volkanik patlama cereyan etmiş olduğunu hayret içinde düşlemeye başladım.Gözlerimi dağlardaki güneş ışığını yansıtan bir alana çevirdim.Kanyon boyunca göz gezdirirken nefis ışık oyunları sergileyen bir alan daha gördüm.Don juan’a bunu anlatırken, bir ışıklı alan daha dikkatimi çekti, sonra değişik bir yerde bir başkası daha, tüm vadi dev ışıklı alanlara gark oluverdi.

“Ben seni buraya birşey öğretmek amacıyla getirdim,” dedi don juan ve bir süre duraladı.

“Yap-mamayı öğreneceksin sen. Konuşmaktan başka çarem yok, zira sen başka türlüsünü ne yazık ki anlamaktan acizsin.Ben senin yap-mamayı benim bişey anlatmama gerek kalmadan anlayabileceğini sanmıştım.Yanılmışım.”

“Neden söz ettiğini anlamadım don juan”

“Aldırma” dedi.”Ben şimdi sana uygulaması çok basit ama pek zor olan bişeyden söz edeceğim; gerçi bu iş, sırf bedenle yapılacak bişey olduğundan ötürü konuşmakla açıklanabilecek bişey değildir ama ben genede yap-mamayı anlatacağım sana.” “Yap-mama öyle zor ve öyle güçlü bişeydir ki ondan kesinlikle söz etmemelisin,” diye devam etti don juan. “Dünyayı durdurana dek, yani ; ancak o zaman ona ilişkin özgürce konuşabilirsin, şayet konuşmadan edemiyorsan elbet.”

Don juan çevresine söyle bir baktı ve irice bir kayayı gösterdi.

“Şuaradaki kaya, yapma yüzünden bir kayadır, ” dedi.

Birbirimize doğru baktık, don juan gülümsedi, ben bir açıklama yapmasını bekliyordum ama o sessizce kaldı.Nihayet ne demek istediğini anlamadığımı söyledim ona.

“Bu yapmadır işte!” diye ünledi.

“Afedersin?”

“Bu da yapmadır.”

“Ne diyorsun sen, don juan?”

“Yapma, o kayayı kaya şu çalıyı da çalı kılan şeydir.Yapma seni sen, beni de ben kılan şeydir,” dedi.

“Örneğin; şu kayayı ele alalım.Ona bakmak, yapmadır, ama görmek, yap-mamadır.” Sözlerinden hiç bişey anlamadığımı itiraf etmek zorunda kaldım.

“Anlıyorsun, anlıyorsun!” diye bastırdı don juan.

“Ama anlamadığına inanıyorsun, bu da senin yapmandır işte.Bana karşı da dünyaya karşı da davranış biçimin bu senin.”

“Bu kaya senin bir çok şey arasından yapmayı en iyi bildiğin şeyin bu olması yüzünden bir kayadır.” dedi. “Ben buna yapma diyorum.Bir bilgi adamı, örneğin, bu kayanın bir kaya olduğunu sırf yapma yüzünden bilir, bu durumda bu kayanın bir kaya olmasını istemediği takdirde yapması gereken tek şey yap-mamaktır.Şimdi anladın mı?”

“Bu dünya bu dünyadır, zira sen onu öyle kılmak için gereken yapmayı bilmektesin, ” dedi.”O yapmayı bilmeseydin, dünya bambaşka birşey olurdu.” Uzanarak yerden bir taş aldı ve sol elinin baş parmağıyla işaret parmağının arasında tutarak, taşı gözlerimin önüne doğru kaldırdı.

“Bu bir çakıldır, çünkü sen onu bir çakıla çeviren yapmayı bilmektesin,” dedi.

“Ne dirsun sen?” diye gerçek bir şaşkınlıkla sordum. Don juan gülümsedi içinden taşan haşarıca bir neşeyi gizlemeye çalışmaktaydı sanki.

“Ne diye şaşırmaktasın, bilmiyorum,” dedi.”Sen sözcükler olmadan edemiyorsun.Kendi cennetinde yaşıyorsun.”

“Senin bunu bir çakıl taşı kıldığını söylüyorum, zira bunun için gerekli olan yapmayı durdurman gerekiyor.”

“Bu küçük taşcağızı ele alalım,”diye sürdürdü, “Yapmanın gerçekleştirdiği ilk şey onu bu boyuta indirgemektir.O halde, bir savaşçının dünyayı durdurma amacıyla yaptığı ilk şey, bu küçük taşı, yada başka her hangi bir şeyi, yap-mama ile genişletmektir.” Don juanh ayağa kalkarak çakılı iri bir kayanın üzerine yerleştirdi, sonra da bana, oraya yaklaşıp onu incelememi söyledi.Çakılın üzerindeki deliklerle girintilere bakmamı ve onlardaki en ince ayrıntıları belirlememi istedi.Ayrıntıların üzerinde yoğunlaştığım takdirde o deliklerin ve girintilerin ortadan kaybolacağını ve “ypa-mamanın” ne anlama geldiğini nalayacağımı söyledi.

“Yapma, senin bu çakılı şu koca kayadan ayırmanı sağlar,” diye sürdürdü don juan.”Yap-mamayı öğrenmek istiyorsan, diyebiliriz ki onları birleştirmen gerekir.”

Don juan çakılın, o iri kayanın üzerine vuran küçücük gölgesini gösterdi ve onun bir gölge değil de, onları birbirine bağlayan bir tutkal olduğunu söyledi.Sonra geriye doğru dönüp, daha sonra geri gelip beni sınayacağını söyleyerek uzaklaştı.Uzun bir süre çakılı seyrettim.Dikkatimi deliklerdeki ve girintilerdeki ince ayrıntıların üzerinde yoğunlaştıramıyordum ama çakılın o ipiri kayanın üzerine vuran gölgesi ilgimi çokça çekmeye başlamıştı.Don juan haklıydı; bir tutkal gibiydi o gölge.Deviniyor, yer değiştiriyordu.Sanki çakılın altından sıkılarak akıtılan bir zamk gibiydi.Don juan döndüğünde, gölgeye ilişkin gözlemlerimi ona anlattım.

“İyi bir başlangıç bu,” dedi don juan.”Bir savaşçı gölgelere bakarak bir çok şeyi anlayabilir.” Sonra don juan o çakılı alarak bir yere gömmemi söyledi.

“Neden?” diye sordum.

“Uzun bir süredir bakmaktaydın sen ona,” dedi.”Şimdi senden bir şeyler var onda.Bir savaşçı her zaman yapmanın gücünü, onu yap-mamaya çevirerek dengeler.O çakılı sırf küçük taştır diye ortalıkta bırakırsan, bu yapma olur.Ama o çakılı,sırf bir kaya parçası olmanın ötesinde bir şey olarak alırsan, bu da yap-mama olur.Bu durumda, o çakıl seni uzun süre emmiştir ve sen şu anda, onu ortalıkta öylece bırakamazsın, onu gömmelisin.Ama sende kişisel erk olsaydı, yap-mama o çakılı bir erk nesnesine çevirmiş olurdu.”

“Bütün bunlar doğru mu, don juan?”

“Senin soruna karşı evet yada hayır demek, yapmadır.Ama yap-mamayı öğrenmekte olduğuna göre sana anlatmam gerekir ki, bunların doğru olup olmamasının bir önemi yoktur.Bir savaşçının sıradan bir kimseye olan üstünlüğü buradadır.Sıradan bir insan her bir şeyin doğru yada yanlış olmasına özen gösterir, ama bir savaşçı öyle yapmaz.”

Don juan bir savaşçının ne zaman kendi bedeninden, bir hastalık yada nahoş bir durgu gibi bir şeyi def etmek istese bu hareketi yaptığını anlattı.İşin püf yanı, insanın kendi elinin özgürce hareket etmesini engelleyici ağır bir nesnenin yada yoğun bir kütnenin varlığını hissedene dek direnen muhayyel bir gücü itip çekmesiymiş.Bu alıştırma bağlamında,”yap-mama” ,hissedilmesinin mümkün olduğuna inanmamasına karşın insanın eliyle ağır bir kütle hissetmesine dek yinelenmesiymiş.

“Bir bilgi adamı, dayanıklı çizgiler üretmek için bedeninin öbür bölümlerini kullanır,” dedi.

“Hangi bölümlerini mesela, don juan?”

“Bir biligi adamının ürettiği en dayanıklı çizgiler bedeninin ortasından çıkar,” dedi don juan.”Ama gözleriyle de yapabilir onları.”

“Gerçekten çizgi midir onlar?”

“Elbette.”

“Yani onları görmek, onalara dokunmak mümkün müdür?”

“Onları hissedebilirsin,diyelim.Bir savaşçı yaklaşımının en zor yanı dünyanın bir duygu olduğunu kavramaktır.İnsan yap-mamayı uygularken dünyayı duyumsamaktadır ve insan dünyayı çizgileri aracılığıyla duyumsar.”

“Yap-mama çok basit ama çok zordur; sonra, görmeye anca, insanın yap-mama yöntemiyle dünyayı durdurmasından sonra erişilebilir.”

“Tuhaftır şu gölgeler,” dedi birden.”Bir tanesi bizi izlemekte farkındaysan.”

“Öyle bir şeyin farkında filan değilim ben,” diye yüksek sesle karşı çıktım.Don juan, ısrarla karşı çıkmama rağmen bedenimin izleyen varlığın farkına varmış olduğunu söyleyerek kendinden emin bir sesle bir gölge tarafından izlenmenin anormal bir yanı olmadığını söyleyerek beni sakinleştirmeye çalıştı.

“Yanlızca bir erktir o,” dedi. “Bu dağlar onlarla doludur, geçen gece seni korkutan o varlıklar gibidir onlarda.”

Tam önümüzde duran yüksekçe bir kayayı gösterdi.

“Şu kayanın gölgesine bak,” dedi. “Gölgesi o kayadır, ama değildir de.Kayanın ne olduğunu anlamak için kayaya bakmak, yapmadır; ama onun gölgesine bakmak da, yap-mamadır.”

“Gölgeler kapıya benzer, yap-mamanın kapıları.Örneğin bir bilgi adamı, gölgesine bakarak insanların en gizli duygularını bilebilir.”

“Hareket eder mi gölgeler?” diye sordum.

“Devindiklerini yada dünyanın çizgilerinin onların içinde gösterildiğini söyleyebiliriz.”

“Ama gölgelerin içinden duygular nasıl çıkabilir ki, don juan?”

“Gölgelerin salt gölge olduklarına inanmak yapmadır,” diye açıkladı don juan. “Aptalca bir inançtır bu.Şu şekilde düşün bide; dünyadaki her bişey göründüğünden çok daha fazlasını içerdiğine göre gölgelerde herhal birşeyler içermeli.Öyle ya, onları gölge kılan şey yalnızca bizim yapmamamızdır.”

Kendisi o iki kayadan on metre kadar uzakta, yüzü batıya dönük, durdu.Üzerinde duracağım bir noktayı işaretleyerek o iki kayanın gölgelerine bakmamı istedi.Önemli olan şey, insanın gözlerini şaşi bakar gibi yapıp bir gölgenin ötekinin üzerine getirilmesini sağlamak imiş. O alıştırmayı yapma çabalarım boşunaydı. Başım ağrıyana dek çabaladım. DonJuan’ın başarısızlığımla ilgilendiği yoktu. Kubbemsi bir doruğa tırmanmış, haykırarak iki küçük ince uzun kaya parçası bulmamı söylüyordu. istediği kayanın boyutunu elleriyle göstermekteydi.
İki kaya parçası bulup onları don juan’ uazttım.Don juan her bir kayayı otua santimetre arayla iki yarığpın içine yerleştirdi, yüzüm batıya dönük onların üzerinde durmamı ve aynı alıştırmayı onların gölgeleriyle uygulamamı buyurdu.Bu kez bambaşka bir şey olmuştu.Daha ilk denemede gözlerimi şaşılaştırabilmiş ve her bir kayanın gölgesini üst üste bir gölgeymiş gibi algılayabilmiştim.İmgelere onları birleştirmeksizin bakmanın tek bir gölgeye inanılmaz bir derinlik ve bir bakıma saydamlık kazandırdığına tanık oldum.Baktım, baktım, hayretten donakaldım.Kayanın, gözlerimi üzerinde odakladığım her bir deliği net bir şekilde ayırt edilebiliyordu; onların üzerinde üst üste getirilmiş olan bileşik gölge ise tanımlanamaz saydamlıktaki bir film gibiydi.

O gölgenin çevresini de görsel algılamamdaki odaklanmayı yitirmeksizin tarayabildiğimin bilincine vardım.Sonra, bir an için, bir kayaya bakmakta olduğumu unutuverdim.O zamana dek tasavvur dahi edemediğim denli vasi bir dünyaya inmekte olduğumu duyumsadım.Don juan’a o harika duyumsamamı betimledim, o da, o manzaranın içinde kaybolmak üzere olduğumu “gördüğünden” dolayı bu deneyimimi kesmek zorunda kaldığını açıkladı.

“Ypa-mama” konusunda zihnimin eskisinden daha çok karışmış olduğunu itiraf etmek zorunda kaldım.Don juan bunun üzerine yapmış olduğum şeyden memnunluk duymam gerektiğini söyledi, zira bir kere olsun yöntemini doğru olarak izlemiş ve dünyayı azaltarak genişletebilmişim; üstelik, dünyanın çizgilerini hissedememiş olmama karşın kayalarıngölgelerini “yap-mama” ya giriş kapısı olarak kullanabilmişim.Dünyayı azaltarak genişletmiş olmama ilişkin sözleri merakımı çokca çekmişti.Gözenekli kayanın gözlerimi odaklamış olduğum alanındaki ayrıntılar öyle canlı ve öyle kesin tatlardan oluşmuşlardı ki yuvarlak doruğun üst bölümü benim için vasi bir dünya haline gelmişti; gene de, kayanın azaltılmış bir görüntüsü olmaktaydı bu.Don juan ışığı engellediğinde, normal zamanlarımdaki gibi baktığımı anladım–kesin hatlı ayrıntılar belirginleşmiş, gözeneklikayanın küçücük delikleri irileşmiş, kemikleşmiş püskürtünün kahverengisi donuklaşmış ve kayayı gerçek bir aleme çeviren o parlak saydamlık yok olmuştu.

Don juan sonra iki kayayı aldı ve onları derin bir çukurun içine yatırarak yüzü batıya dönük kayaların bulunduğu ilk yere bağdaş kurup oturdu.Sol yanındaki bir noktaya vurarak benimde oturmamı söyledi.

Uzun süre konuşmadık.Sonra, gene sessiz kalarak, bir şeyler yedik.Güneş battıktan az sonra don juan ansızın bana doğru dönüp “rüya görme” ye ilişkin gelişmelerim var mı diye sordu.Ben de ona başlangıçta “rüya görme” nin bana kolay geldiğini, ama o sıralarda rüyalarımda artık ellerimi bulamaz olduğumu anlattım.

“Sen rüya görmeye ilk başladığında benim kişisel erkimi kullanmaktaydın, o yüzdendi kolay gelmesi sana,” dedi don juaan. “Ama şimdi boşsun sen.Ama kendin yeterli erk kazanana dek çaba göstermeyi sürdürmelisin. Bilesin ki, rüye görme, rüyaların yap-mamasıdır; sen yap-mama konusunda ilerledikçe rüya görmede ilerleyeceksin.İşin püf noktası, yapmakta olduğun şeyin bir anlamı olmadığı düşüncesine kapılsan bile ellerine bakmayı boşlamamandır.Aslında, daha önce de anlatmıştım sana, bir savaşçının inanmaya gereksinmesi yoktur; zira, inanmaksızın eylemini sürdürdükçe gene de yap-mamaktadır.”

“Rüya görme’ye ilişkin sana anlatacak başka birşey kalmadı,” diye sürdürdü don juan. “Söyleyebileceğim her bişey yalnızca yap-mama olacaktır.”

Don juan, bedenimin kendi zannettiğimden fazlasını bildiğini söyledi, zira beni izlemekte olan güçlü varlık sağ tarafımdaymış.Don juan bir sır verircesine sesini alçaltarak, o gün dostun bana iki kez yaklaşmış olduğunu ve kendisinin araya girerek onu durdurduğunu açıkladı.

“Gün boyunca gölgeler yap-mamanın kapılarıdır,” dedi.”Ama geceleyin, karanlıkta pek az yapma kaldığı için, dostlar dahil herşey bir gölgedir.Erk tırısını öğretirken bundan söz etmiştim sana. “Bir savaşçı yap-mamayı dünyadaki her bir şeye uygularsa da, bugün sana anlattıklarımdan fazlasını anlatamam.Sen kendi bedeninin erki ve yap-mama duygusunu keşfetmesine izin vermelisin.”

http://www.sessizbilgi.com/node/83

4 Yorum

  • Sibel 12 Eylül 2011, 12:25

    Prensipte doğru fakat öyle ha deyince bildiğiniz şeyleri unutamazsınız. Zaten kendiniz dediğiniz şey bildiklerinizden ibarettir. O sebeple gölgelere bakarak başlamak lazım ve tabi diğer tüm uygulamalar birlikt olmalı, onların önemlisi de “tasarruftur”, yani enerjinizin kovalarla dökülüp gitmesine neden olan sarfiyatları azaltmaya çalışmak 🙂

  • ibrahim 12 Eylül 2011, 12:21

    “Gölgeler kapıya benzer, yap-mamanın kapıları.Örneğin bir bilgi adamı, gölgesine bakarak insanların en gizli duygularını bilebilir.”

    Tanıştığım bir kaç kişide bu özellik vardı.Benim kimseyle paylaşmadığım en gizli duygularımı biliyorlardı.Nereden ve nasıl biliyorlar diye çok kafa yormuştum.Bende zihin karışıklığına neden olmuştu.Bu uygulamayı yapmak için size öğretilen her şeyi unutmanız gerekmiyor mu ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir