Yağışlar

11 Eylül 2009

Körfezi şöyle çepe çevre hızlı hızlı yürüdüm, kırkbeş dakika kadar sürdü yağmur yağıyordu ama aldırmadım çünkü yanımda arkadaşımın hediye ettiği o hafif şemsiye vardı. Bazı insanlar yağmurda yüzüyorlardı, ki çok severim, onları hoşnutlukla izledim. Körfezin ucuna yakın yerde lüks tesisler vardı, birinin kafesinde bir çift gördüm, oturmuş yağmuru denizi ve gelen geçeni izliyorlardı. İçimden hafif bir özlem geçti eski günlere dair. Hızlı hızlı yürüdüğüm için önlerinden geçmiştim aslında ama yine de kadının yüzündeki sıkıntılı ifadeyi yeniden gördüm ve özlem duygum yerini büyük bir ferahlamaya bıraktı.

Yağmurun böyle sakince yağışı çok güzel tabi. Gece üç sularında çiselemeye başladı, çok hafifçe yapraklardaki izdüşümleri duyuluyordu ama yerler bir saat boyunca ıslanmamakta direndi. Dörtten sonra yağmur kendini belirginleştirdi ve ben de iki gündür bahçeyi sulamadığım için kendimi kutladım 🙂

İstanbuldaki felaket haberlerini aldık tabi, çok ama çok üzücüydü. Yetkililer Allahtan geldiğini söylüyorlardı ben ise daha bu hafta yayımladığım o haberdeki ellibin meşenin ahı tuttu dedim içimden. Binlerce, yüzbinlerce ağaç kestiler, hemen bütün yönetimler bunu çekinmeden rahatlıkla yapıp durdular, dere yataklarını cadde yaparak övündüler. Gecekondu oylarından çok memnun olanlar, günü gelince felaketlerin alahtan geldiğini söylüyorlar. Bu güzelim dünyanın dengesini nasıl bozdunuz, nasıl kıydınız? diye hıçkırıklar geliyor boğazıma.

Dolmuşta iki kadın hemenaz önce inen bir yabancının (ingiliz muhtemelen) arkasından konuştular yüksek sesle; “hem geliyorlar hem de hiç bişeyimizi beğenmiyolar, bizi sevmiyorlar!” diye. Bunu üç kez tekrarladılar, dolmuş şöförü ve diğer yolcular da homurtular çıkararak bu görüşü onayladı. Dayanamayıp yüksek perdeden lafa girdim; “hanımefendi burayı beğendikleri için geliyorlar, ha bire tapu sahibi oluyorlar üstelik ancak bu olağanüstü güzellikteki ülkeye layık olmadığımızı düşünüyorlar. Tanrı bir cennet yaratmış ve onu kendileri gibi kıymet bilenlere değil bizim gibi göçebe bi millete ihsan etmiş diye, sinirleniyorlar. haksızlar mı peki?” Önce sessizlik sonra onaylama sesleri yükseldi. Ben tepelerden aşağı koyların o buğulu güzelliğini seyrederken, bin yıldır yağmalayıp, bir çocuk bencilliği ile har vurup harman savurduğumuz bu cenneti hala bitirememiş olduğumuza şaştım bir yandan. Amerikayı en kötü yanları ile taklit etmemiz şart mı?

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir