Yabancı dille eğitim

26 Aralık 2011

Haluk Berkmen: Oktay Sinanoğlu’nun sohbetini izlemenizi özellikle önerdim. O sohbette diyor ki 1945 yılında yapılan ikili anlaşmalarla eğitim sistemimiz yabancılara teslim edilmiştir. Bir zamanlar dünya çapında ilim adamlarını yetiştiren Türk okulları günümüzde “Anadolu Liseleri” adı altında İngilizce eğitim yapmaktadırlar.

Eğer adında Anadolu varsa, o liselerde Anadolu kültürüne saygı duyması gerekirken Anglo-Sakson kültürüne saygı duyulması sağlanıyor. Bu şartlarda birlik beraberlik ruhunu sasıl sağlarsınız? Bedendeki hücrelerden söz ediyor İsmat bey; peki ama bedendeki hücreler beden dışına özenirler mi? Onlar bedende eşit derecede önemli olup hiç bir hücre hiç bir diğer hücreden daha önemli veya önemsiz değildir.

sa: Toplumların özenti içinde ve kendisine-kültürüne-toprağına-atalarına vs- özetle kendi bütünlüğüne karşı acizlik duyarak yetiştirilmesinin hastalıklı bi durum olduğunu düşünüyorum.
Şüphesiz ki, her toplumun, her insanın üstün , dikkatle dinlenecek hatta hayran kalınacak özellikleri vardır, bunları öğrenelim, her şeyden önce dinlemeyi öğrenelim. Kendimizi dinlemeyi ve sevmeyi, hata sayılan şeyler varsa bile onların o zamanın şart ve tercihleri olduğunu anlamaya yönelik bakış tarzı (çok basite indirgedim biliyorum ama bu konudaki fikirlerim bilinir, uzatmamayı seçtim şu anda) geliştirilmelidir.
Özetle ister bedenimdeki hücreler isterse dışardakilere ait hücreler, o anın şarttllarına uygun (en az enerji kullanacakları en rahat pozisyonu) seçimleri yaptılar. Başka türlü yapabilselerdi yaparlardı. Bunu şu an beğenmeyen varsa hemen derhal şu anda seçimini değiştirebilir çünkü hücreler genel prensiplerini korumakla birlikte seçimin Bilinç tarafından yapılmasına izin (!) veriyorlar.
Zaman sensin fark etmez. Beğenmediysen şimdi başka türlü yap!

HB: “Bunu şu an beğenmeyen varsa hemen derhal şu anda seçimini değiştirebilir çünkü hücreler genel prensiplerini korumakla birlikte seçimin Bilinç tarafından yapılmasına izin (!) veriyorlar.” diyorsun, ancak ben de aynı şeyi sorguluyorum. Ben de diyorum ki: “Seçimi yapan KİMİN bilinci?”. Eğer belinç dışta duran ve hücrelerin arzusu hilafına, onlara zara veren seçimler yapıyorsa vede üstelik tüm hücrelere bu seçimin en doğru seçim olduğunu aşılıyorsa ne demeli?

“Tamam, sen ne dersen ben katılırım, senin seçtiğin doğrudur, çünkü ben seçim yapmaktan acizim” mi demeli?
Şu sözlerin de doğru: “Özetle ister bedenimdeki hücreler isterse dışardakilere ait hücreler, o anın şarttllarına uygun (en az enerji kullanacakları en rahat pozisyonu) seçimler yaptılar.” Bu doğa yasısıdır ama “doğa yasasına göre benim kültürüm, ülkem yok olsun” mu demeliyiz? “Kuvvetli kültür zayıfı yok eder” diyip yem olmayı kabul mu etmeliyiz?
Eğer öyle olsaydı Atatürk: “Yedi düvel Osmanlıyı yok etmek için geldi. Durumu kabul etmekten başka çare yok” deyip kenara çekilmeliydi. Eğer sizin görüşünüz bu ise ona da saygım var. ben sadece kendi görüşümü ileri sürdüm.
Eğitim konusunda yabancı dil öğremine karşı değilim, sadece yarım yamalak ingilizce öğrenip Anglo-Sakson kültürüne hayranlık duymaya karşıyım. Yabancı dilde öğretim ve eğitim bunu yapıyor.
“Hakkıyla dil öğren ama kendi kültürüne de sahip çık.” benim ilkem budur.

sa: Yani özetle “ille de odunumun parası” diyorsun (aramızdaki samimiyete binaen şakamı yapıyorum) E tamam o halde odunun parasını ödüyorum: Yabancı dilde eğitime karşıyım.
Tabi her şey bu kadar basit değil. Örneğin Atatürk yabancı dille eğitimi bir günde getirip şart koştuğunda şu an genlerimin içindeki atalarım durumu nasıl karşılamıştı bilemiyorum. Hücrelerime soruyorum, bana diyorlar ki; boşver artık onu, geçmiş geçti (zaten biz tümümüz bile yedi sene içinde senin bedenini terketmiş oluyoruz), olayı şu anki bilincin ve niyetin düzeyinde ele al ve bize ne yapmak istediğini açıkça söyle!
İşte böyle diyo hücrelerim 🙂
Velakin zihin (bu yabancı bi aksam olmalı; çünkü hücrelerimle çelişebiliyor) diyor ki “zaten kullandığın lisanın Türkçeyle ilgisi nerdeyse kalmamış, ha ingilizce ha türkçe, diller canlı birer varlık halindeler ve kendi evrimlerini geçiriyorlar. Lisanlar sözlüklerde yazıldığı gibi değildir, o sebeple yabancı bi lisandan eğitim görünce kendi ruhunu yansıtamazlar. Sözlükler cansızdırlar! Ölüdürler. Boşver böyle kaygılar gereksiz.
Özetle bilmiyorum. Sosyoloji harikulade bişeydir onu biliyorum, okumayı ilk öğrendiğimde tarihle birlikte ilgimi çeken ilk iki kardeştir bunlar. 🙂

3 Yorum

  • Haluk Berkmen 27 Aralık 2011, 11:15

    Kendi anadilini terk edip yabancı bir kültürün dili ile konuşan ulusların durumu ortada. İşte kızılderililer, işte Mayalar, İnkalar, Astekler ve daha pek çok kavim. Bugün dünyada her saat başı bir dil yok oluyor. Asya halkları kendi dillerini öğrenmek ve öğretmek hakkına sahip değil. Anadoluda ıslık dili üzerine yapılmış kaç tane araştırma var?

    Benim derdim sadece Türkçe değil, tüm yok olma tehlikesi içinde olan diller için üzülüyorum ve onalrın en azından kayıt altına alınmalarını istiyorum. Bu konuda batılı dilciler bizden daha bilinçli.

    Eğer Atatürk Türkçeyi saflaştırmamış olsaydı Anadolu Türkçesi diye bir dil kalmazdı.

  • Sibel 27 Aralık 2011, 09:45

    Aslında demekk istediğimi anlamışsındır. Yüzyıllardır tüm eğitim, öğretim ve devlet dili osmanlıca idi, arap alfabesi kullanılıyordu. Atatürkün yaptığı dil devrimi 600 yıllık bir benimsenmişlik ve bilgi birikimini bi anda yok durumuna düşürdü. Sebepleri tartışmıyorum, iyi ya da kötü de demiyorum, sadece durum tespiti yapmıştım

  • Haluk Berkmen 27 Aralık 2011, 06:01

    Sevgili Sibel, diyorsun ki: “Örneğin Atatürk yabancı dille eğitimi bir günde getirip şart koştuğunda şu an genlerimin içindeki atalarım durumu nasıl karşılamıştı bilemiyorum.”

    Oysaki Türkçe’ye en çok önem vermiş ve dilin yabancı etkilerden kurtulması için çalışmış insan Atatürk’tür. İşte onun bu konudaki sözleri:

    “Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz” (Söylev ve Demeçler, C. I, 5. 311)

    Onun şu sözleri de hepimize örnek olsun:

    “ulusal duygu ile dil arasındaki bağ, çok kuvvelidir. Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duyguların gelişmesinde başlıca etkendir. Ülkesini, bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini ve yabancı boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir