Yaban Diyarlardaki Yabancı

17 Ağustos 2014

Heinlein romanlarıyla dört defa Hugo Ödülü kazandı. Yayınlanmalarından elli yıl sonra üç romanı daha, geçmişte ödül verilmemiş yıllar için geriye dönük verilen “Retro Hugo” ödülüne değer görüldü. Ayrıca Heinlein, Science Fiction Writers of America’nın hayat boyu başarı alanında verdiği Büyük Usta Ödülü’nün de ilk sahibi oldu.

Ölümünden sonra eşi Virginia Heinlein yazarın mektuplarını ve notlarını bir araya getirerek bir tür otobiyografik kariyer değerlendirmesi hazırladı. Bu çalışma 1989’daGrumbles from the Grave adıyla yayınlandı.

Heinlein’ın eserlerinde kullandığı “grok”, “TANSTAAFL” ve “waldo” gibi bazı terim ve kelimeler daha sonra İngilizce dilinin birer parçası haline geldi.

 Kitap Mars’ta doğan ve Marslılar tarafından büyütülen bir insan olan Valentine Michael Smith’in erken yetişkinlik çağında Dünya’ya gelişini ve dünya kültürü ile etkileşimini anlatır. Kitabın ismi Exodus Kitabı’nda geçen bir deyime kinayedir.[1] Daha sonra yazılan sürümleri ile kitap “şimdiye kadar yazılmış en ünlü bilim kurgu romanı olarak nitelendirilmektedir”.[2]

Heinlein kitabı yazma fikrini 1948’de bir akşam vakti eşiyle yaptığı beyin fırtınası sonucu edindi. Eşi, Rudyard Kipling’in The Jungle Book kitabında ormanda kurtlar tarafından büyütülen bir çocuk yerine Marslılar tarafından büyütülmüş bir çocuk fikrini önerdi. Bunun üzerine Heinlein fikri ilerletmiş ve kitabını yazmaya başlamıştır.[3] 1962’de kitabın yeni versiyonlarından biri En İyi Roman Hugo Ödülü’nü kazanmıştır.[4]

2012 yılında ABD Kongre Kütüphanesi “Amerikayı şekillendiren kitaplar.” kategorisine almıştır.[5]

Heinlein’in romanında michael smith ve su kardeşleri tarafından sık sık tekrarlanan “sen, tanrısın” ya da “ben, tanrıyım” cümlelerindeki metafor yine romanın sonlarında michael tarafından açıklanır: “‘sen tanrısın.’ bu bir sevinç ve umut mesajı değil, jubal. bu bir başkaldırı ve kişisel sorumluluğu korkusuzca, açıkça kabulleniş.”; 

Kitaptan alıntılar:

Felsefi olarak her şeyin boş olduğuna inandığından genel manzara onu çok rahatsız ediyordu. “Her insanın hayatında makul olmayı bırakıp ayağa kalkarak kendini saydıracağı bir an gelir. Özgürlük denen fallik adına bir yumruk vuracağı an gelir.” “hımmm” “Bu yüzden esnemeyi bırak, işte o an geldi.”

*

“Bana haberleri okumayı takıntı haline getirenlerle ilgili popüler bir makale yazacağımı hatırlat” dedi ona Jubal. “konusu, nevrozların çoğunun ve psikozların bazılarının kökenlerini, gayet gereksiz ve sağlıksız bir alışkanlıkla 7 milyar yabancının günahları ve dertleri içinde debelenmemizde bulabileceğimiz, olacak. Başlık ‘Sınırsız Dedikodu’ yo yo değiştir, onu ‘Çığrından Çıkan Dedikodu’ yap.”

*

“…demokrasi en iyi niyetli yaklaşımla zavallı bir sistemdir; onunla ilgili söylenebilecek tek iyi şey, insan ırkının denemiş olduğu diğer sistemlerden yaklaşık sekiz kat daha iyi olmasıdır. demokrasinin en büyük kusuru liderlerinin oy aldıkları seçmenlerin erdemlerini de kusurlarını da taşımalarıdır.”

*

“Herhangi bir şeyin mülkiyeti çok karmaşık bir soyutlamadır, mistik bir ilişkidir, gerçekten de Tanrı biliyor ki hukuk teorisyenlerimiz bu gizemli ilişkiyi iyice karmaşık hale getiriyorlar; ama bunun ne kadar ince bir nokta olduğunu Marslıların anlayışını görünceye kadar fark etmemiştim. Marslıların mülkü yok. Hiçbir şeyin… kendi vücutlarının bile  sahibi değiller”

*

Neden, biliyor musun? Bir ahmağı ahmak yapan şeyin ne olduğunu bilmiyorsun; onların zihnine giremiyorsun. Gerçek bir sihirbaz sadece ufak bir bozuk para numarasıyla bile kurbanların ağzını bir karış açık bırakır. Şu yaptığın Thurston levitasyonu… bundan daha mükemmelini yapanı görmedim ama kurbanlar bir türlü ısınamadılar. Psikoloji yok. Şimdi, örnek olarak beni alalım. Ben havadan bir çeyreklik bile yaratamam… lanet olsun, kendimi yaralamadan çatal bıçakla yemek yemeyi bile zor beceriyorum.

Oyunculuk yeteneğim de yok… ama işe yarar bir numara, var. Kurbanları tanıyorum. Kalplerinde neyin yattığını, nerede ve ne kadar, olduğunu biliyorum. Onlar bilmese bile ben neyi arzuladıklarını biliyorum. Şovmenlik budur, evlat. Seçilmeye çalışan bir politikacı da olsan, kürsüde tepinen bir vaiz de olsan… bir sihirbaz da olsan budur. Ahmakların ne istediklerini öğren, numaralarının yarısını yapmana gerek bile kalmaz.”

“Haklı olduğundan eminim.”

“Haklı olduğumu biliyorum. Ahmaklar seks, kan ve para ister. Onlara gerçek kan vermeyiz… tabii alev yutan ya da bıçak atanlardan biri korkunç bir hata yapmadığı sürece. Onlara para da vermeyiz; sadece kazanma umudu sunarız ve bu sırada ceplerindeki parayı azar azar alırız. Onlara gerçek seks de sunmayız. Peki neden her on müşteriden yedisi ekstra sürprize bilet alır? Bir hatunu çıplak görmek için -ve sadece bakmanın karşılığında iki onluk kazanma şansı olduğundan oysa muhtemelen evlerinde en az bizimki kadar, belki daha da güzel ve üstelik istediklerinde çıplak görebilecekleri bir tane vardır. Onlar çıplak bir kadın da görmez, para da kazanmazlar; buna rağmen onları evlerine mutlu bir şekilde yollarız.

“Ahmaklar başka ne ister?”

 Gizem! Öyle olmadığını gayet iyi bilmesine rağmen dünyanın romantik bir yer olduğunu düşünmek isterler. Senin işin bu… sadece nasıl yapacağını henüz bilmiyorsun. Lanet olsun, evlat, kurbanlar bile senin numaralarının sahte olduğunu bilir… sadece gerçek olduğuna inanmak isterler ve onların, çadırda oldukları sürece inanmalarını sağlamak da senin işin. İşte sende bu eksik.”

“Bunu nasıl yapabilirim, Tim? Ahmakların ne istediğini nasıl öğrenebilirim?”

*

“Patronun en iyi fikirlerinin kaçının bazı bölgelerde ‘müstehcen’ olarak adlandırıldığını duysan şaşarsın ya da yerinde araştırma sırasında yaptıkların göz önüne alınırsa, şaşırmaman gerekir. Ama ‘müstehcen’ diye bir kavrama ihtiyacın yok; teolojik bir anlam içermiyor. ‘Temiz olana her şey temiz gelir.”’

*

Son olarak,

Groklamak, Marsça (farazi) içmek anlamına geliyor.

Ama işler bundan biraz daha karışık 🙂
Groklamak, gözlemcinin gözlem süreciyle bütünleşip onun bir parçası olması durumunu anlatıyor; iç içe geçme, toplu bir deneyimin içinde bireysel kimliğini kaybetme.
İşte kısaca böyle, ilk marsça kelimenizi hayırlıyoruz.

*

-Stanger in a Strange Land

Not: Bu 750 sayfalık kitabı bitirişiminin büyük 1999 depreminin onbeşinci yılına denk gelmesi garip bir tesadüf! Çünkü bu kitap yazıldığı yıllar için gerçekten deprem sayılır, hatta bugün bile büyük bir kesimde öyle hissedilir. Ciddi bir sistem ve Dünya uygarlığı eleştirisi. Tüm görüşlere katılmayabilirsiniz bu kitapta, zaten hiç bir yapıt sizden bunu beklemez. Sadece katılmayabileceğiniz bazı fikirleri duyabilmeye evrildiniz mi, evet belki sadece bunu test eder. A tabi bir de emeğin güzelliğini takdir edebilenlerden misiniz?

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir