Uzaylı Kocakarı

01 Eylül 2012

Menopoz, akla gelebilecek en cazibesiz konudur herhalde; bu da ilginç, çünkü menopoz hala bir tür tabu kırıntısına sahip olan pek az konudan biri. (..)

Ama değişim önemsiz değil; kaç kadının bu değişimi yürekli bir biçimde yaşadığını da merak ediyorum doğrusu. Üreme kabiliyetlerini küçük ya da büyük bir mücadele sonunda kaybediyorlar, bir kere gitti mi de iş bitiyor. Neyse, en azından bir beladan kurtuldum, diyorlar; zaten ikide bir kendimi kötü hissetmemin nedeni de hormonlardı. Artık kedim oldum. Ama bu, esas meydan okumadan kaçmak yalnızca; yalnızca yumurtlama kabiliyetini değil, bir Kocakarı olma fırsatını da kaybetmek.

Eskilerde, menopoza erecek kadar uzun yaşayabilen kadınlar, bu meydan okumayı daha çok kabullenirlerdi. Antrenmanlıydılar ne de olsa. Hayatlarını daha önce bir kere radikal biçimde değiştirmişler, bakire olmaktan çıkıp, olgun kadın/eş/karı/ana/metres/orospu/vs olmuşlardı. Bu değişiklik yalnızca ergenliğin psikolojik değişimlerinden – kısır çocukluktan verimli olgunluğa geçiş – ibaret değildi; toplumsal olarak kabul gören bir var oluş değişimiydi aynı zamanda: Kutsal olandan dünyevi olana doğru bir durum değişikliği.

Bekaretin dünyevileştirilmesi artık tamamlandığı ve bir zamanlar korku veren bir tabir olan “bakire” artık yalnızca bir alay sözcüğü ya da “henüz çiftleşmemiş kişi” anlamında eski moda bir deyim haline geldiği için, İkinci Değişim’in tehlikeli/kutsal konumunu kazanma ya da yeniden kazanma fırsatı artık pek aşikar görünmüyor.

Bekaret artık yalnızca bir giriş, bir an önce çıkılması gereken bir bekleme odası; bir anlamı ve önemi yok. Yaşlılık da benzer bir bekleme odası, hayat bittikten sonra oraya çekilir, kanserin ya da inmenin gelmesini beklersiniz. Aybaşı görmenin öncesindeki ve sonrasındaki yıllar, birer kalıntıdır; kadına kalan tek anlamlı durumsa doğurganlık. Tuhaftır ki, bu anlam sınırlaması, doğurganlığın kendisinin de kadın yetişkinliğinin anlamsız, en azından ikincil bir özelliği haline gelmesini sağlayan kimyasal maddelerin ve aygıtların geliştirilmesiyle aynı zamana denk düşer. Yetişkinliğin anlamı artık doğurma kapasitesi değil, yalnızca seks yapabilme kabiliyetidir. Bu kabiliyete ergenler ve menopoz-sonrası dönemdeki kadınlar da sahip olduğuna göre, ayrımların bulanıklaşması ve fırsatların ortadan kalkması süreci hemen hemen tamamlanmıştır. Artık geçiş törenleri yok, çünkü önemli bir değişiklik kalmadı. Üçlü Tanrıça’nın tek bir yüzü var: Marilyn Monroe’nunki belki. Bir kadının on-on iki yaşından yetmiş-seksen yaşlarına kadar tüm yaşamı dünyevileşti, bir örnekleşti, değişimsiz kaldı. Artık bekarette bir erdem olmadığı için, menopozun da bir anlamı yok. Bugün bir Kocakarı olabilmek için neredeyse fanatik bir kararlılık gerekiyor.

Böylece kadınlar, erkeklerin yaşam koşullarını taklit ederek, kendilerine ait çok güçlü bir konumu feda ettiler. Erkekler bakirelerden korkar; ama kendi korkularına ve bakirenin bekaretine buldukları bir çare vardır: Düzmek. Erkekler kocakarılardan da korkar; o kadar korkarlar ki, bakireler için buldukları çare burada sökmez: İşe yaramayacağını bilirler. Tatminli bir kocakarının karşısında en cesurları hariç tüm erkekler geri çekilir, süngüsü düşmüş ve çükü sönmüş olarak..

Menopoz malikanesi yalnızca savunmaya yarayan bir kale değildir, bir evdir, yuvadır, hayatı sürdürmek için gerekli her şey vardır orda. Onu terk etmekle kadınlar egemenlik alanlarını daraltmış, ruhlarını fakirleştirmiş olurlar. Kadının yapamayacağı, söyleyemeyeceği, düşünemeyeceği öyle şeyler vardır ki Yaşlı Kadın yapabilir, söyleyebilir, düşünebilir. Kadının bunları yapabilmesi, söyleyebilmesi, düşünebilmesi için, ay başlarından çok daha fazlasını terk etmesi gerekir. Hayatını değiştirmesi gerekir!

Bu değişikliğin doğası eskiden olduğundan çok daha açık şimdi. Yaşlılık bekaret değildir, üçüncü ve yeni bir durumdur; bakirenin cinsel ilişkiden uzak durması gerekir, ama kocakarının bunu yapması gerekmez. Burada eskiden bir karışıklık vardı, ama kadın cinselliğini üreme kapasitesinden ayıran modern gebeliği önleme yöntemleri karışıklığı giderdi. Doğurganlığın kaybedilmesi, arzunun ve tatminin de kaybedilmesi demek değildir! Ama gene de bir değişikliğe yol açar; (burada bir kafirlik yapayım) seksten de önemli konuları ilgilendiren bir değişikliğe hem de..

Bu değişimi yaşamaya hevesli olan kadının, en sonunda, kendisine gebe kalması gerekir. Kendini, kendi üçüncü benliğini, yaşlılığını karnında taşımalıdır; zorlukla ve yalnız başına. Ona doğumunda yardım edecek pek az kişi vardır. Hiçbir erkek-kadın doğum uzmanı ağrılarının ritmini ölçemez, ona yatıştırıcı veremez, elinde forseple hazır beklemez ve sonunda yırtılan dokuları dikmez. Bugünlerde eski moda bir ebe bulmak bile zor. Bu gebelik uzun sürer, ağrıları da fazladır. Ondan zor bir tek gebelik daha vardır: En son olanı, erkeklerin de çekmek, yaşamak zorunda oldukları gebelik.

En azından bir kez başka birini ya da kendinizi doğurmuşsanız, ölmek daha kolaydır. Bu, bir Kocakarı’ya dönüşmenin rahatsızlıklarına ve utancına tahammül etmeniz için bir neden olabilir. Gene de hazır bir geçiş ayini varken yokmuş gibi davranmak, bunu savuşturmak, hiçbir şey değişmemiş gibi yapmak çok yazık. Bu kişinin kadınlığını yok sayması, savuşturmasıdır, erkek gibi olduğunu iddia etmektir. Erkekler bir kere ergen olduktan sonra bir daha değişmezler. Bu onların kaybı, bizim değil. Niçin onların yoksunluğunu ödünç alalım ki?

(..)

Altair yıldızının dördüncü gezegenindeki dost canlısı yaratıkların bir uzay gemisi dünyaya gelse ve kibar kaptanları éBir kişilik yerimiz var, Altair’e dönüş yolculuğumuzda uzun uzun konuşup, ırkınızın tabiatı hakkında bilgi edinebileceğimiz tek bir örnek insan verebilir misiniz?” dese (..)

Bense mahallenin küçük süpermarketine ya da köyün Pazar yerine gider, taklit mücevher sergisinin ya da fındık-fıstık tezgahının önünden, altmışını geçmiş yaşlı bir kadın seçerdim. (..) Bir zamanlar bakire olmuştu, çok zaman önce, sonra cinsel açıdan yetkin, doğurgan bir kadın, sonra da menopozdan geçti. Birçok kere doğurdu, hayat verdi, birçok kere ölümle yüzleşti , aynı zamanlarda. (..)

(..)

(..) Ona kendini göndermek istediğimizi, çünkü ancak temel özelliği değişim olan insanlık durumunun tümünü denemiş, kabullenmiş ve yaşamış birinin insanlığı başarıyla temsil edebileceğini anlatmakta güçlük çekeriz mutlaka. “Ben mi?” diyecektir biraz şakacı bir tavırla, “Ama ben bir şey yapmadım ki!”

Ama yemezler. (..) Atla bakalım uzay gemisine Nine.

Ursula LeGuin

Kadınlar rüyalar Ejderhalar kitabından

http://sulekesi.blogspot.com/2007/12/mutlu-ak.html

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir