Uykucu öyküsünden…

10 Ocak 2009

Boyumu ve kilomu ölçüyor alışık hareketlerle… “Hımm iyi” diyor “kilo problemimiz yok, amaç nedir? Vücut geliştirmek değil herhalde” gülüşü samimi. Başımı hayır anlamında sallıyorum. “Biraz enerjik olmak istiyorum, sanırımmmm evet sanırımm bunu istiyorum” sonunda ne istemiş olabileceğimi bulduğum için seviniyorum. Kuzenim “ne istediğini bilmezsen çevren istemediklerinle dolar” der. Ahmet bey bana ilgiyle bakıyor hatta gülümsüyor yoksa bu lafı sesli mi söyledim. Anlamamazlıktan geliyorum.

“Yeme alışkanlığınız nasıl, dengeli bir beslenme diyeti önerebilirim” tabii önerilere her zaman açık olmuşumdur. Önce kahvaltı sonra öğle yemeği menüsünü alıyorum akşam yemeğindeki tavuğa itiraz ediyorum; “Tavuk yemiyorum”. “Neden?” “Çok aptallar” “Pardonn?” dangalaklığımı çabuk fark ederim, hemen düzeltiyorum “yani çok sağlıksız şartlarda büyütülüyorlar, güneş bile görmüyorlar, hormonlar filan işte” “Haaa, ben de size yunus kaburgası önermeye hazırlanıyordum” gülüyor, rahatladı zavallı adam. Ben de gülüyorum haliyle.

“Kaç gün geleceksiniz haftada?” “İki” “Ama ben diğer günler de harekete devam etmenizi isteyeceğim, ister yürüyüş yapın isterseniz, hımmm, evinizde spor aleti var mı?”

“Var, airwalk” Sevgilimin karısının eskisi, yeni evlerine geçerken münasip bir yere sığdıramamışlardı, bana verdiler yani o verdi.

“Çok güzel işte!” sesi yerçekimi kanunu bulmuşçasına neşeli ve enerjik çıkıyor. Ne güzel bişey bu Allahım. Ben de böyle olabilecek miyim?

“Ama ben kullanmıyorum” fazla sevinmesine müsaade edemem, aramızdaki korkunç fark daha da açılmasın! “Nedeenn?” “Ölesiye sıkılıyorum” üç dakika üç asır gibi geliyor. Böyle alırım hıncımı işte. Tekrar ilgiyle bakıyor yüzüme otuzbeşine gelmiş yüz çizgilerimden gizli anlamlar okumak istiyor. Kırışıklık başlangıçlarım ser verip sır vermiyorlar. Vücudumla iletişimimiz iyidir genelde!

“Peki başlayalım o zaman, bugün hafif bir program vereceğim.” Amorf salonun göbeğinden çıkıp, göğüs kafesine doğru ilerliyoruz. Duvar diplerinde onbeş kadar koşu bandı var. Bir tanesine tırmanıyoruz, pardon, O kenarda duruyor. Tuşlara basıyor bişeyler ayarlıyor. Bant hareketleniyor, dengemi bulmaya uğraşıyorum.

“Alışıncaya kadar şuradan tutunun, bu iki tuştan down/up hızınızı kendinize göre ayarlayın, tamam mı?”

“Tamam” hızı arttırıyorum satte 5 km ye kadar çıkıyorum, hızlı gibi, tekrar dörbuçuğa düşürüyorum. Bu daha iyi.

“Burada fazla sıkılmayacağınızı umuyorum; insanlar, müzik, az sonra step gurubu başlayacak, onları seyredersiniz” onay beklercesine gülümsüyor.

“Evet, sanırım sıkılmayacağım, teşekkür ederim”

“Tamam, siz devam edin, ben arada uğrayacağım size” yavrusunu yatılı okula teslim eden bir anne gibi… Anlayışlı, şefkatli bir bakışı var.

O gitti artık, yalnız kaldım.

Dijital zaman sayacına bakıyorum;

00.46, 00.47, 00.48

Varış yerine bakıyorum 60 dakika, Aman Allahımm! Bunu düşünmemeliyim. Etrafı seyret, etrafı seyret, zamana bakma!

Uykucu öyküsünün tamamı için bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=65

Uykucu, Ölümsüzler kitabı içinde yayımlanan ilk ve en sevdiğim öykümdür. Üzerinde çokça konuşulmuştu, hatta dikkatli okuyucular, benim bile -yazarı olarak- yazdığımı bilmediğim detaylar bularak beni şaşırttılar 🙂 Vakit bulursanız okumanızı öneririm, gerçekten değişik bir tarz diyebiliriz. Özellikle dünyada her üç kişiden birinin depresyonda olduğu hatırlanacak olursa, pek çok kişiyi ilgilendirecek demektir.

2 Yorum

  • Sibel 13 Ocak 2009, 15:17

    Teşekkürler eli, fakat uykucu için hala yazabilirsin, en azında beş parmağa sahip olup dört parmaklı bir eldivende değilsin?

  • éli 12 Ocak 2009, 22:19

    Okumanın ‘kayzer stili’ tek düze olduğu bir zamanda okuduğum ve giyitler içinde olmanın -asla- yalnız örneğin soğuktan korunmak olamayacağını -artık- gösteren ve giyitler içindeyken kendine kavuşacak yeni bedenlerin nüvelerini verecek, bir tek paçavralarından bile giyinmeyi yeni öğrenmiş giyit-moda öncesi bir kültüre kuşanmış etkiyi veren bir y/t-apıt ..

    ( Çok fazla karıştı.. Uykucu için yazmak, dört parmağa sahipken beş parmaklıklı bir eldivene mahpus olmak gibi -çünkü-

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir