Ulaşılmaz Olmak

21 Ocak 2009

Ulaşılmaz olmak demek çevredeki dünyayla temasta tutumlu olmak demektir. Bu beş bıldırcını birden yememektir yani. Bir ızgara çukuru yapacağım diye bitkileri heba etmemek.. Gerekli olmadıkça kendini rüzgarın gücüne bırakmamak.. Ve elbette, insanları, özellikle sevdiğimiz kimseleri kullanıp onları kupkuru bırakana dek sıkıp sularını çıkarmamaktır. Ulaşılamaz olmak, kendini ve başkalarını tüketmekten ölçünmeli olarak kaçınmaktır. Bir daha hiç yiyecek bulamayacağı korkusuyla midesini tıka basa doyuran zavallı bir dilenci gibi aç ve umutsuz olmamaktır.

Avcı, avını tuzağına her zaman çekeceğinden emin olduğu için tasalı değildir. Tasa, ulaşılabilir duruma sokar insanı. Bir kez kaygılanan insan, umutsuzluk içinde önüne çıkan herşeye yapışır, yapıştığında ya kendi tükenir yada yapıştığı kimseyi ya da şeyi tüketir gider..

Ulaşılmaz olmak, saklanmak yada gizlenmek değildir DJ ye göre. İnsanlarla görüşmemek anlamına da gelmez bu. Bir avcı dünyasını sevecence ve tutumlu kullanır – o dünya ister bir bitki, bir nesne, insan yada erk olsun. Avcı, dünyasıyla yakın ilişkidedir ama o aynı dünya için ulaşılmazdır da aynı zamanda.

Dünyasını sıkıp onun biçimini değiştirmediği için ulaşılmaz olur kişi. Hafifce dokunur ona, gereksindiği sürece de kalır. Sonra bir iz bile bırakmadan ayrılır ordan..”

Ixtlan Yolculuğu

Altın değerinde öğütler Don Juan’ın demeleri. Cümlelerin içinde sanki tüm atalarımızın deneyimi yatıyor. Ulaşılmaz olmak, aynı zamanda Jung’un bize sabırla anlatıp durduğu içedönüklük ve dışadönüklük kavramlarının dengelenmesi ile de son derece ilişkili görünüyor bana.

Ve tabi Oyun Kuramından (Bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=187 ) şu dizeleri de hatırlatıyor bana:

Anlayacak kadar yaklaşıp, yutulmayacak kadar uzakta duran ve her an mevcut seviyesinden bütünü kolaçan eden kazanır.

… Ve BKÖ’den ( Bakınız: http://sibelatasoy.com/?page_id=24 ) :

Anlam, nehri geçerken üzerine bastığınız her bir taş gibidir.

O yalnızca üstüne basmak içindir, yapışıp kalmak için değil.

Basın ve sekin!

Hafif ve kıvrak olun.

Gözünüzü ona dikmeyin, ayağınız titrer. Akan su içinizi alır. Ve yine düşersiniz.

Eğer içinizde çıkma isteği olmasaydı fark etmez derdim!

Özgürlük ona odaklanmamaktır.