Tütsülerle Tedavi

16 Nisan 2009

Alternatif Tıp – 01 – Tütsülerle Tedavi


Aslında koku duyumuna insan davranışının çalışılmasında gerektiğinden daha az değer verilmiştir, kokuların anıları canlandırmadaki güçlü yaygın bir deneyim olmasına karşın. Ve yeni bir araştırma çizgisi, pheromones şeklindeki kokuyla kitle histerisinin aşırılıkları arasında bir ilişki göstermiştir. Psikoterapist olarak eğitim görmüş bir büyücü olan Dion Fontuna kokular ve duygular arasındaki bağ konusunda açıklamalarda bulundu. Aşağı Rabbani ayinine devam eden bir adam tütsünün tatlı kokusunun tadına vardıkça, zihninin tanrısala doğru döndüğünü görecektir, aniden yanı başındaki kadından bir nefes misk yada patchouli kokusu alırsa, düşünceleri oldukça farklı bir yöne döneceklerdir. Bu iddianın tartışılması bile gereksiz. Pek çoğumuza göre kokular hoş yada değil, psikolojik durumumuzu etkilerler. Belli kokular sevinç, hüzün, erotik uyarılar ve hatta korku duygularına bile neden olabilirler. Kokular ve duygular arasındaki bu bağ bir dereceye kadar “Tümü zihnin içinde” fikirlerin birleşiminin ürünüdür. Örneğin, sadece toplumun gelenekleri nedeniyle, zihnimiz kadınların kokularını kadın cinselliğiyle birleştiriyor. Eğer geleneklerimiz farklı olsaydı ve sadece dinsel nedenlerle evlenmeyen rahibeler bu parfümleri kullansalardı, kokularını saflık ve temizlikle birleştirebilirdik.
Fakat birleştirme teorisi bütün gerçeklik değildir, çünkü daha önce hiç karşılaşılmamış kokular insanlar ve hayvanlar üzerinde bir etki uyandırabiliyorlar. Küçük bir kedi pişen bir balık kokusuyla ilk kez karşılaştığında, salya akıtmaya başlar ve bir çoğumuz leş gibi kokan yumurtayla ilk kez karşılaştığımızda öğürmüşüzdür.
1930’lardan beri tıpla uğraşan bazı pratisyenler, eski zamanlardan kalma koku terapisi sanatını yeniden yaşatmak için, kokuların hasta insanlar üzerindeki psiko-fiziksel etkilerini incelediler. Bu doktorların iddialarına göre kokular psikolojik durumları değiştirebilirler ve bu değişmeler tedavide kullanılabilecek kadar yeterlidir, öyleyse koku terapisini uygulayanın amacı, bilerek ve isteyerek, hastanın, fiziksel olduğu kadar ruhsal durumunu da geliştirecek değişmeler yaratmaktır. Doktor, psikolojik durumda istenilen değişmelerin kesin doğasına hastanın kişiliğini ve hastalığını teşhis ederek karar verir. Bu ana prensibe kokulu bir yağ; bir depresif için uygun diye değerlendirilirken, başka bir depresif için ille de uygun olmayabilir. Masajla tedavi ve renk tedavisi, hastanın üzerinde parlayan renkli ışıklar, koku terapisiyle birlikte kullanılan yardımcı iyileştirme teknikleridir. Kuşkusuz ki, koku terapistleri güzel kokuların bulaşıcı hastalıkların iyileştireceğine inanmıyorlar. Bununla birlikte inandıkları şey stresle ilgili şikayetler, zihin ve vücut arasındaki ilişkinin önemli rolü olduğu astını ve bel ağrısı gibi hastalıklar, koku terapisi ve buna benzer başka tedavi teknikleri kullanılarak önce hafifletilip, daha sonra da tümden ortadan kaldırılabilir.Taze çiçek kokusu, koku terapistlerince tedavide oldukça fazla kullanılır.Bu bir anlamda eski Yunan ve Roma’da çiçeklerin kullanımlarına geri dönüştür. Yunanlılar her Tanrıya, tapmaklarında çiçek yada çiçekler atfettiler ve Tanrı ve Tanrıçanın kutsal kokularını içlerine çektiklerinde, Tanrılarını paylaştıklarına inandılar.

Örneğin, eğer Savaş Tanrısı Ares’e sunulan gelinciklerin kokusunu içlerine çekerlerse cesur olacaklardı. Romalılar da aynı inancı paylaştılar.
Modern koku terapistlerine göre,çiçek kokusunun iyi yada kötü kendine has bir etkisi vardır. Bitkinin biçimi, rengi, kokusu ve diğer özelliklerini onun gizli kalmış özelliklerinin bir işareti olarak gören Ortaçağ, “işaret doktrini”ne dayanır, işareti okumak, iyileştirene bitkinin vücudun hangi bölgesine yada hangi hastalığa iyi geldiğini söyler. Ciğerotu, kasıkotu ve böbrek otu, şekil olarak benzedikleri insan organlarıyla aynı adı taşırlar, bu organların hastalıklarında da etkili oldukları söylenir. Koku terapisinde menekşe, çiçeklerini yaprakları arasında sakladığı için “Utangaç” bir bitki olarak değerlendirilir. Menekşenin kokusunun da sakinlik ve alçakgönüllülük gibi iyi duygular getirdiğine inanılıyor.

Psikolojik durumlar arasındaki en çok bilinen birkaç ilişki şöyledir:
Kasım patı kokusu: Mistisizm, öbür dünya işlerine dalma ve ruhsal yetiler esinlendirir.

Peygamberçiçeği kokusu: Ilımlılık, ağırbaşlılık yaratır ve içkiden sonra meydana gelen baş ağrılarının alt edilmesinde yardımcıdır.

Yılan otu kokusu: Güçlü ve zararsız bir anti-depresan olduğuna inanılır, psikolojik tedavide kullanılan bazı güçlü ilaçların yerini alabilecek şahane bir ilaç.
Latinçiçeğinin kokusu: Eskilerden bir yazarın dediği gibi “Evlilik aşkları için iyi” bir afrodizyaktır.

Kırmızı gül kokusu : Şiirsel etkileri esinlerken, mine çiçeği sanatsal yaratıcılık doğurur.

Çiçekler kadar, meyveler de eski ve modern koku terapistleri tarafından kullanılırlar. Olgunlaşmış elma ve armutların leziz kokuları olduğu gibi, turunçgillerden herhangi bir meyvenin kokusu da sağlık verici ve psikolojik olarak uyarıcı özelliklere sahiptir.
Bazen daha güçlü baharat kokuları da kullanıldı. Örneğin, 17’nci yüzyılda veba patlamaları boyunca, atmosfere nüfuz ettiğine inanılan çürüyen cisimlerden çıkan zehirli kokuya panzehir olarak, pomender -Aslında baharatla karıştırılmış portakaldan başka bir şey değildi-kullanmak bir gelenekti.

Fakat modern koku terapistleri hastaları için taze çiçekler ve meyveler önerirlerken, parfüm ve tütsüyü daha sık kullanırlar. Bu maddelerle çok kesin ve kontrollü sonuçlar elde edebilirler. Ve koku terapistlerinin birçoğu, kullandıkları ürünlerin amaçlarına tam uygun olduğundan emin olmak için, ticari olanlara güvenmekten çok, kendi bileşiklerini kullanırlar. Bu, belli hastalığın tedavisini dikkate alırken, hastanın kişisel, zihinsel, fiziksel özelliklerine ve gereksinimlerine göre, reçetede yapılacak değişikliklere uyumu da sağlar. Koku terapistleri, şifalı bitkiler uzmanları ve katı olmayan diğer pratisyenler gibi “Hastalığı değil, hastayı tedavi”yi vurgularlar. Hastalara kendi kendilerini iyileştirip, zihin ve vücutlarım doğal bir dengeye getirmek için önderlik ettiklerini iddia ederler. Diğer bir deyişle, koku terapistleri stresle ilgili hastalıkların somut gerçekliğini inkar etmeksizin, hasta insanın psikolojik durumunun birincil önemini vurgularlar. Hastanın psikolojik durumu değiştirilerek, ruhsal enerjinin doğal akışı yeniden düzenlenip, hasta sağlığına kavuşturulabilir. Bugün çok az insan, fiziksel hastalıklarda psikolojik faktörleri inkar edebilir, kaza yada bulaşıcı hastalık durumlarında bile, kişinin yaşamını devam ettirme isteğinin iyileşmesinde önemli bir payı vardır. Örneğin, 9 yıldır sırt ağrısı çeken hasta, omurgasal manipülasyon, akupunktur ve tütsü dumanıyla devamlı baş ağrılarından kurtarıldı denir. Böyle kanıtlar ilgi çeker, fakat hakikatlere dayanan bir bakış açısı için değersizdir. Özellikle, hastalığın, organik yada değil, ani azalmalarının ve ortadan kalkmasının oldukça sık olduğu biliniyorsa. İğneyle tedaviden, ilaçsız tedaviye kadar yardımcı tıbbın hiçbir türü yoktur ki, kendisinin yararlandığı ve başkalarıyla paylaşmak isteyebileceği “Beklenmeyen bulgular” yığını üretmesin. Bu bulguların bazıları hayal ürünü olabilirler, fakat diğerleri hakikidir. Gittikçe artan kanıtlar gösteriyor ki, eğer insan bilinçli yada bilinçsiz belli davranışların ve tedavinin sağlığına iyi geleceğine inanırsa, bu inanç psikolojik değişmeler yaratabilir. Hastalıkların koku terapisiyle başarıyla tedavi edildiklerini iddia edenlerin anlattıklarına aldırmamanın imkanı yok; örneğin bitki özlerinden çıkarılmış parfümlü yağ masajıyla sırt ağrılarından kurtulan biri için bu gerçektir. Hastanın bakış açısından,değişik kokuların değişik psiko-fiziksel durumlara karşılık geldiğini anlatan “İşaretler doktrini”nin uydurma olup olmadığı önemli değildir. Hasta için önemli olan memnunluk vericidir ve kıyaslandığında pahalı olmayan bir şekilde, uzun süre devam edecek zihinsel ve fiziksel hastalıktan kurtulmuş olmaktır.

Yaşamın ve bilincin açıklanamayan öğeleriyle ilgilenen insanlar koku terapisi deneylerine hazırlanmalı mı? Olmaması için hiçbir neden yok gibi gözüküyor. Gerçekten insanların farklı parfüm ve çiçek kokularının kendileri için etkisini analiz etmeleri ve yararlı psikolojik etkileri kullanmaları mümkündür. Daha ciddi hastalıklar göz önüne alındığında da -doktorların bir itirazı yoksa- koku terapisinin denenmemesi için hiçbir neden yoktur. Fakat akıllı kişi yardımcı tedaviyi, yerini alacak kadar değil ama, tıbba bir bütünleyici olarak daima kullanacaktır. Aşağıdaki olaylar (isimler saklı tutulmaktadır) koku terapisinin hastalıkları iyileştirmede nasıl kullanıldığı konusunda bir fikir verirler. Bitkilerden elde edilen uçucu yağla yapılan masaj, koku terapistlerinin en sevdiği tekniktir. Masaj vücudun, sürüklenip giden hafif koku da duygular ve zihin üzerinde etkili olur.

İlk olay 28 yaşındaki Bayan Alfa’nın. Terapist, hastayla karşılaştığında iki şeyin farkına vardı. Biri hareketlerinin ve tavırlarının aşırı katılığı, ötekisi yüzündeki mutsuzluk ifadesi. Çok fazla utangaçtı ve iletişim kurmakta güçlük çekiyordu. Bayan Alfa’nın çocukluğunun ilk yıllarından beri içine kapanık, mutsuz ve daima gergin olduğu meydana çıkıyordu. Omurganın alt bölgesi dolaylarına da masaj yaptı, bazı terapistler vücudun bu bölgesiyle birleşmiş önemli bir ruhsal merkez olduğuna inanırlar. Bir aydan fazla süren dört tedaviden sonra hasta fiziksel olarak daha az katıydı. Sosyal durumlarla karşılaşmak ve insanlarla konuşmak da daha kolay gelmeye başlamıştı. Başka bir olay Bayan Alfa’yla tıpatıp benzer belirtiler gösteren Bay Beta’yla ilgili. Terapist benzer bir , tedavi şekli uyguladı, fakat altı hafta sonra Bay Beta’nın sağlığında hiçbir gelişme görülmedi. Terapist bu başarısızlığı Bay Beta’nın yaşına bağladı. Bay Beta emekliliğe yaklaşıyordu. Üçüncü bir olay Bay Gama. 42 yaşında olan bu hasta, yıllardan beri zaman zaman çok şiddetlenen sırt ağrıları çekmekteydi. Doktorlar ağrılar için bir neden bulup yardım etmekten acizdiler, ilaç kullanmadan kemikleri ve kasları yoklayıp düzeltmek suretiyle yapılan tedavi, masajla tedavi ve akupunktur uzun süreli ferahlama getirmekte aynı derecede başarısızdı. Bay Gama bereketliydi, vücudu onu yavaşlamaya zorlamak için sırt ağrıları üretiyordu. Terapistler de bitkilerden çıkarılan hafif yağlar -ağırbaşlılık için peygamber çiçeği, ihtiyat için zinya çiçeği kullanarak masajla onu yavaşlatmaya çabaladılar. Altı ay sonra Bay Gama iyileşti.

Gönderen Vorph – 13 Ocak 2007 16:06:46

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir