Türk Şamanlığı

12 Aralık 2008

Prof.Dr.Fuzuli Bayat’ın Türk Şamanlığı kitabından, ilgimi çeken bazı pasajları sizlerle paylaşmayı hedefliyor ve bu yolla sonuçta tatminkar bir özete sahip olmayı umuyorum.

 

Şöyle bir pasaj daha ilk sayfadan dikkatimi çekmişti:

 

Hıristiyan misyonerler 18.- 19.yüzyıllarda Türk Şamanlarını Rus yöneticilerine tutuklattırır, bazende idam ettirirlerdi. İslamda uzun zaman göçebe toplumların yaşattığı eski inançları “bidat” adı altında dışlamış, yönetim bu insanları her zaman hor görmüştü. Ancak buna rağmen özellikle Altay Sayan Türkleri, Sibirya Türkleri ,Moğol Buryatlar , Tunguzlar ve bunun gibi halklar her zaman şamanlara saygı göstermiş, onları yapma dinlerin kahinlerinden üstün bilmişlerdir. Mesela sıradan bir Moğol, Şamanlıkla Lama dininin farkını şöyle özetlemiştir: “Şamanlar bize hayat nesnelerinden anlattıkları halde Lamalar bize sadece ölümü çağrıştıran şeyleri telkin edirler.”   Şaman yalnızlığın gücünün büyük olduğunu anlamış,bu nedenle  de toplumdan uzaklaşmış ve nispeten tenha yerlerde yaşamayı deneyen bir kişidir. Şaman,öteki dünya olarak betimlenen ruhların veya gözle görülmeyen varlıkların dilini bilen, dolayısıyla iletişim sağlamak için tercümanlık yapan ve bin yıllarca biriken ve zamanla unutulmaya yüz tutan kozmik hafızada saklı olan gizli bilgileri topluma üstü kapalı simgelerle götüren Şamanlık sisteminin bir temsilcisidir.

 

O halde şaman:

 

1-     Öteki dünyanın bu dünyadaki temsilcisi, unutulan gizli bilgilerin kaynağıdır.

2-     Kutsal bilgileri veya karşılıklı istekleri -ruhların insanlardan, insanların ruhlardan-ileten arabulucudur.

 

Demek ki şamanın esas fonksiyonu; görmek, anlamak ve iletmektir. Bu üçlü fonksiyonu gerçekleştiren şaman toplumun özel statüye sahip bireyidir.

 

Şamanlığı, bu konuda araştırmalar yapanlar, bir din olarak, Türklerin ilk dini olarak, diğer başka Animik dinler gibi Tek Tanrılı dinlerden önceki süreçte bir din olarak gören bir çoğunluk olmuşsada, bir kısmı da, bir tarihsel süreç açısından bakıldığında da, Şamanizm Animizm ve Animistik görüşlerden önceki tasarımları içeren bir yapı sergilediği, bilim adamlarınca kaydedilmiştir. Şamanın işlevinin geniş olması ve bir kısmının dini içerikli olmasından dolayıdır ki, Şamanlığı eski Türklerin dini olarak düşünmüşlerdir. Ancak buna karşıt gelen başka daha ufak toplulukta düşüncelerde vardır ki, aslında , sanırım Fuzuli Bayat bu tür bir düşünceyi destekliyor. Şöyle diyebiliriz: Şamanın dünya görüşü, şamanın kozmogonik tasavvurları, özel merasimler, şaman simgeleri, şaman folklorü, şamanın toplumdaki statüsü Şamanlığı bir din olarak değerlendirmeye yardımcı olmuştur. Şamanlık dinle ilgilidir ancak din değildir. Burası önemli. O hekimlikle de ilgilidir ancak hekimlik de değildir. Şamanlık güzel sanatlarla folklorle ilgilidir ancak bütün noktalarda onlarla ayniyet oluşturmaz. Ayrı ayrı kültür ürünleriyle yakınlık ve benzerlik oluşturan Şamanlık kültürün özel bir birikimi niteliğinde olup yeni bir olgudur ki, ne dinle ne folklorle ne de tıpla bağdaşmaktadır. Ayrıca şaman bütün dini merasimlerin ve dini yaşamın tek icracısı ve yönlendiricisi de değildir.Örneğin, Wash isimli araştırmacı bir yazar, Şamanları ona  benzer diğer insanlardan farklı tutarak şunları yazmıştır: Din adamları da ritüel yaparlar, otacılar tedavi ederler ancak onlar çok az halde kendilerinden geçebilmektedirler. Bu nedenledir ki , şamanı kozmik seyyah olarak tanımlamış ve Şamanizm de olduğu kadar hiçbir yerde kozmik seyahatin bu kadar önemli rol oynamadığını vurgulamıştır. Çünkü birçok insana bakılırsa Şamanların ruhlarla pazarlık yaptığı bir başka dünyada birçok şeyi kontrolü altında tutabildiği birçok araştırmacı tarafından şu anda kabul edilmiştir.Günümüzde Şamanlığın bir din olmadığı ancak dinsel ve toplumsal işlevleri olan pratik bir inanca dayalı toplumsal talebe cevap veren ve dini öğretisi olmayan bir esrime sistemi olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda şamanlar bireysel faaliyet gösterdikleri için kahinler gibi dini kültleri gerçekleştiren  ve yöneten bir sınıf oluşturmazlar. Bence bu dinlerle Şamanizm arasındaki gerçekten çok büyük bir fark. Şamanlık daha çok bir yaşam tarzı, doğayı algılama biçimi olduğu içindir ki, Türklerin  şamanist dünya görüşünde, insan doğadan üstün bir yaratık olarak betimlenmez. İnsanlarda başka canlılar gibi hatta daha çok doğada mevcut olan ve görünmez alemi kapsayan ruhların iradesine bağlıdırlar.

Bu durumda şamanın faaliyet alanına dahil olan öğeleri Basilow un tesbitini göz önünde bulundurarak şu şekilde sıralayabiliriz.

 

a-      Şaman bütün işlevlerini yardımcı ruhların aracılığıyla yerine getirmektedir.

b-     Kahinlerden ve başka din  hatiplerinden farklı olarak şaman, ruhların seçtiği ve yeniden oluşturduğu kişiliğe sahiptir.

c-      Şaman yardımcı ruhlarının aracılığıyla evrende (gökte ver yeraltında) seyahat edebilir ki buna şamanın kozmik seyahati denilir.

d-     Şaman ruhlarla esrime halinde (ekstaze denilen durum) iletişim kurabilir ve bu iletişim şamanın isteğiyle gerçekleşir.

 

İslamiyetten önceki kültürün temel taşlarını oluşturan Şamanlık bir sistem gibi Türklerde, özellikle Altay Sayan ve Sibirya Türklerinde yaygın olmuş ve daha çok gelişmiştir. Özellikle Sibirya olarak betimlenen bölgede Türk Şamanlığıyla beraber diğer Şamanlık olguları da mevcut olmuş ve zamanla bu sistemler arasında güçlü bir etkileşim yaşanmış, dominant unsurlar milliliğini koruyabilse de,  birçok elementler müşterek bir yapı sergilemiştir.

 

Yaygın olan halk inancına göre Şamanlar görevi;

 

a-Ecdad şamandan

b-Yer-su ruhlarından

c-Gök ruhlarından

d- Kötü ruh olan Albıslardan ve Azalardan alabilirler

 

Ancak bu yolların tümününde birleştiği bir nokta var. O da, şaman olmak için ruhi depresyonlarla, krizlerle,  nöbetlerle izlenen hastalık şaman olmanın genel kodudur. Şaman anadan doğma şairdir, bestecidir, şarkıcıdır, müzisyendir, dansözdür ve oyuncudur. Olağanüstü tasavvur gücüyle hastaya şiirsel dilin kudretiyle tesir etmeye çalışan insandır. Çünkü ruhlar güzel sözleri severler. Harmoni, ritmik kelimeler  şamanın sanki ruhları efsunlaması gibi değerlendirilir. Aslında şamanı coşturan, ritmik şiirler söyleten ruhlardır. Şaman ruhların ağzıyla konuşan söyleyen icracıdır. Buna görede Yakutlar, şamanın okumasına, “kutukutular” ; yani ruhlar tarafından söyletilen derler. Hatta şamanlar davulların içine topladıkları ruhlarla sohbet de ederler.

 

RİT,  kaybolmakta olan kozmik bilgiyi simge ve sembol aracılığıyla topluma hatırlatma vasıtasıdır. Geçit ritlerinin amacı, adayı bir önceki toplumsal statüsündeki kurallar ve davranışlar sisteminden tümüyle kurtarmak suretiyle yeni bir yaşama hazırlamaktır.

Bu konuda Türk Şaman metinlerindeki aşağı yukarı hep birbirini onaylayan bir geçiş riti varmış gibi görünüyor. O da şu merhaleleri kapsıyor:

 

1-     Çağrı

2-     Hastalık

3-     Toplumdan kenarlaştırma (uzaklaştırma)

4-     Fiziksel sınav

5-     Zihinsel açılma

6-     Eğitim

7-     Yeni varlığa transformasyon

8-     Topluma dönüş

 

Şaman hastalığı şaman seçilmenin ilk ve esaslı belirtisidir. Şaman efsane ve söylemelerinin incelenmesi  şunu gösterir ki, hiçbir şaman seçimi gönüllü kabul etmez. Altay şaman inançları hakkındaki bilgilerden birini veren Verbitskiy ye göre bazen aday Şamanlık görevini geri çevirebilir. Ancak bu geri çevirme yukarda söylendiği gibi şaman adayına çok pahalıya malolur. Seçimi geri çeviren aday ya deli ya sakat olur yada azap çekerek ölür. Şamanlık görevini geri çeviren aday zafer kazanmış gibi elektizipuzuvgan yani hareketi niyeti bozuldu diyerek bununla ruhların amacına ulaşamadığını vurgular ve ölür. Anlaşıldığı gibi şaman hastalığının tedavisi yoktur. Hastalıklardan kurtulmak için ruhlarla tartışmaya girmek hem aday hem de hastalığı teşhis etmek amacıyla  çağırılan yaşlı şaman için tehlikeli olabilir. İyileşme yalnız kadere boyun eğmekle, şaman olmayı kabul edip kamlık yapmakla mümkündür. Bütün bunlar şaman hastalığının özel bir hastalık olduğunu bir kez daha kanıtlar durumdadır. Şaman hastalığını isteri, epilepsi, dengesizlik, asabilik, şizofreni, delilik olarak adlandıran   eski Rus ve Sovyet araştırmacılarıyla beraber şamanın aslında deli olmayıp sadece yeni statüye geçişini sağlayan bir tür hastalık  olduğu fikri ilmi literatürde ağırlık kazanmaktadır. Haritonava göre şaman hasta değil Şamanlık sürecinin kendisi hastalıktır. Şaman olacak insan beynin öyle bir kısmını çalışmaya mecbur eder ki, bu da mutlak surette psikoljik yada fiziki bir hastalığın ortaya çıkmasına neden olur. Şaman hastalığı geçiş ritinin tertip kısmını oluşturur. Bu geçiş riti şamanın toplumdan kenarlaştırılması veya kenarlaşması şeklinde gerçekleştirilir. Bu süreç şaman efsane ve memoratlarında geniş bir biçimde tasvir edilmiştir. Şaman adayının toplumdan kendi isteğiyle veya akrabaları tarafından kenarlaştırılması ritüel uzaklaştırma olarak bilinir. Bu uzaklaştırmanın temelinde ayrı bir varlık gibi oluşacak varlığın toplum kaygılarından toplum etkisinden uzak tutulması, kozmik bilgilerle tanıştığı için tenhalığa itilmesi, yalnızlığın vermiş olduğu gücü kendinde hissetmesidir.

Yalnızlık düşüncenin hızlandırılması ve karanlıkların ışıklanmasıdır. İç dünya sorularının yanıtlanabilmesidir. Kısacası, yalnızlık adayın kendini keşfetmesidir. Sonraki ritüel ise ölümdür yani bir anlamda transformasyon. Ölüp dirilme şaman olmanın ana teması ana hattıdır. Şaman psikolojisini öğrenmek için şaman olma sürecinde ölüp dirilmenin nasıl gerçekleştiğini bilmek önemlidir. Hiçbir şaman ikinci kez doğmadan şaman olamaz. Hatta bazı Şamanları üçüncü kez doğduğu veya doğacağı söylenmektedir. Ölüp dirilme yaşamda yeni bir statüye geçişle ilgili olduğu için şamanlar bu arada bir dizi ritüel, özellikle olgulara bağlı kalırlar. Şamanların ölüp dirilme olarak bilinen ezoterik inisiyasyonu aslında dışardaki yabancı, bigane ve bilgisi adayın içeri ezoterik bir kurum olan Şamanlık dünyasına alınması, dolayısıyla şaman dünyasına mahrem kılınması , Şamanlığın hizmetçisi durumuna getirilmesi ve ezoterik bilginin ışığına kavuşmasıdır. O halde ölüp dirilme şaman adayının varlığın bir alt aşamasından bir üst aşamasına geçişini ruhsal olarak gerçekleştirmesinden başka bir şey değildir. Şamanlık doğa dini olduğu için ölüp dirilme ve doğayı veya doğa kurallarını yansıtmaktadır.

 

Bunu takip eden rit ise parçalanma ritidir.Bütün şaman kabilelerinde yada ayrı bölgelerinde aşağı yukarı birbirine çok benzerlikler gösterir. Bunun sonucunda şöyle diyebiliriz: Şamanın parçalanması ve ruhlar tarafından yenilmesi onun dünya günahlarına bürünmüş eski bedenini terk etmesi, geriye kalan temiz kemiklerinin yeni etle örtülmesi, başka bir statüye geçiş felsefesinin esasını oluşturmaktadır. Parçalanıp yenildikten sonra şamanın ikinci kez doğması riti gerçek anlamda olmayıp mistik nitelikli bir doğuştur. Parçalanıp yenilmeye Perrin şöyle bir anlam vermiştir: Bu acı aynı zamanda yeni seçilen şamanın değişime uğrama, yetenekler kazanma karşılığında ödemesi gereken bir bedeldir. Şaman ağacı ilk mükemmelliği simgeleyen cennet ağacıdır ki, inisiyasyonda başlangıç bilgiye sahiplenmek anlamını içerir ve şaman ağacı oyunmahad  diye adlandırılır. Bu ağaçlar geleneksel şaman inançlarında şamanın ağaç anası olarak bilinir. Şaman efsane ve memoratlarında geniş yer bulan ağaç ana, şamanın doğduğu ve ilk yeteneklerini aldığı ağaçtır. Bu yuvalarda gelecek şamanın, kuş şeklindeki ruhu terbiye alıp büyür. Yakut şamanist görüşlerine göre batıdan gelen kan renkli at adaya süt yerine kan emzirir. Bu şaman adayı gelecekte insanları yiyen şaman yani siyemehoyun olacak. Doğudan gelen beyaz at beyaz sütüyle yuvadaki adayı yedirir. Doğal olarak bu şaman insanlara yardım  eden iyi şaman olur. Yuvadaki kuşlar büyüyerek insan görünümü alırlar. Hatta Sıklahbegidotu adayları yuvadan alıp bedenlerini parçalara ayırır ve rüzgara savurur. Rüzgar et parçalarını uzaklara aparır. Eğer et herhangi bir yerin iyisine çarpmazsa, kamlık zamanı o ruh veya o yerin iyisi şamanın çağrısına gelmez.

 

Şamanın eğitim sürecinde yaşlı şaman süpürgeyi suya batırarak adayın sırtına vurur. Bu sırada dokuz genç erkek  bir ağızdan: “Eğer mesleğin seni bir fakirin yanına çağırırsa emeğin için az şey iste. Ne verirlerse onunla yetin. Fakirlerin problemleriyle ilgilen, onlara yardım et.Tanrıya onları kötü ruhların saldırısından korumak için yakar. Eğer seni kamlık yapmak için zengin birisi davet etse,ondan da karşılık olarak çok şey isteme. Eğer kamlık için aynı anda hem fakirden hem de zenginden davet alsan, ilk olarak fakirin davetini kabul et”. Aday bu öğütleri şamanın arkasında tekrar eder ve bunları emel edineceğine söz verir. Burada şaman olma merasiminde gelecek şamanın yemin duası da, yukarda yaşlı şamanın verdiği öğütleri doğrular durumdadır. Yemin duası şöyledir: Mutsuzların koruyucusu, fakirlerin atası, öksüzlerin anası olacağıma söz veriyorum. Yüksek dağların tepesinde yaşayan kötü ruhlara saygı göstereceğime, onlara ruhum ve bedenimle kulluk edeceğime yemin ediyorum.”  Ayrıca şaman parçalandığı dağda da ruhların sorularına cevap verirken yapacağı işlerin sorumluluğunu yüklenmiş olur. Türk Şamanlarının ruhlara yemin etmesinin bir örneği aşağıdaki metinde şöyledir:

Beyaz giysili ruhlardan biri şamanı yemin etmeye mecbur eder. Şaman, “tanrının yarattığı insanlara ve hayvanlara karşı hiçbir kötü şey düşünmeyeceğim” der. Sana zulmeden seni aşağılayan insana karşı kötü şeyler düşünecek misin sorusuna eğer şaman, evet beni aşağılayan ve inciten insana sinirlenip  onun hakkında kötü şeyler düşüneceğim cevabını verirse, ruh onun sırtına öyle bir vurur ki, ağzını tepenin keskin ucuna çarpar. Sonra siyah giysili başka bir ruh şamanın alnını siyah renkli ucu keskin bir tepeye dayar ve “Tanrı tarafından yaratılmış insanları ve hayvanları mahfedip ye “ der. Eğer şaman buna karşılık hiçbir olumlu cevap vermeden suskun kalırsa yine onu sırtına vurarak cezalandırırlar.

Britnowskiden ve türk şaman metinlerinden verdiğimiz bu iki yemin doğası yukardaki öğütle beraber Şamanlığın felsefesinin dayandığı sosyal kesimi açıklar mahiyettedir. Nitekim bu meslek sahiplerinin bu işi para karşılığı olarak yapmadıkları, toplumun ihtiyaç ve sıkıntılarını gidermek için Şamanlık ettiklerini açık bir şekilde ortaya koyar. Ayrıca Şamanlığı ezoterik bir bilgi olduğuyla beraber hem de toplum karşısında bir sorumluluk kurumu olduğu ortaya çıkmış olur. Bu bağlamda Türk Şamanlığı ve genellikle Şamanlık benzeri bütün ezoterik örgütlerden kesin bir şekilde ayrılır.

 

OYUN FELSEFESİ DÜZEYİNDE KAMLIK

 

 

Genel Türkçede kamlık adıyla bilinen ve şamanın esrime yoluyla yaptığı merasime Türkmenler göçyürme derler. Diğer orta asya Türklerinde şamanın kamlığına perioyun derler. Etnografik verilerde de Türklerin şaman merasimlerine oyun dediklerini görürüz.(Bu ilginç) Hatta Müslüman olan Türkmenlerin Çoğudur boyunda; şamanın kamlık etmesine oynamak derlerdi. Oynamak terimi Altaysayan Türklerinde uzak doğu ve Sibirya halklarında da kullanılmaktadır.Şaman oyunu şamanın olgunluk yolunu sembolize eder. Yakutlar hatta şamanlarına oyun demekle, şaman oyun ilişkisini birleştirmişlerdir. Nitekim şaman terimi de, oynayan zıplayan anlamındadır. Bütün bu olgular oyun kodunun Şamanlıkta esas olduğunu gösterir. Oyun Şamanlıkta dıştan ayrılmanın, reel dünyadan çıkmanın, başka bir boyuta varmanın tek yolu, şaman merasiminin esas unsurudur.

Şaman Danslarına genel bir bakış, Şamanın esasen iki hayvanı simgelediğini gösterir. Bunlardan birincisi at binişini simgelediği halde, diğeri kuş uçuşunu simgelemektedir. O halde oyun, insanla doğa arasında bir iletişim aracı rolünü üstlenmiş olur. Hayvan ve kuş kodunun yardımıyla şamanın çıkardığı oyun, yatay ve dikey dünya modelini simgesel bir biçimde seyircilere aktarmaktadır. Farklı bir bakış açısından ele alacak olursak, oyun özge bir dünyanın değişken boglan maneviyatının simgesidir. Öteki alem varlıklarının oynaması normal davranış kurallarının çiğnenmesi bozulması olarak değerlendirilir.

 

Etnografik metaryellerden dağ ruhunun veya tayga iyesinin oynaması, insan toplumun etik kuralları dışında tutulur. Nitekim yer altı dünyasının hakimi Erlik’in kızları da şamanla oynar ve onların bu oyunu normal davranış açısından bakıldığında terbiyesizlik, ahlaksızlık olarak değerlendirilir. O halde şaman oyunu ile öteki alemin kurallarına müdahale etmiş olur. Somut şekilde oyun, doğa ile toplum arasındaki farkı ortadan kaldırmış olur. Başka şekilde söyleyecek olursak şamanın oyunu geçici de olsa öteki alemle gerçek dünya arasındaki farkları silmiş olur. Oyun zıtlıkların birleştirmesi ise, şaman da bu ikilikler arasında bir arabulucudur. Şamanın oyunu eğlence ve isteğe bağlı sıradan oyunlardan yapısal özelliği  ve işlevinin ritüele   bağlı olması nedeniyle farklı bir durum sergiler. Şaman sınırlı bir süre içinde, sınırlı bir mekanda ve sınırlı bir görev doğrultusunda  toplumun gizli bilgilerini gösteriye dönüştürür. Şaman kamlık zamanı verebildiği mesaja göre oyuna borçludur. Oyun şamanı başka bir kişiliğe bürünmeye mecbur eder. Nitekim oyun zamanı şaman öteki alemin varlığına çevrildiği için maddi dünyaya kapalı olan bilgi kaynağına geçici bir zaman için sızar. Oyun, hem Şamanlıkta hem de tasavvufta kavuşmadır. Hakka erişmedir ve mistik seciye taşır. Mevlevi ve Bektaşi dervişlerinin semah yapmasına oyunu, bu kozmik oyunun mükemmel örneği sayabiliriz. Özellikle Bektaşi semahlarının şaman kökenli olduğu ilk bakışta görülmektedir.

 

 

Oyunda ritm felsefesi:

 

Oyun şaman kamlığının başlıca vecd hali ise, davul da trans haline geçmekte en güçlü tekniktir. Nitekim monoton vuruşlar, yani aynı ritmlerin ardı ardına belirli frekanslarla tekrarlanması Şamanların esrime haline  geçmeleri için hipnotik bir durum sergilemiş olur. Ancak kamlık zamanı şaman davul ritmlerinin metronom tipi sürekliliği yoktur. Davul vuruşu hızlandığı gibi yavaşlar veya ses yükseldiği gibi yumuşar da. İlk önce belirtilmesi gereken önemli bir mesele bütün hallerde kamlığın her ne şekilde başlarsa başlasın sonuçta bir daire etrafında yapılmasıdır. Daire kozmosun simgesi olup felsefe anlamda ölümsüzlüğe yeniden doğuşa işarettir. Kamlığın yapılmasında önemli rol oynayan davulun bütün hallerde sekiz ritm üzerine kurulduğunu görmek mümkündür. Bu ise insanın yılandan kaplana kadar olan sekiz çokirina (enerji kaynağı) uygun gelmektedir.

 

Davulun ritmi aşağıdan yukarıya doğru değişen bir tempo ile devam eder.

1-Yılan ritmi: Davula vurulan üç yavaş vuruştur ki kararlılık elde etmek ve yeni bir şeye nail olmak ve dış resuslardan faydalanmakla iç gücü toparlamaktır.

2-Geyik ritmi: İki yavaş iki hızlı vuruşla yapılır. Bu ritm uğurla hamile kadınların doğurması, varlıkların paylaşılması tecrit etmedir.

3-Kaplumbağa ritmi: Bir vuruş, iki hızlı vuruş, bir vuruştan ibarettir. Bu, barışıklığı, uyumu sağlamak, yeni bir üretim için temel oluşturmaktır.

4-Boğa ritmi: Bir vuruş ve dört hızlı vuruştan oluşur. Bu, düşmanları püskürtme, maddi kalkınma ve fiziki gücün bir araya yığılmasıdır.

5-Balıkçıl kuşu ritmi: İki hızlı ikide yavaş vuruştan ibarettir. Bu, amaca ulaşma yolunda, karşıya çıkan engelleri aşmak, sevgiye yardım etmektir.

6-Örümcek ritmi: İki hızlı bir normal ve gene iki hızlı vuruştan ibarettir. Bu, manevi cihetten karşı koyabilmedir. Tartışmalı durumlarda yenebilmektir. Üreticilik gücünü doyuncaya kadar kullanmak, negatif enerjiden temizlenmektir.

7-Ayı ritmi: Dört hızlı ve artı bir vuruştan oluşur. Bu elde edilen mevkii korumak, kendiyle diğerleri arasındaki engelleri kaldırmak, içine gömülmektir.

8-Kaplan ritmi: Sadece altı hızlı vuruştan ibarettir. Bu, güç elde etmektir. Fedakarlıktır. Kendini gösterebilmek imkanıdır. Başkalarını iyileştirme de ve eğitmede topladığı enerjisini harcamaktır.

 

Burada bilinmesi gereken bir nokta da, Şamanlık sistemine göre insan hayatının eşit şekilde periyodlara bölünmesidir. Bu bölünme, 7,8,9,12 olarak değişmektedir. Ancak en eski tasavvurlara göre insan ömrü 8 veya 9 eşit periyoda ayrılmıştır. Bu sisteme göre her bir insan sekiz yıl yaşadıktan sonra yeni bir merhaleye girmiş olur ve her merhalede hem dış hem de iç değişiklik geçirmiş olur.

 

1-İnsan doğuştan sekiz yaşına kadar mineral saltanatta nesnelerin ve eşyaların varlığına varmadan yaşıyor. Geleneksel kültürlerde çocuk sekiz yaşına kadar ad almaz. Yalnız çocukluk mahlasıyla çağırılır. Dokuz yaşında o, bu ve diğer arınma merasiminden geçerek ad alır. Eğer çocuk adını bulamasa onaltı yaşına kadar beklemeli olur.

 

2-İkinci merhalede 9-16 yaş arasıdır. Bu dönemde çocuk bitki gibidir ve hayatı anlamaya başlar. Cinsel olgunlukta bu arada baş verir.

 

3- 17-24 yaş arasıdır ve hayvan başlangıç olarak karakterize edilir. İnsan her şeyi anlar ve müstakil düşünmeye başlar.

 

4- Gerçek insan olma ise, 25-32 yaş arasında gerçekleşir. Bu dönemde mantıklı ve ölçülü hareketler yeralır. İnsan kendi ailesini oluşturmaya çalışır, kadınlar ise solmanın, tazeliklerini kaybetmenin eşiğinde olurlar.

 

5- 33-40 arası, bütün bedenin yeniden yapılanması baş verir.

6- 41-48 arası, insanın dünyaya bakışı değişir. Bu merhale, ikinci fiziki ve akli doğuş dönemi olarak değerlendirilir. Bundan sonra organizma ölüme hazırlanır.

 

7- 49-56 yaş arası, düşüncede çeviklik, somutluk ve pratiklik kaybolur.

 

8- 57-64 arası, santimantallik başlar.

 

9- 65-72 yaş arasında hayat, hiç yeni bir şey yapmak istemeden akıp gider.

 

9-     73-80 yaşlarında insanı dinlenmek isteği bürür.

 

Bundan sonra en tehlikeli yaş 81 gelir. Moğollar bu yaşla ilgili kötü ruhları aldatmak için özel merasim düzenlerler. Doğumdan sonra insan varlığının şekillenmesi  ömür merhaleleri aracılığıyla sürdürülür. Bu yaş dönemlerinin büyük ölçüde teşhis koyma ve tedaviyle alakası vardır.

 

Prof.Dr.Fuzuli Bayat’ın Türk Şamanlığı kitabından

Özetleyen: Sibel Atasoy- Hanife Altuntaş

20.12.08

Beylerbeyi

 

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir