Tanrı Ayakkabılarımı ben olmadan bağlamaz.

10 Ağustos 2017
EGER BU HAYATTA BİR ŞEY ÖGRENDİYSEM, o da Tanrı’nın ayakkabılarımı ben olmadan asla baglamayacagidır.
Dört yaşına geldigimizde bizden ayakkabılarımızı kendi başımıza baglayabilmemiz beklenir.
Büyük Ruh’un Dünya’da olmasını istedigi işleri ve anlayışları, kendi işlerimiz ve anlayışlarımız vasıtasıyla beraberimizde buraya getirmekteyiz.
Baglarımız sadece ailemiz ve akrabalarımız
ile sınırlı degildir. Baglanmız bütün hayatımızı kapsar –
her şeyi, hatta taşlan bile canlı olarak düşünrneliyiz. Tüm yaşamdaki karşılıklı baglılıgın dogrudan deneyimi ve farkındalıgı, modern zamanımızda neredeyse tanınmaz hale gelen dogal insanlık potansiyelinin tekrar kazanılması yolunda oldukça gereklidir.
Uygun ve uygulanabilir bir gizeme ihtiyacımız vardır. Acelemiz, çagdaş insanın zor durumunu hemen ele alıp tüm yaşantımızdaki baglarımıza karşı daha anlayışlı ve bilinçli bir durumu talep etmemizdendir.
“İnsanoglunun dünyadaki yeri nedir?” sorusunu, daha
kapsamlı olan “Dünyanın dünyadaki yeri nedir?” sorusunu sormadan dürüstçe yöneltemeyiz. Kendimizi bagların dışında degerlendiremeyiz.
Kimse “Kendini kendin gibi bil,” dememiştir. Biz, birbirine
baglı kozmik yapının oluşturmuş oldugu uyumun dışında kaIan hiçbir şeyi anlayamayız. Bizim ihtiyacımız olan, uygulanabilir bir gizemdir – sezgisel anlayış ile pratik çabanın dengesinin uygun bir biçimde kurulmasıyla ortaya çıkacak olan bir gizem.
Meditasyonun fazlalıgı, daha çok ilahinin söylenmesi ya da çalınması, sayısız mumun ya da tütsünün yakılması, ayakkabılarımızı baglamak için Tanrı’yı ya da Cennet’i ikna etmeye yetmez. Bize yarar saglayacak, huzur verecek ya da bizi koruyacak şeylerin hiçbiri “dışarı”da degildir. Öyleyse her şeyi kendimiz yapmalıyız.
Gizemciler, Büyücüler
ve Şifacılar-Doug Boyd
ve
Gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler.
Der Kuantum ana fikri. 1999 yılında yazdığım Sırıtkan Kırmızı Ay kitabım tamamen bu fikri anlayıp anlatmayı amaçlamıştır.
Anlama çabalarına şöyle bir katkım olsun:
Şöyle düşünün, çok bulutlu karmakarışık bir gökyüzüne bakıyorsun eğer sadece gayri
ihtiyari başını kaldırıp bir an bakıp geçtiysen bi şey olmaz ama bir süre bir şey görmeyi umarak seyredersen o karmaşada birden bir geyik kafası ya da dedenin profilini görebilirsin ve bi şey buldugun için sevinir ve heyecan yaparsın, işte o an dalga parçacık olarak çökmüştür ve dedenin görüntüsü olarak gerçeklik belirmiştir! Yalnızca ve yalnızca senin bilinçli katkınla
*
“Baban o konuşmayı yaptıgında -yemek ve diger şeylerle ilgili
olan- tek bir kelime bile anlayamadım. Konuşma ne hakkındaydı?
Bana senin anlatacagını söyledi, yanılıyor muyum?”
“Dogru, ama işin garibi ben de tam anlayamadım. Bazen
eski konuşma stilimizi kullanır. Gerçekten ben de ne dedigini
bilmiyorum. Belki sadece yaşlı olanlar anlamışlardır. İçsel bir
konunun dışavurumuydu.”
Eniştem onun söylediklerini anlayabilmiş ama sanki bir rüyayı
anlatamamak gibi onun dediklerini de tam olarak aktaramıyor.
Eğer anlatmaya kalkarsa bu sefer de anlamlandıramadığını,
tam olarak ifade edemedigini fark ediyor.”
“Sana böyle mi söyledi?

“Tamam, sana bir de şöyle anlatmaya çalışayım.” Parmak
ucuyla yere hayali bir resim çizdi. Çizdigi , iki daire ve onları
birleştiren bir çizgiydi. ” Bu bizim olağan durumumuz, yani
bilinçli bir şekilde düşündügümüz ve aklımızın her zaman
bulunduğu nokta. Bu digeri de derin anlayışın olduğu ve aklımızın
bazen yer aldıgı nokta. Ancak çogu insan bu bahsettigim
ikinci noktaya hiç gidemez – belki de sadece uykuda gidebilir.
Tamam, bu derin anlayışın bulundugu noktada herhangi
bir anlatırnın ya da tanımlamanın olması mümkün degil,
bunu kabul ediyorum. Bu, tam olarak betimlenmesi imkansız
olan salt gerçektir. Eniştemin de demek istedigi; eger
anladıgını anlatmaya kalkışırsa, bu ilk dairede yani bilinçli şekilde
düşündügümüz ifade dairesinde yer alması gerekiyor –
ancak o zaman da babamın konuşmasını tam olarak anlamlandıramıyor.
Eger bilinci diger dairede yani ikincideyse, anlatılanları
anlamlandırabildigini söylüyor ancak bunu herhangi
bir şekilde ifade edemedigini belirtiyor. Çünkü idrak
dairesindeyken ifadeye kalkışırsa bu onu o daireden dışarı
atıyor. Dedigine göre bu dünya gerçek degil, sadece gerçegin
bir tür ifadesi. İdrak gerçek dünyaya ait bir durumdur, ifade
ise gerçek olmayan dünyanındır. Eniştem aynı anda her iki
dünyada birden olamıyor – bu yüzden de anladıklarını sana
anlatamıyor. Anlayabildin mi?”
“Evet, sanırım anladım.”
“Babamın durumunda burası hep açık, ” derken parmak
ucuyla, baktıgımız hayali resimdeki iki ruhsal dünyanın arasındaki
köprüyü gösteriyordu.
Gizemciler, Büyücüler ve Şifacılar-Doug Boyd
Tıpkı atomaltı varlıkların dalga ve parçacık konumunun aynı anda gözlemlenememesi gibi değil mi?
Demek ki kuantum sadece çok küçük ölçeklerde değil bizi kapsayan büyük ölçeklerde de geçerli, iş onu pratik hayatın içinde görüp tanıyabilmekte. Bırakın ispatı sonradan gelsin . Ne derler bilirsiniz; kervan yolda düzelir.
Urban shaman öğrencileri için konu aslında gayet açık: İki ayrı dünya ya da gerçeklik yok, iki ayrı bilinç konumuna geçen iki ayrı sen varsın. İdrak dairesindeyken, yani derinden algıladığın sen bilincin kane bölümündeki Aumakua olduğun andır. İfade etmek için sana gereken yer ise asistanının olduğu KU bölümündeki sensin.O an hangi Sen olarak bulunduğunu ise LONOnla karar verebilirsin.
Bu arada ifadenin güzelleştirilmesi de insanın çabalarına bağlıdır. Çok sayıda terminoloji bilmek ve bunları birbirine tercüme edebilmiş olmak gerekir. Fakat herkes hatip olacak değil ya, sen anladıysan onu en iyi bildiğin ifade yoluyla dışarı ver gitsin, kimin anlayacağı senin derdin olmamalı
Aloha

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir