Zihinden yüreğe
esinti / 19 Eylül 2011

İster kişilikte isterse her hangi bi şeyde, “bi şeyin olması, başka bişeyin olmaması” sebebiyledir. Bu duruma zihinle onay verdikleri halde (tamam canım dualite!) yüreklerinden onay verememe durumunun sancıları var her baktığım yerde. ** Şifa şifa şifa… Şifa çığlıkları her yerde. Mükemmel olma beklentisi, illiüzyon bile olsa “kendin”le barışamama çıkmazı! Hadi yeni bi slogan başlatalım: BARIŞ gitsin yahu 🙂 ** Hem “her saz KENDİ İÇİNDE AKORTLU” olacak; hem de “BÜTÜN SAZLAR, BİRBİRİYLE AKORTLU” olacak; aksi takdirde TOPLAMDAKİ SOUND bozuk çıkmaya mahkûm…(a.y) Bozuk çıkana itirazımız olmadığı sürece fark etmez :))) ** Biz kadın-lar, cümlesindeki çoğul ekinden son kerte şüphedeyim 🙂 ** Yargılanmaktan, en çok yargılayıcı kişilikler çekiniyor galiba. Bu endişe bizi çok derli toplu, dengeli görünmek için azami dikkat göstermeye zorluyor. Enerjimizin büyük bölümünü bu işlemi yaparken kaybediyor olabiliriz belki? Şöyle birazcık kendimizi salıversek, gacır gucur sürtünüyoruz birbirimize! İki ucu şeyli değnek. Derli toplu durup nevrozlara mı kalsak? Özenle kurduğumuz destanı yıkıp gıcırtılara kulağımızı mı alıştırsak? Bilemiyorum. Yoksa bazen öyle bazen böyle mi yapsak? ** Bi yerde iki ya da daha çok kişi(özellikle erkek) arasında bir tartışma, giderek yükselen bir kızgınlık nöbeti varsa, ve aynı anda bir ya da daha fazla kadın içten kahkaha atarlarsa, tansiyonun aniden normale döndüğünü defalarca gözlemledim. Burdan…

Kendini ve Başkalarını yargılamayı
Blog / 25 Aralık 2008

Kendini ve başkalarını yargılamayı bıraktığın ölçüde özgürleşirsin. sa Dün gece yattığımda içimde dönüp durdu bu cümle. Hatta aslında ingilizcesi özellikle “Judgement” kelimesi defalarca tekrar etti. Öyle ki, az önce uyandığımda hala bunu hatırlayabildim. Neden yargılarız peki? Daha iyisini bildiğimizi varsayarız. En basit karşılığı bence bu. Kendimize karşı bile daha iyi bildiğimizi varsayarız ve aslında bu durum zihnimizin patronluk taslaması değil midir? Çünkü daha iyi bildiğini iddia eden özümüz/bilincimiz/ruhumuz olsa idi zaten onu yapmış olacakken yapamadığımıza göre bu yargılamayı gerçekleştiren zihnimiz olmalı diye düşünüyorum. Bu varsayımın altına yerleştirilmiş olan “mükemmel olma isteği” ya da gereğini de görebiliyorum. Mükemmelin; büyük oranda tek tanrılı dinler tarafından vaazedilmiş olduğunu sanıyorum. Bu tarihten önce insanlar yargılamayı biliyorlar mıydı meraktayım? Şüphesiz, bir başkasının yaptığını beğenmiyor olabilirdi insan, kendine zarar vermiş olabilirdi, o zaman insan kendini korumak için gerekeni yapıyordu hatta belki o beğenmediği varlığı öldürüyordu (yapabiliyorsa), vahşi batı filmlerinde (kovboy filmleri) bunun nasıl bir refleks olduğunu aşağı yukarı biliyoruz. İyice gerilere gidersek, kabile yaşantısında doğanın gücü ve saygınlığı karşısında usturuplu davranmak var. Demek ki “yaptırım gücü” sessiz doğadan alınıp, gür sesli bir tanrıya verildiğinde, mükemmeleşme gereği zihinlerimize sızmaya başlamış. Bu durumda gereğini yapmayı bırakıp yargılamaya başlamışız; çünkü gördüğüm kadarı ile yargılamanın en etkili ve en hastalıklı…