Akışkanlık nasıl sağlanır?
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 01 Temmuz 2016

Şekilcilik/putperestlik, sonsuz sınırsız yaratıcıyla, onun birliği ve muhteşemliğiyle aramızda duran tek engel. Peki bu engelden nasıl kurtuluruz? Akışkan olmak bir çare midir? İşin püf noktası var mıdır? Tabi akışkanlık her zaman engelleri aşmayı en azından daha az acı çekmeyi sağlar bana göre fakat nasıl akışkan olabiliriz? İşte benim söylediğim püf noktası bunu sağlıyor ancak o kadar sade ve minik ki onu dikkate almıyoruz, belki ciddiye almıyoruz. Ben bunu urban shaman konseptinde belki her gün söylüyorum, yazıyorum. İnsan algısının gerçekliğinde hiç bir şeyin mutlak değil, insanca ve keyfi olarak şekilselleştiğini, yani insan yapısı olup ihtiyaca zamana ve her bir insana göre değişebilir olduğunu bilirseniz, bilmekten öte AYarsanız, şekiller/putlar keskin ve yıkılmaz şeyler olmaktan çıkar. Bu elastikiyeti elde ettiğinizde Arabi’nin dediği gibi yaratıcı ile insan arasında orta yerde durabilir, her ikisinin de muhteşemliğini görme, duyumsayıp bahtiyar olma durumuna erişirsiniz. Ama mistikler gibi tüm şekillerden kurtulup yaradana kavuşacağım diye uğraşırsanız, ona ulaştığınızda bunu bilecek kendi egon kalmadığı için yaradanı da bilemez, onun dehasını fark edemezsin. diğer uca insan kısmına yapışırsan da bu kez insan olma ihtiyacını ve bu sistemdeki dehayı görmekten aciz kalırsın. bunları defalarca paylaştığım için kısa kestim.

Yaratıcı Sıçramalar
Kitap Özetleri / 03 Kasım 2008

Reklam/yaratıcılık konusunda kısa anekdotlar:   Bir metin ormanı bu. “Sembol, sembol, her yerde semboller var, manzarayı kapatıyorlar, aklımı çiziyorlar”. Günde 24 saat, haftada yedi gün karmaşa var. Dünya servetinin üçte birinden fazlasının-markalar halinde- insanların akıllarında bulunduğunu biliyor muydunuz?! Şirketlerin geleneksel işletme değeri, milyonlarca müşterilerinin algılamalarına göre cüzi kalıyor. (örneğin; Ford, jaguar markasını satın aldığında tahmini fiziksel  varlıkları toplam değerinin sadece %16 sı idi). Reklamcılıkla ilgili belki de en çok alıntılanan ama en az gözlemlenen gerçek, günbegün herbirimizin 1600 ila 3000 arası reklam ve ticari mesajajın talihsiz hedefi oluşumuzdur. Dünyadaki basılı bilgi miktarının her dört yılda bir katlandığı, yakında bunun iki yıla düşeceği belirtiliyor. Bize vadedilen kağıtsız topluma ne oldu? Araştırmacılara göre e-postanın kendisi, kağıt tüketimini yaklışık %40 arttırdı. Google dünyada en sevilen medya şirketi, beş yıl önce yoktular ama bugün yılda elli milyar talebi işleme alıyorlar. Böylesi hızla değişen bir ortamda pazarlamanın, ölü ilan edilmesi pek garip değil. Pazarlamanın özellikle de büyük şirketlerde uygulandığı haliyle öldüğü doğruysa cinayet silahı muhtemelen aşırı veri yüklemesiydi. Müşteriler öyle ya da böyle ajanslarının yaptığı büyüye inançlarını yitirdiler. Onun yerine sahte tanrılara-stratejik danışmanar, koçlar, araştırmacılar , gelecek tahmincileri- yöneldiler. John Keats “çok fazla bilim, bir meleğin kanatlarını kırpacak, gökkuşağını sökecektir” diyor. “Araştır ve yoket”! Reklam…