Palyaço!

Bundan ne kadar kaçınırsam kaçınayım peşimi bırakmayacak. Durumu görmezden gelmenin imkanı yok. Kendimi çok yalnız hissediyorum. Tanıdığım, bildiğim herkes BENim. ve aynı zamanda herkes beni var ediyor. Beni gören, bilenler sayesinde bu hayali sürdürmek durumunda kalıyorum! Beni çağıranlara cevap vermek zorunda hissediyorum. Her şekilde yalnızım. Artık kendimi kandıramıyorum. Hayır bu konuda kendimi kandıramıyorum. Varoluşum elimden kayıp gidiyor. Buna karşı değilim, eğer olsaydım kendimi ikna etmenin yolunu bulabilirdim. Sadece bir an önce olup bitmesini istiyorum. Sevinç ve hüznü aynı anda yaşıyorum. Bu duygunun bi ismi yok sanırım. Ya da ben bilmiyorum. Hayır nötr olmak da değil. Her nefeste bir sevinç bir hüzün var. Kendi çevremdeki dönüşüm her an daha yavaşlıyor. Ve bunun her saniyesini seyretmek zorunda kalıyorum. Kendime çaresizce elçiler gönderiyorum; “başkaları var, onlar için bişeyler yap” diyorlar. Hangi başkaları?!!! Altı sene önce Sırıtkan Kırmızı Ay’ın en önemli bölümünü yazdığım gece, sabaha karşı bu duygu gelmişti. O zaman dehşete düşmüştüm! Saçma bir vehim gibiydi şoku atlatınca. Oysa altı sene sonra, şimdi, dehşete düşme lüksüm bile yok. Palyaço gibi; hüznün komedisi… 2005- günlükten Anasının Karnından Dizisi

Küçük Prens, Dünya ve yılan-8
Kitap Özetleri / 07 Ağustos 2011

Aslında insanlar Dünyada pek az yer işgal ederler. Dünyadaki tüm insanlar bir araya gelse, otuz kilometre uzunluğunda ve otuz kilometre genişliğindeki bir alana kolayca sığabilirler. Yani Pasifik Okyanusundaki küçücük bir ada, bütün insanları kolaylıkla içine alabilir. Ama elbette ki büyükler buna inanmazlar. Kendilerinin çok yer kapladığını düşünürler. Kendilerini baobap ağaçları kadar önemli sanırlar. Onlara: “ İsterseniz kendiniz hesaplayın” deseniz, buna memnun olurlar. Hemen bir şema çizmeye koyulurlar. Şemalara bayılırlar. Ama siz vaktinizi bu sıkıcı işlerle boşa harcamayın. Ben sizin bana inandığınızı biliyorum. Evet, biz yine küçük prensimizin hikayesine dönelim. Küçük prens Dünyaya ayak bastığında, hiç kimseyi göremedi. Kumların üzerinde hareket eden uçuk sarı renkli yaratığı görünce yanlış yere geldiğini zannetti. “İyi akşamlar” dedi kibarca. “İyi akşamlar” diye yanıtladı yılan. “Hangi gezegendeyim acaba?” “Dünyadasın. Burası Afrika kıtası.” “O halde Dünyada hiç insan yok.” “Burası çöl,” dedi yılan “çöllerde insan olmaz. Dünya çok büyük bir gezegendir.” Küçük prens bir taşın üstüne oturdu ve gözlerini gökyüzüne çevirdi. “Merak ediyorum” dedi, “acaba yıldızlar tek tek yansaydı, o zaman herkes kendi gezegenini tekrar bulur muydu? Bak! Benim gezegenim tam üstümüzde. Ama öyle uzakta ki!” “Ne kadar güzel bir gezegen” dedi yılan. “Neden buraya geldin?” “Bir çiçekle bazı sorunlarım oldu” diye yanıtladı küçük prens. “Peki insanlar…