Hugo Ödülleri 2017
Genel , Kurgulardan Haberler / 13 Ağustos 2017

Fantastik ve bilimkurgu türündeki sinema filmlerine verilen ödülüyse geçen yılın en çok ses getiren yapımlarından biri olan ve Mesaj’dan (Contact) beri çekilmiş en başarılı “uzaylılarla temas” filmi olarak addedilen Arrival (Geliş) kucakladı. Oscarlardan eli boş dönmüştük ama HUGO bizi sevindirdi. Arrival göründüğünden kat be kat derinlikli bir film, hele Ted Chiang’dan hikayesini de okuduysanız, Chiang’ın beynine biraz yaklaşabildiyseniz, katmerli bir gülün ihtişamını tattınız demektir. Diğer belli başlı ödüller de şöyle dağılmış: En İyi Roman : The Obelisk Gate – N. K. Jemisin En İyi Kısa Roman : Every Heart a Doorway – Seanan McGuire En İyi Kurgusal Olmayan Kitap : Words Are My Matter: Writings About Life and Books,  Ursula K. Le Guin En İyi Dramatik Sunum (Uzun Eserler) : Arrival En İyi Dramatik Sunum (Kısa Eserler) : The Expanse: “Leviathan Wakes” Yazının tamamı için tıklayınız  

Ursula K. Le Guin’e Teşekkürname

Okumayı öğrendiğimden önce bile kitaplara başlamıştım ben. Büyüklerimden kimi boş ya da ikna edilebilir görsem hemen kitaplarımı kucaklarına koyar bana okumalarını beklerdim. Okuma sonrasında ise büyük bir hızla, günde iki kitap hızıyla devam ettim, tüm ömrümü bu açlığı gidermeye hasrettim. Le Guin ile karşılaşmam daha geç yıllarda oldu ama görünen oydu ki, pek çok alanda benzeşiyorduk. Tam açıklanamayan gizemli bir amacın üyeleriydik sanki. Kendisini “Lisedeyken, birçok zeki Amerikalı çocuk gibi, yaban diyarlardaki bir yabancıydım. Berkeley Halk Kütüphanesini sığınağım yapmıştım ve hayatımın yarısını kitaplarla geçiriyordum,” diye prezante ediyor. Benzer şekilde ben de babamın evimizdeki, şehir kütüphanesinden daha zengin kitaplığına gömülmüştüm. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarım daha ziyade sosyoloji, tarih, siyasi tarih, antropoloji temalarında okumak ve aralara serpiştirdiğim Dünya klasiklerini öğütmekle geçti. Tıpkı Le Guin’in söylediği gibi “Onlar gibi yazmak istediğim insanların büyük bir kısmı ya yabancıydı ya ölü, ya da ikisi birden. “ Aradaki tek fark ben yazar olmayı profesyonel anlamda hiç düşünmemiştim, okumak öyle sevinçli ve büyüleyiciydi ki bu aklıma gelmedi. Küçük yaştan beri uydurduğum öykü ve masalları kardeşlerime ve komşu çocuklara anlatmak ve uzunlu kısalı makaleler yazmak benim için yeterliydi. Tamamen başka bir meslekte severek ve yaratıcılığımı ortaya koymak suretiyle tatminkar bir iş hayatım oldu, bu meşguliyet okuma hızımı…

Apolla’ya bakın, o da size bakacaktır.
esinti , Rüya/Psikoloji / 22 Ağustos 2012

Gerçek mit binyıllar boyunca entellektüel spekülasyon, dinsel coşku, ahlaki sorgulama ve sanatsal yenilenme için tükenmez bir kaynak olabilir. Gerçek giz akıl tarafından yok edilemez. Sahte giz ise yok edilebilir. Baktığınız anda kaybolur. Sarışın kahramana bakın-gerçekten bakın- bir çayır sıçanına dönüşür. Apolla’ya bakın, o da size bakacaktır. Ell yıl kadar önce şair Rilke bir Apollo heykeline baktığında, apollo onunla konuştu. “Hayatını değiştirmelisin,” dedi ona. Sahici mit bilince yükseldiğinde hep bu mesajı verir: Hayatını değiştirmelisin. Ursula K.Le Guin ** “Bize akıl ermez gelen, gerçekte var. Doğanın sırlarının ardında, anlaşılmaz, soyut ve açıklanamaz bir şey duruyor. Anlayabileceğimiz her şeyin ötesindeki bu güce hürmet etmek benim dinimdir.”” Demiş Einstein. Ben de soranlara bilinmeyene inandığımı söylemiştim bi kaç kez zira bilinene inanmam gerekmez bilmiyorsam öğrenirim, yaşarım bilirim. Baskın kültür bizleri akılla dizginlemeye çalışır, oysa onların akıl dediği mantıktan ibarettir. Akıl taraf tutmaz. Gerçekten akıllı olanlar iyi görücülerdir aynı zamanda.

Bu fikirler aklınıza nereden geliyor?
Kitap Özetleri / 07 Ağustos 2012

Genel bir kural söylemem gerekirse, başlangıç aşamasının dış bir olay tarafından harekete geçirilmesi mümkün olsa da, bu aşama zihnin dışında bir yerden gelmez; bilinçli zihnin fark edemeyeceğiruhsal içeriklerden, GarySnyder’in nefis deyişiyle “kırılmış”içsel ve dışsaldeneyimden kaynaklanarak zihinde doğar. … Ben, yani yazar, yapıtımı yeniden okuduğumda ve onu gözden geçirmeye, yeniden biçimlendirmeye, düzeltmeye oturduğumda okurumun farkında olmam, onunla işbirliğine girmem uygun ve sanırım gereklidir. hatta sırf iman gücüyle onların, o bilinmeyen, belki de doğamamış kişilerin, sevgili okurlarımın gerçekten var olacaklarını iddia etmem gerekir. yaratıcı anın kör, güzel kibrinin incelmesi, kendini fark etmesi, açık görüşlü bir hale gelmesi gerekir. sorular sormalıdır, mesela:bu gerçekten benim söylediğimi sandığım şeyi söylüyor mu? söylediğimi sandığım her şeyi söylüyor mu? işte bu aşamada kendimin, yazarın okurlarla olan ilişkisini doğasını, yapıtında sergilenen haliyle sorgulamam gerekebilir. Okurlarımı itip kakıyor, yönlendiriyor, onlara üstünlük taslayıp gösteriş mi yapıyorum? onları cezalandırıyor muyum? birikmiş ruhsal zehirlerim için onları çöp tenekesi olarak mı kullanıyorum? ya söylediğime inanırsınız kahrolasıcalar ya da görürsünüz gününüzü mü diyorum? onlarla körebe mi oynuyorum, peki bundan hoşlanacaklar mı? onları korkutuyor muyum, peki amacım bu muydu? onlara ilginç gelecek miyim, yanıt olumsuzsa ilginç gelmeye çalışmam gerekmez mi? onları eğlendiriyor, onlarla şakalaşıyor, cezbetmeye mi çalışıyorum? Oynaşıyor muyum? Hipnotize ediyor muyum? Onları benimle birlikte…

Amerikalılar Ejderhalarden Neden Korkar?
esinti , YENİ DÜNYA / 07 Ağustos 2012

“Peri masalları çocuk işidir. Benim vaktim yok” Konuşan kim? Kim büyük bir özgüvenle, Savaş ve Bariş’ı, Zaman Makinesi’ni, Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı kapı dışarı ediyor? Korkarım sokaktaki adam – çalışan, otuzun üstündeki Amerikalı erkek- ülkeyi yönetenler yani. Bütün bir kurmaca sanatını böyle reddetmek birçok Amerikan özelliğiyle bağıntılıdır; Puritenlik, çalışma ahlakımız, her şeyden kar etme zihniyetimiz, hatta cinsel değerlerimiz. Savaş ve Bariş’ı veya Yüzüklerin Efendisini okumak “iş” değildir – sadece zevk için yapılabilir bu. Eğer buna bir ‘eğitim’ ya da ‘kendini geliştirme ‘ değeri de yakıştırılamıyorsa, o zaman Puriten değerler sisteminde, bu olsa olsa kendi içine kapanma ya da kaçıştır. Çünkü Puriten için zevk bir değer değildir, tam tersine günahtır. Ursula Le Guin Tamamı için tıklayınız

Ne sürer iniş?
Kitap Özetleri , Rüya/Psikoloji / 04 Ağustos 2012

“Ne sürer dağa tırmanmak?Kırk yıl. Esmerdir yerli klavuzlar; ufak tefek, yürekli, kaypak. Rüşvet almazlar. Kuzey yüzünü mü önerirsiniz? Kaş çatıyor bütün yüzler; seçin öyleyse. Seyyahlar, kendi yolculuklarını anlatırlar, sizinkini değil. Basılacak sağlam yerleri saklamaz buz. Kayaları okuyun. Onlar sözü yaşar. Ve zirvede? Durursunuz. Derler ki buradan görülebilirmiş şehir. Bilmiyorum. Aşağı bakarsınız. Garip gelir yukarı bakmıyor olmamak; emin olamazsınız ne gördüğünüzden. Kimisi şehir bu der; başkaları daha uzak bir Âlem sezer. Klavuzlar döner. Omuzlayın çantanızı, giyin ceketinizi. Buradan aşağı ne bir iz var, ne bir amaç, ne bir yol, ne de yollar. Akşamın o uçsuz bucaksız inişinde, o altın renkli pusun ta içinde, bir kıpırtı, bir ışıltı belki: Dalgalar mı, kuleler mi, tepeler mi? Uzak, uzak. Değişti kayaların dili. Bilirdim bir zamanlar ne dediklerini. Ne sürer iniş?” (Everest; Kadınlar Rüyalar Ejderhalar)

Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar
Kitap Özetleri , YENİ DÜNYA / 02 Ağustos 2012

Bülent Somay, Önsöz, “Seyyahın El Kitabı”, s. 7-10 Fantazi edebiyatında yeri hemen Tolkien’ın yanıbaşında. Kitapçı dükkânlarında Bilimkurgu Romanını Pembe Dizi raflarının yanından kaldırtıp layık olduğu yere, “20. Yüzyıl Romanı” mertebesine yerleştiren üç isimden biri, Dick ve Lem’le birlikte. Ancak dönüp tekrar tekrar okuduğun Le Guin’ler hangileri diye soracak olursanız, tereddüt etmeden “Denemeleri” diye cevap veririm. Kuşkusuz Mülksüzler‘in yeri başkadır. Her dört-beş yılda bir Yerdeniz‘in büyülü dünyasına bir hac yolculuğu yapmak farz olmuştur. Ama Le Guin’in denemelerindeki tavizsiz, dolambaçsız dil, söyleyeceğini “sonuçlarından ve yerleşik güçlerle düşeceği çelişkilerden korkmadan” söyleyen üslup, insanı en az bilimkurgu romanları ya da fantazileri kadar derinden etkiler. Bunun en önde gelen nedeni, Le Guin’in dilini “kurgu” dokusundan arındırdığınızda ortada tüm çıplaklığı, acımasızlığı (ve bazen dehşeti) ile kalan samimiyettir. Amacının daima “kimsenin duygularını incitmeden mümkün olduğu kadar çok şeyi altüst etmek” olduğunu söyler Le Guin. Altüst edici (subversive) söylemler duygularınızı incitmese bile savunma mekanizmalarınızı elinizden alır çoğu kez; acımasız bir dünyaya karşı arkasına sığındığınız duvarları yıkmasa bile geçersiz kılar, kendinizi apansız çırılçıplak hissetmenize neden olur. Le Guin’in denemelerini okumanın böyle bir “soyucu” etkisi var: Kendi bedeninize (erkek imgesinde kurulmuş benliğimize), kurumlara (devlete, bilime, “gerçekliğe” ve gerçekçiliğe) olan inancınızı kuşkuya çeviren, “kadınları, rüyaları ve ejderhaları” tüm dehşetleriyle üzerinize salıveren…

The other Wind- Öteki Rüzgar. Ursula K. Le Guin
Kitap Özetleri / 25 Aralık 2010

When Tehanu was published I put a subtitle on it — “The Last Book of Earthsea.” I was wrong! I was wrong! I really thought the story was done; Tenar had finally got her second inning, and Ged and Tenar were obviously happy-ever-after, and if I didn’t know exactly who or what Tehanu was, it didn’t bother me. But then it began to bother me. And a lot of things about Earthsea were bothering me, like do wizards really have to be celibate, if witches don’t? and how come no women at Roke? and who are the dragons? and where do Kargish people go when they die? I found the answers to a lot of those questions in the stories that make the Tales from Earthsea. So then I was able to find out who Tehanu is — and who the dragons are — in The Other Wind. —Ursula K. Le Guin  Ursula,Yerdeniz dörtlemesinin Tehanu basıldığında sonlandığını düşünmüş çünkü Tenar ve Ged doğal hayatlarında  sonsuzca mutlu görünüyormuş ve Tehanu’nun aslında kim olduğu da kendini ilgilendirmiyormuş! Ancak Ursula fena halde yanıldığını söylüyor çünkü Tehanu kendini rahatsız etmeye başlamış, Ejderhaların kim oldukları Karg insanlarının ölüm hakkındaki düşünceleri Ve Roke adasının ne…