Toplum denen sihirli katmanlar
esinti , YENİ DÜNYA / 01 Haziran 2014

Toplum öylesine katman katman iç içe sarmallardan oluşuyor ki, bu hep birlikte paylaşıp durduğumuz özlü sözler, öneriler (her zaman dediğimiz gibi) hoş bi spor faaliyeti yapmak gibi kalıyor. Meğer ki her insan kendine has biricik ve tekrarlanamaz gelişimindedir, o halde sadece o kişi için üretilmiş bir özlü söz gerekir hem de sadece o kişinin o anına has olmalıdır. Bir kişi andan ana değişen binlerce kişiyken bizim topluma çare olacak ortak ilaç bulmamız, genelleştirme illetimizi azdırmaktan başka bi işe yarar mı? Şüphesiz bu paylaşımları yapanlarda hafif bi melisa etkisi oluşturuyordur. E bu da az mı sibel? Toplum denen sihirli katmanların işine el uzatma sen, o gerilerde mutfakta pişip pişip önümüze geliyor.

Evlilik Kurumu
esinti / 20 Mayıs 2012

Yeni enerjide, ilişkilere bakış açısı değişecektir. Siz bir başkasını, evlilik kurumuyla bağlamak ihtiyacını hissetmeyeceksiniz. Birbirinizle, eski kontratlar olmadan, mutlu bir şekilde yaşayabileceksiniz. Ya da, mutlu bir şekilde kendi başınıza yaşamayı seçebilirsiniz. Bütün olmak için başka bir kişiye gereksinim duymayacaksınız. Ayrıca mutlu bir şekilde gruplar halinde birlikte yaşayıp da bireyselliğini kaybetmeyecek kişiler de olacaktır.(T) Ne dersiniz??? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ne güzel olur derim 🙂 YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Cinsellik ve üreme fonksiyonları ne olacak acaba? kaldırıldımı? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Tamamen böyle düşünüyorum. Eski den yeniye geçmek, önceki kural,kanun, sözleşmeleri kötü oldukları için değil artık mevcut işlevlerine gerek kalmadığı için fesh edebilme dirayeti gösterelim. Turan Erdal Toplumsal hayatın evlilik kuralları üzerine kurulduğu kanısındayım. Belki de ilk sahiplenme evlilikle olmustur ve ondan sonra gelen kıskançlık ve koruma dürtüsü…. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ‎”Cinsellik ve üreme fonksiyonları ne olacak acaba? kaldırıldımı?” derken bunu evlilik kurumuyla bağıntısı açısından mı, yoksa biyolijik değişim olup olmadığı açısından mı soruyorsun? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evlilik kurumuyla bağlantısı açısından tabii.. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Eril ve dişi birbirini tamamlamaya devam edecek . Dualiteyi aşmanın tek çaresi bu . Birliği yakalamak için birbirini yine takip edecek . Bana göre yapılması gereken sağlam bir bilinçaltı temziliğidir . Dengeye gelmiş temiz, sevgi odaklı biribririni tamamlama arzulu…

Sosyolojiden psikolojiye
esinti / 05 Mart 2012

Politika sevmiyorum, eskiden de sevmezdim. Sadece hayatı güzelleştirmenin mümkün olabileceğini umut ederdim, bunun yöntemlerini düşünür araştırırdım. Bu kişisel bi tercihti, belki yapım uygun değildi. Biliyorsun taraftar olmaya yatkın biri değilim oysa politika nerdeyse tamamen taraftarlık üzerine inşa ediliyor. Evet, güzelleştirmeye kendimizden başlayalım toplum nasılsa buna uyacaktır diye düşündüm. O zamanlar daha toydum bi anlamda, örneğin evrelerden haberim yoktu henüz . Herşeyin birbirinin ilacı olduğunu ve bu denli müthiş bi bağ içinde olduğumuzun  bu kadar farkında değildim. Şimdi biliyorum ki, her şey olabileceği şekilde oluyor; bu bir kadercilik anlamında değil, kişisel yetilerin maksimum kullanabilmesinden bahsediyorum. Eskiden bastırılmış bu denli duygu olduğundan hele de toplumsal olarak bunun daha da çarpıcı sonuçları olduğunu fark edememiştim. Çocukluktan beri sosyoloji, tarih, antropoloji severdim, fakat sanırım konuları incelerken bu işin insana ne kadar ve çaresizce bağlı olduğunu bilmiyordum. Ezcümle, evet sosyolojiden psikolojiye dönmüştüm hayatımın bi yerinde. ** İki sene önce yazmışım bu notu, kalmış öyle kenarda 🙂 “Gerçek alem arayışı, her zaman oyun üste oyun diye tarif edebileceğim sonsuz döngüler arasına sıkışmaktan başka bişeye varmaz bence. (Toltec’lerin eski büyücülerinin düştüğü durum buna benzer) Sebebi de gayet basit; gerçek alemi algılayan bir BEN varsayımından hareket ediliyor! Bu, insanın kendine karşı bir oyun kazanması kadar imkansız bir durum…

Hedef Yanılgısı-16
Felsefe ve Kuantum , Kitap Özetleri / 19 Eylül 2011

Alt-sistemlerle üst-sistemler arasında geçekleşen hedef gösterme ve gösterilen hedefe ulaşama çabalarının nasıl olduğunu bir örnekle gösterelim. Matadorların yaptıkları boğa güreşlerinde, matadorun elinde kırmızı renkli bir flama bulunur ve boğa bu flamaya saldıracak şekilde şartlandırılır. Bu tipik bir yanlış hedefe saplanma olayıdır. Bir boğa bir mücadeleden ölmeden kurtulursa ve yarışmalara devam ettirilirse, hedef saptırılması olayını da fark eder ve karşısındaki matadora öldürücü boynuz darbeleri vurur. Bu nedenle boğa güreşlerinde aynı boğa arenaya tekrar çıkartılmaz. Bu eylemlerde, bir boğanın şu veya bu şekilde davranması, tamamen kendisine gösterilen hedefin yanlışlığına bağlıdır. Boğanın hücreleri, bedene gösterilen hedefe ulaşmaya çalışırlar. Hedef hatalı olduğu için boğanın tüm çabaları boşuna gitmiş olur.  Toplumlarda da insanlara gösterilen hedef aynen bu şekilde bir etki yapar. Günümüz dünyasında insanlara gösterilen hedefler arasında “daha rahat yaşam koşulları oluşturmaya yönelik toplumsal birliktelik” oluşturmak diye bir hedef yoktur. “Bir toprak parçasını (vatanı)”, bir siyasi veya dini görüşü savunmak gibi hedefler yaygındır. Vatan veya devleti koruma, veyahut vatansever insan olma gibi bir hedef yanıltıcı bir saptırmacadır, çünkü devlet dediğimiz sistem tepede bulunanlarca parsellenmiş ve sahiplenilmiş sektörlerden (A-Bakanlığı, B- bakanı, X-Holding, Y-Holding, Telekom, Vodafon, Z-Fabrikası, vs.) oluşmaktadır ve oralarda çalışanlar bu sistemlerin ortağı değildirler. Hâlbuki doğal sistemde varlıkların bizzat sahipliğini üstlenmedikleri hiçbir şey yoktur ve…

Ortak Kaynakların Paylaşımı-14
Felsefe ve Kuantum , Kitap Özetleri / 16 Eylül 2011

Akıl ve mantık bir canlının sorunlarını çözme yeteneği olduğuna göre, hem kendinin hem de tüm diğer varlıkların sorunlarını katmerleştiren insanlığın akıl ve mantık sistemi sağlam olabilir mi? “Ortak Kaynakların Paylaşımı Trajedisi”  olarak da bilinen “Allmende dilemma” şimdiye kadar hiçbir devletin çözemediği bir sorundur. Bunun yanı sıra işsizlik, işçi-işveren, amir-memur kavgaları, her tür komplo, her türlü cinayet, miras davaları, ırk-din-dil ayrımına dayalı sorunlar, çevre-kirliliği, vs. gibi insanlığın çözemediği daha sürüyle sorun vardır. Ve hepsinin temelinde insanın hayata bakış açısı yatar. Hayata bakış açısı derken şunu kast ediyorum: Hayat neden doğum-ölüm döngüsü üzerine oturtulmuştur ve bunu böyle ayarlayan güç sistemi nasıl bir güç sistemidir? Neden böyle bir döngüyü tercih etmiştir? İşte sorun bu sorunun yanıtını bilip-bilmemenize bağlıdır. Bu sorunun bilimsel yanıtı bizi tüm sorunlarımızın çözümüne götürür. Sürekli değişim-dönüşüm içinde olan dinamik bir doğal sistem içinde yaşıyoruz. Dinamik sistemli bu doğada her şey  “information & self-organisation = çevrendeki değişim dönüşümler hakkında bilgi edin ve o bilgilere göre örgütlen” olarak özetlenen dinamik sistemler fiziği teorisi ilkelerine göre gerçekleşmektedir. Bilgi ise hep varlıkların iç bileşenlerinde (yani bedenlerimize ait tüm bilgiler bedeni oluşturan hücrelerimizde) kayıt altına alınıp-işlenmektedir. Yani bizlerin düşünce ve davranışını düzenleyen ve kontrol eden varlık, içimizdeki hücrelerimizdir. Hücreler bu işi yaparken, duyu organlarıyla kendilerine…