Yüreği titreten yol
esinti / 06 Eylül 2015

Kökeninde biyolojik bir etki olma ihtimali aşkı ucuzlatmaz. Bu bir nevi yüreğini titreten yol ile eş anlamlıdır. Aşk; bana göre yüksek oranda hayranlık hissidir/adanma arzusudur ve mantıki açıklaması lineer boyutta yapılamaz çoğu kez. O yüzden aşkın gözü kördür demiş atalar. Oysa aşkın gözü çok boyutludur ve bana göre hayattaki en kıymetli olgudur. Sadece kadın/erkek ilişkisi anlamında değil tüm şeylerle kurduğumuz ilişkinin aşk rehberliğinde olması önerilir. Sokrata göre aşk, tanrılık bir olgu. Bakınız Phaidros söyleşisi: http://sibelatasoy.com/tanrilik-sapitma-ask/ Ayrıca, CC de aşk ürünü çocukların paha biçilmez enerjisinden söz eder. Tabi bu konuda yapılabilecek yegane şey, sözünle ve özünle aşkın kıymetini takdir ettiğinin ifade edilmesidir. Aşk aranmakla bulunmaz! Neden? Çünkü lineer ararsın mecburen oysa aşk çok boyutlu bir hediyedir, biz sadece onun bizi bulmasını ümit ederiz. Aşkın eninde ya da sonunda acı çektirdiği de gerçektir çünkü senin mevcut algı/birleşim noktanı yerinden çekip koparmaya çalışır, yapar da çoğu kez. Böyledir işte aşk 🙂

Maceracı Şamandan inciler
Urban Shaman / 17 Nisan 2015

Yaşamın karşılığı Hawaii’ce “ola”dır, Ola destek, gelir, iyileşmek, iyileştirilmek, yaşamı güvence altına almak, refah, güvende ve özgür olmak anlamında kullanılır. Sözcüğün kökünde; ışık saçmak, ışıkla dolmak anlamı da vardır. Bu insanlar ışığı hem enerji hem de farkındalık simgesi olarak kullanırlar. Bunun arkasındaki temel fikir; sağlıklı, üretken ve doyurucu bir hayatın sürekli artan bir farkındalıkla sıkı sıkıya bağlantılı olmasıdır. HayrOLA o halde 🙂 Aloha * Siz de Batılılar gibi yaşlanmak korkunçtur diye düşünürseniz bu durumda ölmeyi tercih edersiniz. Oysa coşku, sağlık, mutluluk dolu ve genç evet genç yaşlanacağınıza dair derin bir inanca sahipseniz, 100 yaşınızda bile canlı olursunuz, bu durumda vakti doldurduğunuzu düşündüğünüzde huzur içinde ve sessizce bu hayattan göçüp gidersiniz. Uzun yıllardır tüm ölümlerin intihar olduğunu ancak bunun LONO tarafından bilinmediğini, bütünsel bilinç (kane&Ku&Lono) tarafından işleme konulduğunu söylerdim ve şimdi dünyanın en eski en bilge uygarlığı tarafından onaylandım, teşekkür ederim. Aloha Aloha; sevgiyle birlikte büyümek anlamına geliyor. Yani Hawaiice her merhaba dediğinizde ya da hoşçakal, aslında sevgiyle birlikte büyüyelim niyeti tekrar ediliyor. Çünkü felsefenin temeli ilişki olmadan varlık aleminin olamayacağına dayanıyor, son derece kuantumsal bir algıdır bu. Yukardan şapka gibi giydirilmiş bir kuantum görüş değil, temelde yayılıp gerinen bir kuantumsallık 🙂  Aloha * KU bizimen büyük asistanımızdır sevgili preshamanlar. Tabi…

Aşk bir Sapıtma mı?
esinti / 27 Ağustos 2014

Her aşk sona erer ta ki kendinden sıkılmayana kadar. Peki kendinden sıkılmıyorsan acaba aşık olabilir misin? (65000 pesoluk bir soru) Biz teorik ve pratik olarak hep geçmişte yaşıyoruz (ışık hızına ulaşıncaya kadar). Hal böyle olunca, gelecekteki (potansiyel) halini gördüğün an aşık olursun. Geçmişteki hallerini gördüğünde acı acı -şefkatle- gülümsersin! Sokrat, aşkın tanrılık bir sapıtma olduğunu söyler. Çok doğru bir tespittir bence, dengeye gelmiş bir insan bir süre içinde dinginleşir ve giderek kımıltısızlığa doğru ilerler, bu hal kişiyi sıkıntıya sürükler. Sıkıntının ise kişinin yaradılışı ve özellikleri itibariyle gideceği iki ana yol varmış gibi görünür, biri depresyon da denilebilen hayattan uzaklaşma ve giderek tam uzaklaşma yani ölüm. İkincisi ise sıkıntıdan çıkma arzusudur. Bu arzu dengenin öyle ya da böyle bozulmasını talep eder. Denge aşk yoluyla bozulursa tanrısal bi sapıtma olacaktır veya bir felaket ve acı ile de bozulabilir. Böylece varlık dengeyi yitirerek yeni bir evrim sürecine girer, belki buna yeniden doğum bile denebilir hani. 🙂 Şimdi kendi sözlerimi okuyunca şu sonucu çıkarıyorum: aşk, denge ve dengesizlik arasındaki salınımlarda ortaya çıkabilen, kişinin kontrol edemeyeceği (bu sebeple tanrılık bi iş), sonuçlarını ise asla kestiremeyeceği bilinçsiz (bu sebeple sapıtık) bir işlemdir denebilir. Elbette  insanın “kendi” ayrımı kalmadığında, “kendinden sıkılma” da olamayacaktır mantıken.  Fakat bu süreç yapay…

Yazı ve fayda
esinti / 23 Nisan 2012

Yazılı eserlerden faide temin etmek, bir çuval keçiboynuzunu bi damla şeker için kemirmeye benzer. sa Ben çok kemirdim de ordan biliyorum. Öğrenme yöntemi tüm zamanlarda değişmedi bence; konunun uzmanını bulacaksın ve o bu işi nasıl yapıyor onu dikkatlice izleyeceksin, sonra denemeye cesaret edeceksin. Denerken kendi özgün yöntemlerini işe kattığını göreceksin. Yazılı şeyler büyük oranda hatırlatmak içindir, bi şeyin özünü aktaramazlar. Tabi aynı zamanda eğlenmek içindir yazılı şeyler, hatırlarken zevk almak için. Onu da gücendirmeyelim bayram bayram. Gerçek öğrenme yukarıda tarif etmeye çalıştığım YOL’un deneme safhasında, işe kendi özgünlüğünü katmakla gelişir fakat hele de başkasına öğretme aşamasına geçtiğinde yerleşir. Öğretme edimi öğrenmenin pişirilmesidir bence. Murat Uhrayoğlu Evet bu doğru. Zaten bir şey denemeden tam öğrenme olmuyor genelde. Ama denemenin de iki boyutu olduğu gözden kaçmamalı: Birincisi: doğayı gözlemlemekle ipuçları elde etmek, yani deneysel pratik yapmak; İkincisi ise: bu gözlemlerden elde edilen çıkarımlarla (kendi özgün düşüncemizi de katarak) yeni sonuçlara ulaşmak ve bunları uygun formlarda kağıda dökerek özgün bir fikir ortaya çıkarmak ki, bu sürece de teorik kısım, yazınsal eylem kısmı denir..Sibel Atasoy Bravo çok güzel ifade ettiniz. Bir sonraki aşamayı da ihmal etmeyin ama; öğretme safhası çünkü pişme ancak öyle tamamlanır. Murat Uhrayoğlu ‎:) tabi elde edilen bu deneyimleri yani teorik…

Tanrılık sapıtma: Aşk
Blog / 14 Şubat 2009

Hayır, insanın bir aşıkı oldu mu, bu sapıtmıştır ötekinin aklı başındadır diye, aşksız bir adamı aşıka üstün tutmamalıdır. Sapıtmanın kötülük olduğu açık açık bilinseydi böyle konuşmaya hak verilirdi; Halbuki en büyük iyilikler bize muhakkak bir tanrı vergisi olan sapıtmanın aracılığıyla gelir. Delphosi’nin kadın bilicisi, Dodone’nin kendi kadın rahipleri, Hellas’ı devlet işlerinde olsun, halkın özel işlerinde olsun bir çok önemli hizmetleri sapıtma halinde- iken gördüler; Akılları başlarında olduğu zaman ya pek az şey yapabiliyorlardı, yahut hiç bir şey.  Tanrı vergisi bir seziş sayesinde Sybilla ve daha nice kimseler birçok insanlara birçok defalar gelecekte tutacakları doğru yolu önceden göstermişlerdir. Bunları sözünü etmek herkesin bildiği şeyler üzerinde oyalanmak olur. Fakat şu nokta gerçekten dikkate alınmaya değer; Kelimeleri yaratmış olan eskiler Mania’yı (Karşılığı sapıtma olan kelime ya da aşk) çirkin ve ayıp bir şey anlamında kullanmadılar. Böyle olsaydı sanatların en güzeline geleceği öğreten sanata, o kelime ile ilgili olarak Manike derler miydi? Ona bu adı verdiler, çünkü Manianın bir Tanrı vergisi olarak, gerçekten güzel bir şey olduğunu kabul ediyorlardı. Şimdikiler bu kelimelerin içine bir t sokuşturarak, Mantike ( bilicilik bilimi, tanrılar bilimi anlamında da- kullanılırdı) sözünü vücuda getirdiler.  Kendinden geçmenin ve sapıtmanın Musa’lardan gelen bir üçüncü çeşidi vardı. Bu, ince ve temiz bir ruhu…

Sokrat’ın Phaidros ile söyleşisi
Felsefe ve Kuantum , Kitap Özetleri / 03 Kasım 2008

       Hayır, insanın bir aşıkı oldu mu, bu sapıtmıştır ötekinin aklı başındadır diye, aşksız bir adamı aşıka üstün tutmamalıdır. Sapıtmanın kötülük olduğu açık açık bilinseydi böyle konuşmaya hak verilirdi; Halbuki en büyük iyilikler bize muhakkak bir tanrı vergisi olan sapıtmanın aracılığıyla gelir. Delphosi’nin kadın bilicisi, Dodone’nin kendi kadın rahipleri, Hellas’ı devlet işlerinde olsun, halkın özel işlerinde olsun bir çok önemli hizmetleri sapıtma halinde- iken gördüler; Akılları başlarında olduğu zaman ya pek az şey yapabiliyorlardı, yahut hiç bir şey.  Tanrı vergisi bir seziş sayesinde Sybilla ve daha nice kimseler birçok insanlara birçok defalar gelecekte tutacakları doğru yolu önceden göstermişlerdir. Bunları sözünü etmek herkesin bildiği şeyler üzerinde oyalanmak olur. Fakat şu nokta gerçekten dikkate alınmaya değer; Kelimeleri yaratmış olan eskiler Mania’yı (Karşılığı sapıtma olan kelime ya da aşk) çirkin ve ayıp bir şey anlamında kullanmadılar. Böyle olsaydı sanatların en güzeline geleceği öğreten sanata, o kelime ile ilgili olarak Manike derler miydi? Ona bu adı verdiler, çünkü Manianın bir Tanrı vergisi olarak, gerçekten güzel bir şey olduğunu kabul ediyorlardı. Şimdikiler bu kelimelerin içine bir t sokuşturarak, Mantike ( bilicilik bilimi, tanrılar bilimi anlamında da- kullanılırdı) sözünü vücuda getirdiler.   Kendinden geçmenin ve sapıtmanın Musa’lardan gelen bir üçüncü çeşidi vardı. Bu, ince ve temiz…