Tanrı Ayakkabılarımı ben olmadan bağlamaz.

EGER BU HAYATTA BİR ŞEY ÖGRENDİYSEM, o da Tanrı’nın ayakkabılarımı ben olmadan asla baglamayacagidır. Dört yaşına geldigimizde bizden ayakkabılarımızı kendi başımıza baglayabilmemiz beklenir. Büyük Ruh’un Dünya’da olmasını istedigi işleri ve anlayışları, kendi işlerimiz ve anlayışlarımız vasıtasıyla beraberimizde buraya getirmekteyiz. Baglarımız sadece ailemiz ve akrabalarımız ile sınırlı degildir. Baglanmız bütün hayatımızı kapsar – her şeyi, hatta taşlan bile canlı olarak düşünmeliyiz. Tüm yaşamdaki karşılıklı baglılıgın dogrudan deneyimi ve farkındalıgı, modern zamanımızda neredeyse tanınmaz hale gelen dogal insanlık potansiyelinin tekrar kazanılması yolunda oldukça gereklidir. Uygun ve uygulanabilir bir gizeme ihtiyacımız vardır. Acelemiz, çagdaş insanın zor durumunu hemen ele alıp tüm yaşantımızdaki baglarımıza karşı daha anlayışlı ve bilinçli bir durumu talep etmemizdendir. “İnsanoglunun dünyadaki yeri nedir?” sorusunu, daha kapsamlı olan “Dünyanın dünyadaki yeri nedir?” sorusunu sormadan dürüstçe yöneltemeyiz. Kendimizi bagların dışında degerlendiremeyiz. Kimse “Kendini kendin gibi bil,” dememiştir. Biz, birbirine baglı kozmik yapının oluşturmuş oldugu uyumun dışında kaIan hiçbir şeyi anlayamayız. Bizim ihtiyacımız olan, uygulanabilir bir gizemdir – sezgisel anlayış ile pratik çabanın dengesinin uygun bir biçimde kurulmasıyla ortaya çıkacak olan bir gizem. Meditasyonun fazlalıgı, daha çok ilahinin söylenmesi ya da çalınması, sayısız mumun ya da tütsünün yakılması, ayakkabılarımızı baglamak için Tanrı’yı ya da Cennet’i ikna etmeye yetmez. Bize yarar saglayacak, huzur verecek…

İçinizden ne Geliyor?

Gerçekliğin ne olup olmadığı ile ilgili rüya görme çalışmalarımızla ilgili olarak bu videonun özellikle 1lk 20 dakikasını izleyerek başlamak sanırım faydalı olur. Lütfen izlerken siz de kendi sorularınızı duyun! Çünkü olacak. ve mümkünse hiç yadırgamadan yorum kısmına yazın. Örneğin; O halde algılayan kim? O halde tüm gerçeklik zannımız YORUMLAMA sistemlerinden ibarettir! YORUMLAMA SİSTEMİ nedir? Bu bir elektrik sinyali şifre kırıcısı mı? O halde bu şifre kırıcıyı kim ve nasıl hazırlamış? bu sistem beynimize ne zaman yüklenmiş? yORUMLAMA SİSTEMİ değiştirilebilir mi? Değişirse ne olur? Yoksa bizler birer robot muyuz? Westword dizisini mi yaşıyoruz? Komplo teorileri ne derse desin, sizin iç sesiniz ne diyor ve ne soruyor? Önemli olan da bu. aloha *

Bilim-Kurgu ve Fantastik kurgular konusuna devam

Bilim kurgu çok çeşitli alt türleri ve temaları içerdiğinden tanımını yapmak zordur. Yazar ve editör Damon Knight “bilim kurgu söylediğimiz zaman gösterdiğimiz şeydir.” demiştir. Yazar Mark C. Glassy tarafından yapılan bir tanımlama bilim kurgu tanımını pornografiye benzetir:”onun ne olduğunu bilmezsiniz ama onu görünce tanırsınız.”. Vladimir Nabokov eğer tanımlamalarımızı çok dikkatli yaparsak William Shakespeare’in The Tempest adlı oyununun bilim kurgu olarak kabul edilmesi gerektiğini söylemiştir. Bilim kurgu yazarı Robert A. Heinlein’e göre bilim kurgunun kısa ve kullanışlı bir tanımı: ” gelecekteki olası olaylar hakkında, tamamen, gerçek dünya, geçmiş ve gelecek ile ilgili yeterli bilgiye, doğa ve bilimsel yöntemin tam olarak anlaşılmasına dayalı gerçekçi kurgular” dır. Rod Serling’in tanımı şöyledir: “Fantastik imkânsız’ın olası yapılmasıdır. Bilim kurgu ise olanaksız’ın mümkün kılınmasıdır.” Lester Del Rey ise şöyle yazar: ” Sadık bir hayranı bile bilim kurgunun ne olduğunu açıklamakta zorlanır,tam ve tatminkar bir açıklamasının olmaması ise bilim kurgunun kolayca tanımlanabilecek sınırlarının olmamasındandır. Bilim kurgu bir yandan gelişmeyi ve gelecekteki teknolojileri eleştirirken, bir yandan da yeni fikirler ve yeni teknolojiler oluşturur. Bu konu bilimsel çevrelerden ziyade edebi ve sosyolojik olarak tartışılmıştır. Sinema ve medya kuramcısı Vivian Sobchack bilim kurgu filmi ile teknolojik hayal gücü arasındaki diyaloğu dikkatle gözden geçirir. Teknoloji sanatçıların kurgusal konuları betimlemesine etki etmez ancak…

Laniakea’nın küçük kız kardeşi

İlk kitap SKA; Sırıtkan Kırmızı Ay ile Laniakea arasında karşılaştırma yapılmış.    Teşekkürler Nihat Çavdar “Laniakea’da  polisiye ve casusluk gibi artı unsurlar var. Zaman kayması olayın tamamı değilmiş gibi her şeye rağmen hikaye dünya dışı durumlarda var. İlk kitapta (SKA) olaylar belirli kişilerin arasında oluşuyor ve gelişiyor. Kahramanların çok yakın tanıdıkları bir kaç kişi devreye girerken (L) da hiç bir bağlantısı olmayan kişiler bazı yerlerde devreye giriyor ve hemen yok oluveriyorlar, ya bunlara ne oldu diye düşünmüyorsun. Temelde kurgu (L)da çok çeşitli hale gelmiş ve hiç dağınıklık yok, neredeyse her şey iç içe geçmiş ağ gibi örülmüş. Ama şurada böyleydi de gibi bir şey uyandırmıyor. Hikaye sonuna kadar bir bütünlükle devam ediyor. Yani ilkin tadına daha bir lezzet katılmış.! NİHAT ÇAVDAR

Seçimlerimiz, dönemeçlerimiz…

Bir sohbet üzerine Sibel Atasoy, “Sırıtkan Kırmızı Ay“ı okuyup okumadığımı sordu. 2000 yılında yazmış olduğu bir kitapmış. “Bir Kadını Öldürmek“i okumuştum Sıra “Laniakea” daydı. Tesadüf olmayan tesadüfler sonucu mini tatilime giderken yanımda yeni kitaplar değil, “sırıtkan kırmızı ay” vardı 🙂 Kitaba başladığımda kıkır kıkır gülmeye de başladım. Sanki kitabı ben yazmıştım 🙂 Cümleler, anlam yüklemeler, sıfatlar, ne çok şey benzeşiyordu. Bu bana yabancı da değil, çünkü inanılmaz benzerliklerin olduğunu biliyordum aramızda. Okumayanlar için spoiler vermek anlamına gelecek şeyler söylemek istemiyorum ancak gene de bir şeyleri vurgulamazsam kitabın bana ifade ettiği şeyler açıklanamaz sanırım. Benim yaşamımda önemli dönemeçler vardır, hepimizde olduğu gibi, Bunlardan çok önemlisi 1999 yılıydı. Deprem, ardından 9.9.1999 da babamın göçü. Sonra bir minibüs çarpması ve tepetaklak giden bir süreç. Hastalanışım, aylarca raporlu yatışım, ardından apar topar emeklilik. Bildiğim alıştığım ne varsa hepsinin gidivermesi. Harbi paralel evrene düşüş öyküsü 🙂 Kitap , okuduğunuzda sizi size anlatacaktır. Seçimlerimiz, dönemeçlerimiz, seçmediklerimizin bir yerlerde başka evrenlerde kendi öyküsünü yaşaması. Talih mi, talihsizlik mi, bir gün bunlardan birine düşüvermeniz. Hangimiz merak etmedik ki seçmediğimiz öykülerde başrol alsaydık bugün nasıl olurdu? Ben ettim, keşkelerim yok, seçerken kriterlerimi kullandım, ancak 2015 ve 16 yılları bana ilginç armağanlar getirdi. Eğer başka yolu seçseydim nasıl olacaktı , gördüm…

Bir Kadını Öldürmek-Okuyucu gözünden

Bir Kadını Öldürmek’in şimdiye kadar okuduğum kitaplardan oldukça farklı bir yapısı var.Kuramla hayatın sıradan akışındaki hikayelerimizi hemde bir kadınla bir erkek arasında geçen o biteviye yaşanan didişmeleri öyle ustalıkla birbirine geçiriveriyor ki,kitaba bağlanmamak elde olmuyor. “Eğer bu fikirler hakkında yalnızca bir şeyler duyarsanız ya da yalnızca onlar üzerine okursanız, onlar sadece sözcükler olarak kalırlar. Ama bunları kendiniz için doğrulamaya başladığınızda, her bir fonksiyonu kendi içinizde anladığınızda ve bunların her biri ile bağlantılı olan kendi duygularınızı ve hislerinizi keşfedip farkına vardığınızda, o zaman bu bilgi haline gelir.”P. D. Ouspensky. Kitabı okurken ben bunu yaşadım. Bu okumamda farkında olmadan kendi kendime sorduğum bazı sorularıma cevaplar buldum,bir çok konuda taşlar yerine oturdu.Bir de eylem kararı sadeleşmek… Bir sonraki okumamda kitabın büyüsü kendini bana nasıl açacak şimdiden çok merak ediyorum. teşekkürler sevgili Atasoy Ezgi * Bir Kadını Öldürmek/ Sibel Atasoy Sonu hakkında en küçük ipucu vermiyorsa, Yaa acaba sonraki bölüm hangi ziyafeti sunacak beklentisini dibine kadar hissettiriyorsa, bu kitabı benim daha çok defa okumam gerekir bilemiyorum dedirtebiliyorsa VE DAHA NELER NELER ..,. O zaman bunun adı KOCA KİTAP oluyor Teşekkür yetebilen bir kelime değil … Bazı altı çizilesi cümleleri paylaşmak istiyorum: Her bünyenin acıkma süresi farklıdır. Asla, sonsuza kadar, daima, hiç … gibi kelimeler…

Sırıtkan Kırmızı Ay

Sırıtkan Kırmızı Ay Türkçede etkileyici ne demek? Ne anlama geliyor? Bu kelime yada benzeri başka kelimeler hiçbiri şu an içinde olduğum hisleri ifade etmeye yeterli değil … Son derece etkileyici bir hikaye… Son dakikasına kadar sır vermeyen film çekiciliği gibi bir akış … İçi dolu dışı dolu sır’ları dolu mesajları dolu … Önce yüreginize sonra kaleminize sağlık sevgili Sibel Atasoy Müzikal oluşların ve müzikal davetlerin lezzeti sanırım sadece 11 dakikada/11 saatte/11 gün/11 hafta/11ay ya da 11 yılda bir görülebilir … belki 11 yüzyıllık olanları da vardır 😊… Dağdaki şaman’a de eyvallah ama şehirdeki Şamanlar’ın da Hakkı’nı vermeli … Keyifli okuyuş gezintileri dileklerimle Not: Bu kitabı bulmak güç, bir türlü baskıya girmiyor nedense, ancak ikinci ellerden edinme şansı var Fahri Yavuzer Çok Hoş ve hoşluklar yaratması daha da hoş, teşekkürler. Her kitap her okuyanın her okuduğu seferde kendini biraz daha açar, farklı yönlerini gösterir, utangaçtır özellikle benim kitaplar. İki kez basıldı onaltı yılda ve nerdeyse hep bulunamadı. Sebepleri çoklu muhtemelen 🙂

Bir Kadını Öldürmek

Merhaba :)) BKÖ önceki gün bitti. Vizyonu, kurguyu, anlatımı, yazmayı sanki birçok kişi yazmış gibi. Genelde okuduğum kitaplarda yazarın izini bulurum diye düşünürüm. Sizin izinizi bulmak zor :))) okumak, bitirmek bugüneymiş. Sıra SKA da. Önce bulmam lazım. Aloha 😊 Gülbahar Biler Bu güzel bir sürpriz oldu bana Gülbaharcığım, her okuyanla bir kez daha yazıyor kendini kitap, belki o sebeple benim izim bulunmuyor artık 🙂 Olabilir mi? Gülbahar Biler Aa evett kitabın başlarında “Belki bu satırları siz on sene sonra ve dünyanın başka bir yerinde okuyacaksınız ve size sadece kelimelerle ulaştığımı sanacaksınız. Oysa bu doğru değil.” :)) kitap basılalı tam da 10 yıl olmuş. “Her şey aynı anda aynı yerde oluyor. Ben aslında sizin aklınızdan geçeni yazıyorum” ne hoş bir ilgi talebi. Çok güzel Sibel Atasoy 11 yıl oldu yazılalı, evet 🙂 O zamanlar anlaşılması biraz güçtü ama şimdi daha kolaylaştı sanırım, sana nasıl geldi? Gülbahar Biler Tabi ki soyut olan yerlerde tıpkı rüyalarda hissettiğim gibi algıladığım, anladığım ve dile tam da getiremediğim yerler oldu. Tohumun ne vereceğini göreceğiz elbet 😀😀   Sibel Atasoy Çok güzel söyledin, teşekkür ederim. Umarım kısa sürede SKA’yı da okursun, onun akışı çok daha basit ve heyecanlıdır.

AKA mı Catom mu?
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 10 Temmuz 2015

Claytronics Nedir? Işınlanmanın veya bir maddeye yer değiştirtmenin bilimsel adı teleportasyon. Ne yazık ki, günümüz insanı için ışınlanmak henüz hayal. Ancak iki bilim insanı Seth Goldstein ve Todd Mowry’ın araştırmalarının önümüzdeki yılların ilgi odağı haline geleceği de kesin. Ne yapıyor bu iki araştırmacı? Bilgisayar bilimcisi bu ikili, insanların 3 boyutlu fiziksel görüntülerini çoğaltacak akıllı bir ürün geliştirmeye çalışıyor. Eğer her şey yolunda giderse bir internet bağlantısı ile kendinizi bir başka mekana yansıtabilecek ve bir tutam ‘akıllı nano toz’ ile kopyanızı birleştirebileceksiniz. Şu “akıllı nano toz” bana bir çok yerden tanıdık, örneğin gezgin şamanın yolunda (Lemuryan bilgisinin uzantısı) bir varlık biçimi olarak tanımlanan AKA; fiziksel evrenin temel maddesidir, Hawaice olan kelimenin birçok anlamından öne çıkanlar: Yansıma/Ayna/Gölge/Öz şeklinde sayılabilir. Katı, eterik, saydam her yoğunluktaki madde; düşüncenin AKA’yı dönüştürmesi sayesinde ortaya çıkar ya da göz limitlerinin aralığına girer. Doksanlı yıllar boyunca beni büyüleyen şu kuantum özütü.”gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler”, bana 1999 yılında Sırıtkan Kırmızı Ay’ı yazdırdı. Yazarken öylesine coşkuyla kendimden geçmiştim ki o sıralarda bu kitabı okuyan hemen herkese bu hissin transfer olduğuna şahit oldum 🙂 Ve aradan geçen 16 yılda adeta dünyaca (belki benim gördüğüm dünya) çağ atladı ve iletişim çağına geçildi. “Gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler”…