Kurgu değil gerçeklik aktardıklarınız

Uzuuuuunnnnn yıllardır ilk defa bi kitabı akşam uyumadan önce elimden bırakıp sabah çaydan önce elime aldım Sibel hocam☺ 5 kitabinızı 1 haftada okudum. Laniakea’nın diğer bölümleri de bir an önce bizlerle buluşur ümidindeyim. Bana yeni arkadaşlar kazandırdığınız için sonsuz teşekkürler ediyorum. Duygularımı hem size daha önce yazabilmeyi hem de sayfamda ve sizin sayfanızda paylasmayı çok istedim aslında. Bununla birlikte duygularıma bir tanım bulup söze dökemediğimden ( ne desem eksik kaliyor çünkü benim için kurgu değil gerçeklik aktardıklarınız) haksızlık yapmaktan korktum. Sadece arkadaşlarıma sözle ve çocuksu coskuyla anlatabildim. Umarım tüm okuyanlara da en az benim yaşadığım kadar coşku yaşatır kitaplarınız. Sevgilerimle Mine Dok * İçimi sevinçle dolduran bir okuyucumun duygularını paylaşıyorum bugün. Sizlere söylemiş miydim bilmiyorum: VENÜS BAĞLANTISI kitabımı bulamayanlar… Taşınma esnasında bir miktar Venüs Bağlantısı kitabını bir köşede saklanırken bulmuş durumdayım 🙂 Bunu önceki hafta face  sayfamdan sevinçle bildirmiştim çünkü hiç bir yerde bulunamıyordu. Kitaptan arzu edenlere ilk parti teslimatı geçen hafta gönderdim. Mine Hanım da kitaplara böyle ulaşmış oldu, ne iyi oldu 🙂 Eğer ilgilenenleriniz varsa lütfen bana özel mesajla veya mail adresinden ulaşınız. Bu arada kitapları PTT kargo ile gönderiyorum inanılmaz ucuz ve Düzenli bir hizmet veriyorlar kendilerine Bu hizmet için gerçekten müteşekkirim

Sır Mısır

Her ulusun kendi sosyolojik ve kültür alt yapılarına bağlı gerekleri, yapılmalı ya da yapılmamaları var. Eğer kendi ülkemiz dışında uzunca yaşamıyorsak bu törelerden, davranış şekillerinden nasıl haberimiz oluyor? Tabii ki kitaplar ve filmler sayesinde. İşte Sır Mısır romanında temel olarak Masrilerin yaşamı algılayışlarını, güneş kültüne dayalı o muhteşem firavunlar dönemi mirasını izleyeceğiz doya doya. Birçok güzel şey yanında, insan doğasına ait, kıskançlık, intikam, kumpas kurgulama gibi duygu ve eylemlerin, ülke ırk din gibi ayrımların çok ötesinde benzerlikler taşıdığını da göreceğiz. Ünlü sanayici Erdoğan Durmaz’ın hiç beklenmedik bir anda içine çekildiği bilinmezleri, aile sırlarını,Türkiye’den Mısır’a taşan nefes nefese bir kovalamacanın hikayesini öğreneceğiz. Yine seri katil fenomeninin yalnızca Amerika’ya veya başka ülkelere ait olmadığını, ülkemizde de bilinen ya da üstü açılmamış şekilde aniden önümüze çıkıverdiğine şahit olacağız. Mısırlı bir pilotla evli Rus Elena’nın kendi gelenekleri ile kocası arasında kalışını ve kızkardeşi dünya güzeli İsabel’in yürek parçalayıcı aşkını, kaderin dört bir yandan gelmiş yabancı insanları nasıl kaynaştırdığını, doğmak için ölümün ne denli doğal ve hemen yanı başımızda hazır beklediğini görüp, şaşıracağız. Hayatın her anı SIRlarla dolu, onlar bize hem iç gıcıklayıcı ve cazip geliyor, hem de alışkın olduğumuz güven konforundan mahrum kalırız endişesine garkediyor. Belki de aslında bu endişe, kanımızda dolaşan adrenalin, bizi…

“İnformatif” bir kitap

285 Sayfa “SIR mıSIR” ya da “Sır Mısır” sıkıştırılmış zamanlarda okumama rağmen, kısa süre içinde bitti. Tatil döneminde okunası lezzette ve başarılı “informativ” bir kitap. Zemin, Kenan’a yarenlik edecek çocuk … Daha ilkokul çağında, tabiriyle “bacak kadar çocuk” ama dilinden akan ifadelere bakın … “Neymiş seni okuldan soğutan başka şeyler?” Aklımdan taciz, dayak filan gibi şeyler geçiyordu ne yalan söyleyeyim. Sahipsiz, fakir çocuklar ne de olsa. “Immm … Nasıl söylesem bilmiyorum ki …Immm …” “Yeter ımmmladın ama.” Korkmaya başlamıştım. “Bunu söylemesi zor. Hani bir şey hissedersin, ama birine anlatmak için davrandığında rüya gibi kaybolur ya elinden. işte öyle. Abi, ben okulda öğrettikleri şeylerin bana zarar verdiğini sanıyorum. Dur kızma hemen. Yani belki iyi niyetle yapıyorlardır, ama insanın düşlemesini öldürüyor bunlar. Hani ne diyorlar; fast food muydu, yani hazırlop acele şeyler. Herkese aynı şey. Bakalım herkes ayni şey yemek isteyecek mi? Kimsenin bunu düşündüğü yok.” Bende oluşan duygular:

Gönülsüz Dedektif Kenan’ın maceraları
Kategorilenmemiş / 26 Ağustos 2013

“Bu güzel de, sersem oğlum. Okumadan nasıl dedektif olacaksın, nasıl ehliyet alacaksın, nasıl insanlara sözünü dinleteceksin? Bunu düşünmemişsin işte!” “Hımmm… Düşündüm tabii de, başka şeyler de var Kenan abi” “Nasıl yani?” Yine mi başka şeyler, bununla işimiz iş bizim. “Kızacaksın şimdi diye korkuyorum” “Bak seninle peşin peşin anlaşalım. Kızacak da olsam, kuduracak da olsam bana hep doğruyu söyleyeceksin. Yalanını ilk yakaladığımda burdan kovulursun, anlaşıldı mı?” “Evet abi, ben zaten özümden sevmem yalanı. Hani söylemesem de olur bi şeydi bu, o sebeple” “Tamam ben istiyorum o zaman, neymiş seni okuldan soğutan başka şeyler?” Aklımdan taciz, dayak filan gibi şeyler geçiyordu ne yalan söyleyeyim. Sahipsiz, fakir çocuklar ne de olsa. “Immm… Nasıl söylesem bilmiyorum ki… Immmm…” “Yeter ımmmladın ama” korkmaya başlamıştım. “Bunu söylemesi zor. Hani bi şeyi hissedersin ama birine anlatmak için davrandığında rüya gibi kaybolur ya elinden, işte öyle. Abi, ben okulda öğrettikleri şeylerin bana zarar verdiğini sanıyorum. Dur bak kızma hemen. Yani belki iyi niyetle yapıyorlardır ama insanın düşlemesini öldürüyo bunlar. Hani ne diyolar; fast fod muydu, yani hazırlop, acele şeyler. Herkese aynı şey. Bakalım herkes aynı şeyi yemek isteyecek mi? Kimsenin bunu düşündüğü yok.” Duraklayıp, yüzümü inceledi. Doğrusu ben ağzımı büyük bi çabayla kapalı tutabilmiştim. Bu çocuğu fazla hafife…

Kahire’den kısa kısa…

Mısır’da uzunca bi süre kalıp arkasından Sır Mısır Kitabını yazmıştım. Gitmeden önce ufak ısınma turlarından bi günlük yazısı: 2006.Günlükten Kısmet olur da Mısır’a gidersem uzunca kalacağım ve oralar hakkında izlenimlerimi yazacağım. Şimdilik gelen havadislerle idare ediyoruz 🙂 Bir yılı aşkın zamandır orada yaşamakta olan kardeşim geldi bayram için. Hoş sohbetler ettik dün gece. Hatta epeyce de güldük. Kardeşim, Mısırlıları “sinirleri alınmış” diye tarif ediyor; çok sakinlermiş. Dünya çapında yapılan bi araştırmada, Amerikalılardan sonra dünyanın ikici en mutlu insanlarıymış (bu arada Türkler sondan üçüncüymüş). Orada takip etmek durumunda olduğunuz en basit iş bile aylarca sürebiliyormuş. Böyle iki ay sürünen basit bi işin sonuçlanmamasından şikayet eden kardeşime, söz konusu işin muhatabı profesörün sekreteri gülümseyerek şöyle demiş: “Mösyö Murat, siz tipik bir Türksünüz.” Nasıl yani demiş bizimki burnundan soluyarak “Büyüklerimizden de hep duyardık, Türkler çok titiz, ve heyecanlı olurmuş, çabuk sinirlenirlermiş.” demiş ayni meleksi gülümsemeyi sürdürerek. Hatta Hac’da Türk hacılar hemen belli olurmuş. Sonra kerdeşim bu konuyu bir de üst düzeyde yetkili bir mısırlı kontrolöre sormuş: O da “A hayır, ben beş kez hacca gittim, hac vecibesini tam usulüne uygun yapan tek ırk Türklerdir” demiş. Kardeşimin yüzünde iki arada kalmış ifadeyi görünce dayanamadım. Ama Muratcığım bu iki ifade birbirine zıt değil, tam olarak…

Aşk hakkında bir sohbet
Kitap Özetleri / 20 Şubat 2010

Sanki herkes bu işareti bekler gibi neşeleniyor. Gülden’le Hüsnü tam sol arkamda yan yana oturmuşlar. Bu kez yakaladım sizi diyorum içimden. İnsanlar seyahatte şaşılacak ölçüde birbirlerine yaklaşıyorlar. Normal hayatlarında asla taviz vermiyecekleri sınırlarını geri, oldukça geri çekiyorlar. Belki de bir daha birbirimizi görme ihtimali olmaması, geleceğe ya da geçmişe yatırım yapmayı durduruyor, şu an ve burada olmayı kendiliğinden başarıyoruz. Kimbilir! “Aranızda benden başka evli var mı?” diyor aniden Elena “Bunu kendinize yandaş arar gibi sordunuz madam” diyorum gülerek “Ben değilim” diyor Ferda “Neden, yani hiç mi evlenmediniz? Yoksa boşandınız mı sizler?” “Benim hiç fırsatım olmadı” diyorum ve Ferda da “aman allah korusun” diyor. Hepimiz gülüyoruz. “O kadar kötü bir şey mi evlenmek?” gücenik kadınca bi işve var sesinde “Efendim, işlevini tamamlamış bir kurum, yoksa ne sakıncası olacak.” “Ne anlamda?” “İki insanın beklentileri belli bir anda birbirine denk düştüğünde bir ilişki başlıyor evet ama herşey o kadar değişken ki, bu başlangıcı ölüme kadar diye sabitlemeye çalışmak ne kadar safça, hayır hayır, affedin beni ama aptalca!” “Aaa bu da çok uç bi düşünce oldu. Zaten o dediğiniz katoliklere mahsus; ölüme kadar filan. Yok öyle bişey dünyada artık.” Diyor zeki kızımız Gülden “Olmalı” diyor Hossam bizi bir kez daha şaşırtarak “Nasıl?! Siz öyle…

Oyun Hamuru
Felsefe ve Kuantum / 16 Şubat 2009

Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibaret. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya, kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor. O varoluş, çocuklar için hazırlanmış yumuşak, renkli, güzel kokulu bir oyun hamurudur. Dünyada en zeki olanlar, bu hamurla en çok oynayanlardır. Zevkli bi işlemdir. Mutluluk da acı da yaratsanız hamurdan, yaratma işleminin kendi zevklidir. Bu işlem, şu anda içinde bulunduğunuz (kendinize özenle biçmiş olduğunuz) fiziksel varlığınızın, yine kendi takdir ettiğiniz yaşam süresi ile de sınırlı değil. Bu yaratma işlemi; düşünme ve hayal etme kabiliyeti ile yapılmakta olup, kullandığı araçlar; başta kelimeler olmak üzere, dışarı üflediğiniz her şeydir. Böylece düşündüğünüz/hayal ettiğiniz (bunu ister mistik isterse bilimsel yöntemle yapın fark etmez) her şey, olmak mecburiyetinde kalır. Eğer düşündüğünüzle özdeşlik kurabiliyorsanız sizin fiziki varlığınız bunu yaşar, yok özdeşlik kurmuyorsanız, fiziksel varlığınızın dışındaki ben’ler bunu yaşar.” “Yani etrafta gördüğümüz bu şeyler gerçek değiller mi?” diyor İsabel, güzel gözlerini iri iri açmış, hayretle bakıyor. “Gerçekse bile onu gerçek kılan biziz!” Dışardan kendimi seyredebilseydim benim gözlerim de İsabel’in hayretten büyümüş gözlerini aratmazdı herhalde. Bu çocuğa noolmuş diyordu içimden bir ses ve sürekli tekrar ediyordu! Önünde duran yarısından çoğu tüketilmiş içki bardağına bakıyorum ve ne içmekte…