Güvencesizlikteki Bilgelik

Alan Watts’ın Güvencesizlikteki Bilgelik kitabından alıntılar ve kısa eklemelerim: Bu tipik bir insan sorunudur hem de tüm sorunların ana aksıdır: şu anı bozan şeyler; anıların ve beklentilerin gücü çoğu insan için öylesine önemlidir ki geçmiş ve gelecek şu andan daha gerçektir! Onlara göre geçmiş aydınlatılmadıkça ve gelecek umutla ışıldamadıkça, şu anın tadına varılamaz. İnsanlar adeta kendilerine ceza vermişlerdir düşünmeden ve çoğu kez bunun farkında da değillerdir. Masaldaki bir cadının laneti bu durumun yanında okşama gibi kalır.

Yine ve her daim OYUN :)
esinti , Urban Shaman / 04 Temmuz 2016

Bir şeye sınır koymak kendine sınır oluyor, bunu zaten biliriz ama uygulamada an be an yaşadıkça hayretim şaşıyor bazen 🙂 Örneğin Canasta oynarken, oyun tarzını sevmediğim, ya da pek küfürbaz saygısız bulduklarımı kara listeye alıyorum, bunun manası sen varol ama birlikte oynamayalım lütfen. Fakat sistem oyun masası açarken oyuncuları seviyelerine göre eşleştiriyor canasta (SKA’nın ünlü oyunu) programında. Şimdi orada eğer kara listeye aldığın bir oyuncu varsa, seni bir türlü bir oyuna dahil edemiyor, hepimiz hazırız ama masa açılmıyor! Herkesin bir nedenle kara listeye aldıkları var. Bekliyoruzzz… bekliyoruzzzz… ve bekliyoruzzz. Yani kara listeye bir anlamda kendimi almış oluyorum.yine de kara listeyi kullanıyorum 🙂

İnsan ve Bumerang
Felsefe ve Kuantum / 10 Haziran 2016

Arkadaşım Suzan Çal’ın  Anadolu aydınlanma vakfı dergisinin ‘SINIR’ temalı dergisinde yayınlanan özenli ve bir o kadar da samimi yazısını aşağıda sunuyorum. İnsanın varlık alemi içindeki döne döne oluşan mekanizmasını, çeşitli yönlerden resmeden yazısına “Bumerang” başlığı altında yer vermiş. ** Toprak ananın bağrına bir çizgi çekti biri, sonra çevirip içine kapandı. Yeryüzü haritalandı… Çizilen çizgiler; savunma, güven ve hayatta kalabilişinin sınırlarıydı. Cömertti toprak ana; bağrında büyüttüklerini, büyütenleri büyütebiliyordu. Onu sahiplenmek, belki onun bizi sahiplenmesinin garantisiydi. Bu garantilenme, ölümün bilinmeyene savurmasının, bir türlü hazır olunamayan noktasının geciktirilmesi ve varoluşun hayata içgüdüsel tutunmasıydı. Dışarıdaki çizgi önce içeride çiziliyordu, ne kadar tanım-tanıma-bilme varsa o kadar örüntülü bir desenin içinde, bilebildikleriyle bilinemeyene yürüyordu. Bu ‘bilen, öğrenen, merak eden ve bilmeyen kim?’ sorusu ne zaman geldi bilinmez. Rollo May’in işaret ettiği gibi, mağara resminin ressamının, çok incelikli bir gözlem ve zerafetle duvara çizdiği bizon zamanındadır belki. Hangi dürtü bu gözlemciye mağaranın duvarına uygun ölçeklerle mükemmel küçültülebilmiş bir bizonu çizdirdi acaba? Tüm insanlık tarihini, tek bir insanın düşüncesinin yürüyüşü olarak düşünürsek ilginç bir tablo çıkar karşımıza. Kişi kendine, ilk insanın bedeni içine koyup onun algısıyla başlayarak, bu güne yürümeyi  düşüncesinde kurmayı önerdiğinde, değişik bir perspektife de kendini taşımış olur. Belki mağara insanı yok şu an gezegende, ama…

Öyle ya da böyle -2
esinti / 24 Ağustos 2011

Varlığı yokluğundan hediye, can suyu ten suyu, hu * Bildiğimiz şeylerin küçük ya da büyük hep sınırları olur; bir adacık da olsanız bir kıta da fark etmez. Geometrinin en popüler problemleri, sınır ve alan hesaplamalarıdır. Amorf varlıklar, sınır ve alanlarını formülle bulamadığımızdan pek tutulmaz! (sınır deyip geçmeyin bakınız) ** Olayın kökü cennete kadar gider! Orada her şey apaçık, çıplak ve masumken orta yere elma ağacını kim ve neden dikmiştir? “Kim” konusu şu anda yapmakta olduğumuz iş için çok da gerekli değil ama “neden” konusu önemli. Evet neden elma ağacı? (örtük) ** Hangi lisanı konuşuyor, dinliyorsanız, onun için ayarlanmış hipnoz frekansına dahil oluyorsunuz 🙂 **