FOK DERİSİ – RUH DERİSİ

Bir zamanlar var olmuş, artık sonsuza kadar yok olan ve çok yakında geri gelecek olan bir zamanda,günler beyaz gökyüzünün,beyaz karların altında geçermiş…ve uzaklarda görünen ufak lekelerin hepsi insan, köpek ya da ayı imiş. Buralarda isteseniz de bir şey yetişmezmiş. Rüzgarlar o kadar sert eserlermiş ki, insanlar parkalarını ve mamlek’ lerini (çizmelerini ) artık bile bile yanlamasına giymeye başlamışlar. Buralarda sözcükler açık havada donar ve söylenenlerin anlaşılabilmesi için konuşanın sarf ettiği cümlelerin dudaklarından çözülüp ateşte eritilmesi gerekirmiş. Buralarda insanlar, yaşlı Annuluk’un , yaşlı büyükannenin, bizzat Yeryüzü olan yaşlı büyücünün beyaz ve gür saçlarında yaşarlarmış…İşte bu topraklarda bir zamanlar bir adam yaşarmış…O kadar yalnız bir adammış ki , gözyaşları yıllarca yanaklarında derin yarıklar oymuş. Gülümsemeye ve mutlu olmaya çalışırmış. Avlanırmış. Tuzaklar kurar ve rahat uyurmuş. Ama bir insanla arkadaşlık yapmak istiyormuş. Kimi zaman kayığıyla sığlıklarda gezerken bir fok yanına yanaştığında, fokların bir zamanlar insan olduğuna dair eski öyküleri anımsarmış.O günlerin tek hatırlatıcısı ise fokların o akıllı ,vahşi ve sevecen bakışlarına ev sahipliği yapmasını bilen gözleriymiş.Adam bu anlarda kimi zaman öyle  şiddetli bir yalnızlık acısı duyarmış ki, gözyaşları yüzündeki yıpranmış yarıklardan aşağı süzülürmüş. Bir gece karanlık iyice bastırana kadar avlanmış, ama bir şey bulamamış. Ay gökyüzünde yükselirken ve denizde yüzen buz kütleleri parıldarken,…

Vasalisa – Clarissa Estes

İçinizde Kurtlarla koşan Kadınlar kitabını okuyanlar var biliyorum. Bir psikiyatr ve cantadora olan Clarissa Estes bu kitabı yirmi yıllık bir araştırma ve emek sonucunda ortaya çıkarmış ve biz tüm dünya insanlarına hediye etmiş. Kendi adıma ona müteşekkir olduğumu söylemeliyim. Kitapta bulunan ve binlerce yıldır kadınlar yoluyla dilden dile yola almış olan öykülerin simgesel nitelikleri paha piçilmez bir şifa etkisine sahip. Vee bu pazar gününe Hande arkadaşımızın tape edip bizlere sunduğu Vasalisa masalı ile merhaba demek istiyorum. Ülkemizdeki ve dünyadaki tüm kadınlara ve onların olası çocuklarına ve bu yolla tüm insanlara şifa olması dileği ile, sevgi ve selamlar s. Not: Bu masalı bir gurup çalışmasında çözümlemeye çalışmıştık, katılanlar hatırlayacaklardır. Sorular olursa dilimizin döndüğünce cevaplamaya ve Clarissa’dan aktarmaya çalışırız 🙂 VASALİSA Bir varmış, bir yokmuş; ölüm döşeğinde, yüzü, yakındaki kilise sunağının beyaz mumdan yapılmış gülleri kadar solgun yatmakta  olan genç bir anne varmış. Küçük kızı ve kocası, eski tahta yatağının başucuna oturmuş, öteki dünyada Tanrı’nın,  ona doğru yolu göstermesi için dua ediyorlarmış. Ölmekte olan anne, Vasalisa’ya seslenmiş. Kırmızı çizmeli beyaz önlüklü küçük çocuk annesinin yanına diz çökmüş. Anne, ‘’İşte sana oyuncak bir bebek, tatlım’’ diye fısıldamış ve tüylü yatak örgüsünün altından, Vasalisa’nın kendisi gibi kırmızı çizmeler, beyaz önlük, siyah etek ve her…

Birleşik Alan Kullanımı ya da BAK

BAK Hakkında: Birleşik Alan Kullanımı(BAK) uygulaması, gerek kadim öğretiler gerekse kuantum fiziği ile kendi düşünsel ve pratik yolculuğumun verileri bir araya getirildiğinde sanki hep elimizin altında idi buna rağmen deneme aşamasında hepimizi şaşkına çevirdi. Prensipte bu uygulamanın temeli, bir kişi olarak “BEN” öznesi ile her bir cümleye başladığımızda; iki ayrı ve temel ben’den bahsediyor oluşumuzla ilgilidir. Birincisi, her birimizin ben öznesinin TEK bir BEN oluşu, ikincisi ise her birimize has, eşi benzeri olmayan biricik ben oluşudur. Biricik (unique) olan ve dünyadaki insan sayısı kadar çeşitte olan benlerimiz, kendimizi olduğumuz yaşa kadar belirleyip özelleştirdiğimiz benler’dir. Bu yönüyle bireysel benliğimizdir (parçacık). Diğeri ise hepimizde bulunan tek BEN yönüyle bileşik benliğimizdir (dalga). Bu gözlemlerimiz neticesinde Bileşik benliğimizin bir ağ bağlantısı olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. İşte Birleşik Alan Kullanımı uygulamasında biz bu ağ bağlantısına sorular yöneltiyor ve her seferinde onun bizlere gösterdiği cevapları şaşkınlık ve hayranlıkla izliyoruz. Holografik yapımızın bir belirtisi sayılabilecek bu uygulamamız her seansta yeni bir yönüyle kendini ortaya seriyor ve bizi yeni denemeler yapmak için heveslendiriyor. Bu uygulama ile her türlü soruya cevap bulabiliyoruz, yeter ki soruyu akıl edebilelim. BAK uygulamaları ne tür sonuçlar veriyor? BAK’ın  şimdiye kadar gözlemleyebildiğim bikaç işlevi var ve kimbilir bilemediğim daha neleri var 🙂…

Şifa nedir?
YENİ DÜNYA / 11 Ekim 2010

Benim nacizane bilebildiğim tek şifa yöntemi var. Bunu kimseden öğrenmedim sadece işlerliğini gözlerimle gördüm yüreğimde hissettim. Şifa, onaylamaktır. Ve gerçek olmalıdır. Yani sözcükler yeterli olmaz. Nasıl ki bir bebek sözcüklerle değil kendisine ulaşan dalgalarla kavrayış içinde oluyorsa, hastayı (sevgi özünden sapmış kişi- kişi olmak bizatihi sapınçtır, bunu da unutmayalım) da bir bebek gibi düşünmeliyiz. Ona ulaşacak olan gerçek onaylamadır. Bu nasıl yapılabilir? Çok kolay 🙂 (Aşağıdaki etapların biri bile sağlanamazsa operasyon bozunuma uğrar) 1. Hastanın (kişi) iyileşmesini GERÇEKTEN istiyor muyuz? 2. Kişiye onda beğeneceğiniz hayran olacağınız bir özellik bulmak niyetiyle bir süre bakın. Bu özellik somut ya da soyut anlamda olabilir hiç fark etmez. 3. Hayran olabileceğiniz bir özelliğini bulduğunuz an bunu yüreğinizde hissedeceksiniz.  Sanki ışık daha artmış gibi gelir. 4. Şimdi ona ve başkalarına onun hayranlık uyandıran özelliğini yüksek sesle söyleyin. 5. Öyle söyleyin ki ona aşık olduğunuzu sansınlar. Bildiğiniz, hançerenizden kopan en güçlü kelimeleri kullanarak onurlandırın. Bitti 🙂 Onurlandırmak, çift yönlü bir şifa operasyonudur.

Bilinç Yolculuğu -3

 El zanaatı: Özellikle eski el sanatları, hastaların ya da normal sağlıktaki insanların kendi kişisel tarihlerini bulma ve silme işlemi için birebir işlev gören şifa araçlarıdır. Bunlar arasında takılar, çeşitli oyma işleri, simgesel tılsım yapma sanatları, çocuk oyuncakları, uçurtmalar, patchwork olarak bilinen yamalı yorganlar, hat sanatı, marangozluk, ebru işleri vb daha birçokları sayılabilir. Sanat önemlidir; çünkü ruhun mevsimlerini ya da ruhun yolculuğundaki özel veya trajik bir olayı anımsatır. Sadece kendimiz için de değildir sanat, peşimizden gelenler için eşi bulunmaz bir haritadır. Bütün bunların ötesinde el zanaatı ve sanat, yapana iç sessizliği yakalama fırsatı vermesi sebebiyle emsalsiz bir araçtır. CC öğretisinde el zanaatına bolca yer verildiğini de büyük bir memnuniyetle fark ettim. On iki kitap boyunca birçok el sanatından bahsedildiğini hatırlıyorum, bunlara ilaveten Don Juan CC ye av tuzağı yapmayı öğretmiş, avlanmanın inceliklerini bilfiil yaşatmıştı. Bitkilerle konuşma, onların yerlerini tespit etme, onların devşirilme, tasnif edilme, saklanma ve karışım yapma tekniklerini yaşayarak öğretmişti. CC uzun yıllar süren öğrenciliğinin çok uzun saatleri boyunca kendisine öğretilmiş böylesi işleri yaptı. Bu özelliği ile bana, kırk yıl boyunca düzgün odun kesmeyi ve istiflemeyi öğrenen Yunus Emre’yi anımsatıyor. CC’nin Don Juan ile tanışmasının ilk zamanlarında bu konuya her ikisinin de bakış açılarının değişik olduğunu hemen her satırda görebiliyoruz….

08.03.10-Pazartesi- Robot Konuşuyor
Haftanın Masalı / 08 Mart 2010

Haftanın Masalı dizisi  Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ben nenemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken Orhan isimli dokuz yaşında çelimsiz, biraz sinirli, gayet akıllı bir çocuk varmış. Babası bir şirkette muhasebeci annesi ise bir bakanlıkta orta dereceli bir memurmuş. Başkentte yaşayan bu çekirdek ailenin diğer ailelerden pek de farkı yokmuş. Gündüzleri işlerine, okulla gider, akşamları televizyon karşısındaki kanepede yer kapışırlarmış. Bazı hafta sonları göl başına kahvaltıya giderler, uzun bir yürüyüş diye başlayıp en kısa dönemeçten geri döner, mütevazi arabalarının rahatlığına gömülürlermiş. Bazen annenin ısrarıyla popüler bir konser ya da gösteriye de gittikleri de olurmuş tabi. Doğrusu hayatları sakin denilebilirmiş. Ara sıra Orhan’ın uyumsuzlukları ve çevreden gelen şikâyetlerle boğuşurlarsa da bunu da fazla dert etmezlermiş. Bütün kadın programlarını kaçırmadan takip eden anneanne onlara bir yaşam koçu tavsiye etmiş. Orhan’ı belli dönemlerde ona götürüyorlarmış. Gerçi durumda pek bir değişiklik olmuyormuş ama yapabilecekleri başka bişey de bilmiyorlarmış. Neyse işte günler böyle birbirinin benzeri geçip giderken, okullar kapanmış, yaz tatili gelip çatmış. O sene Orhan’ın dedesinin yaşadığı kıyı köyüne misafir olmayı planlayan aile, tüm hazırlıkları tamamlamış, yola çıkmışlar. Güzel bir havada, güzel bir yolculuktan sonra beldeye varmışlar. Uzun zamandır görüşmeyen aile büyükleri küçükleri hasretle kucaklaşmış. Bavullar açılıp çekmecelere yerleştirilmiş. İlk iki günün ardından…

Michael Harner röportajı 2/4
Anadolu-Sümerler-şaman / 19 Mart 2009

Ruhsal ele geçirme nedir? Şaman bakış açısına göre travma geçiren biri ruhunun bir kısmını kaybetmiş sayılmaktadır. Ruh olarak kasdettiğimiz, bizim kültürümüzde yaşam olarak tanımlanan doğum anından ölüme kadar olan süredeki, bulunması zorunlu olan spiritüel öz’dür. Kaybedilen ruhun tedavi edilmesi için kullanılan teknikler ruhsal tekrar ele geçirme teknikleridir, ve klasik şaman metodu kayıp olan ruhun o kısmını bulup onu tedavi etmektir. Batı dünyasında 8 yıl öncesine kadar pek çok kişi bu çeşit bir ruhsal tedavinin bir batıl itikat olduğunu ve geçerliliği olmadığını düşünüyordu, fakat şimdi bu değişmiştir. Bu değişimdeki ana neden “Ruhsal Ele Geçirme – Soul Retrieval” ve “Eve Geliş – Coming Home” kitaplarının yazarı olan iş arkadaşım Sandra Ingerman’dır. Yıllar önce, Santa Fe’deki şamanik çalışmaları esnasındaki kurs toplantılarında, çocukluğunda suiistimale uğrayan kadınlar, suiistimal esnasında kendilerini bedensel olarak bu durumdan bertaraf ettiklerinden bahsettiler. Bir şaman olarak Sandra hemen teşhis etti ki, bu durumdaki kişinin ruhunun bir kısmı bedeni terk etmiştir (eğer tamamı terketseydi ölüm meydana gelir) ve dolayesi ile mantıksal olan tedavi, ruhun kayıp kısmını ele geçirerek geri getirmektir. Böylece, çocukluklarında travma yaşayan kişilere ruhsal ele geçirme seansları yapmaya başladı, sonuçlardaki başarı inanılmazdı. Bugün, bu yöntem Batıdaki şaman şifacılığının önemli bir kısmıdır. Gerçekten de, eğer bir grup insana “Aranızda kaç kişi…

Michael Harner röportajı 1/4
Anadolu-Sümerler-şaman / 11 Mart 2009

Şamanik Şifa: Yalnız Değiliz Bonnie Horrigan’ın Michael Harner ile röpörtajından çevrilmiştir. Şamanizm nedir ? “Şaman” kelimesi Tunguz dilinde, değişik bir bilinçle sıradışı gerçekliğe seyahat edebilen kişiyi tanımlar. Batı kültüründe yaşıyanlar bu kelimenin tam olarak neyi ifade ettiğini bilmedikleri için, kelimeyi bu şekilde kabul etmek yararlıdır. “Büyücü”, “Cadı”, “Sihirbaz” veya “Büyücü Doktor” kelimeleri kendi anlamları dışında, bir belirsizlik ve bir önyargı ile birlikte düşünülür. Her ne kadar bu kelime Sibiryadan kaynaklanıyorsa da Şamanizm pratiği ve uygulamaları yerleşimi olan tüm kıtalarda bulunmaktadır. Yıllar süren kapsamlı araştırmalarının sonunda, Mircea Eliade “Şamanizm: Geçmişin Esriklik Teknikleri” kitabında, dünyadaki diğer tüm spiritüel geleneklerce desteklenen fakat şamanizmin tek olmayan, ancak en belirgin ayırdedici özelliği olan, değiştirilmiş bir bilinçle başka dünyalara yolculuk etmek olduğu kararına varmıştır. “… bizim kültürümüzde, bir kişi zihin ve beden birliğinden bahsediyorsa onu aykırı biri gibi görme eğilimi vardır, fakat, beynin vucüda bağlı olduğu çok da heyecan verici bir düşünce değildir. Bu yüzlerce ve binlerce yıldır bilinen birşeydir. Bence, Şamanizmde en önemli olan, şamanın yalnız olmadığını bilmesidir. Söylemek istediğim, eğer bir kişi şefkatle diğer bir kişinin hastalığını iyileştirmek veya sıkıntısını hafifletmek için çalışıyorsa, rehber varlıklar (yardımcı ruhlar) bunun için alakadar olurlar.” Şamanlar, yerel lisanlarda genellikle “görücü” veya “bilen kişi” olarak adlandırılırlar, çünki ilk elden…