Yolları yanyana yürümekten yanayım
esinti / 30 Aralık 2011

Olurda olmazsam buralarda… Yanağındaki küçük çukura saklanmak istiyorum. Uyumak, yüzyıllarca uyumak. İlla isim konulacaksa ben masal değil hayat demekten yanayım. … Bu yolları yanyana yürümekten yanayım… … …Erguvanlar açmaya başladı, mavi mi pembe mi ayırt edemiyorum renkleri, kokuna bir isim bulmaya çalışmaktan da vazgeçtim. Geldiğinde bir masada kahvemizi yudumlayıp, heyecanla dedikodu yapacağız. Sana kaçırmadan anlatmam gereken aylar biriktirdim. Biraz sessizlik olacak sonra. Sen hüzünlü gözlerini uzaklara salacaksın. Cümlelerim topallayacak, ağır, aksak kelimelerle soracağım. Nasılsın ? Nasılsın derken bile iyi olmana dualar ediyor olacağım. Hiç bir sözümüz umutsuzluk taşımıyacak. İnanacağız, inandıracağız, yaşadığımız cehennemin cennete dönüşeceğine. Sadi Şirazi ** Şeriat kapısı, toplumsal şartlanmaların en yoğun olduğu ve doğumla birlikte gelen insanın kendi özüne en yabancı kaldığı devirdir. Dünya yaşantısında olduğu kadar tanrı anlayışında da bir yüzeysellik ve şirk görülmektedir. Buna gizli şirk’te denir. Fakat, şeriat ehli bunun farkında değildir. Tanrı ona göre yerde yada gökte bulunmaktadır. İnsanlara oradan buyruklar yağdırmaktadır. Ölümden sonra sevap çoksa yani gökteki tanrının yağdırdıkları emirlere içtenlike itaat etmişse, hurilerle dolu cennete; günahları çoksa, cayır cayır yanacağı cehenneme gideceğine inanır. (Tıklayınız) Aklın yolu bir demişler. Ha Hacı Bektaş demiş ha Ken wilber:)))Buyrun siz karar verin:http://sibelatasoy.com/?p=6173 ‎TE: ” Daha önceki doğumu ‘kan bağı vasıtasıyla doğmak’ olarak görür ve bu dünyadaki…

Dört kapı kırk makam-Şeriat
Anadolu-Sümerler-şaman / 24 Ağustos 2009

BİLİRMİSİN ŞER NEDİR? NEDEN ATMAN GEREKİR? ATARSAN İÇİNDEKİ ŞER’Rİ OLURSUN BİR TARİKAT ERİ Bir aydınlanma ve kâmil insan olma yolu olan “Dört kapı kırk makam”ın kurucusu Hacı Bektaşi Veli’ye göre şeriat; “Bir anadan doğmaktır”. Şimdi bu sembol diliyle söylenmiş bu sözü yorumlamaya çalışalım: Her canlı doğum yoluyla zahir dünyaya gelir ve yaşamına dünyada devam eder. İnsan gibi diğer canlılar da doğdukları tabiatı bütün özellikleriyle beraber hazır bulurlar. İnsanlar ise kendileri seçmeksizin bir toplumda doğarlar ve o toplumun kültürel, ulusal, ananevi, geleneksel özelliklerini devralırlar. Milliyet, ırk, cins, dil, din hatta deri rengi gibi daha bir çok farklılıklar işte doğumla gelen bu aşamada bireyin hayatına girer ve onun bir parçası haline gelir. Birey artık kendini bu kapıda toplumdan devraldığı şekilsel farklılıklarla tanımlamaya başlar. Eğer, Hindistan’da doğmuş Hintli, Çin’de doğmuşsa Çinli, Afrika’da doğmuşsa Afrikalı, kutuplarda doğmuşsa Eskimo olarak kendini görür. Sadece kültür ve gelenek içinde yaşamaz, aynı zamanda o gelenek ve kültürün sorunlarını, görevlerini ve yaşam biçimini devralır. Örneğin, birey kan davasının olduğu bir ailede dünyaya gelirse, otomatikman kendiside bu meseleye tabii edilir. Kendi iradesi dışında gelişen bu olay, bir müddet sonra, kendi meselesi olmaya başlar. Dünyaya ve kendimize dair ilk düşüncemizin oluşum sürecinde içinde bulunduğumuz toplumsal yaşam, gelenekler, örf ve adetler çok…