Satranç ve Ruh
Oyun/Film felsefeleri / 06 Mayıs 2009

SATRANÇ VE RUH Satrançta insan zekası şartlı refleks veya alışkanlıkla açıklanmayacak bir özellik gösterir: yaratıcılık. Büyük satranççıların, çok satranç oynamak sonucu, bir çeşit otomatizm kazandığı ileri sürülmüştür. Büyük satranççı değişik satranç pozisyonlarına şartlanmıştır ve fazla düşünmeden en uygun hamleyi bulur; bir diğer deyişle oynadığı yüzlerce oyunun izleri belleğinde kalmakta ve o bir kompüter gibi belleğine baş vurarak en uygun hamleyi bulmaktadır. Gerçi satrançta pratik yapman önemi yadsınamaz, ancak unutmamak gerekir ki, satrancı çok oynayan herkes büyük satranççı olamamaktadır; nitekim bir insan çok konuşmakla hatip, çok şiir okumakla şair, çok keman çalmakla besteci de olamaz. Büyük satranççı için satranç teorisi ve geçmiş oyunlarda kazanılmış deneyimler elbette gereklidir; fakat bunlar yetmez Bir mucide de çalıştığı alandaki teorik bilgiler gereklidir, bir bestecinin elbette teorik müzik bilgisi olmalıdır, ancak bu teorik bilgiler “yaratıcılık” yolunu açmaz. Büyük satranççının hamlelerinde icada, keşfe, resim, heykel, ve beste yapışa, şiir, roman vb. yazışa benzeyen bir yaratıcılık vardır. Bütün yaratıcılarda ortak olan yön, geniş bir hayal gücü sayesinde gizli kalmış olanakları bulup çıkartmak ve bu yolla dünyayı değiştirmektir. Bir bilim adamının bir laboratuarı ve yeteneği bulunur, yapacağı keşif büyük ölçüde bu iki öğeye bağlıdır. Benzer olarak satranççının önünde pozisyon ve ruhunda yetenek vardır; en iyi hamleyi (veya satrancın şiiri…

Satranç-Kaba Hatalardan Sakınmak
Oyun/Film felsefeleri / 30 Nisan 2009

 Pek çok satranççı yaptıkları kaba hatalardan şikayetçidir. Büyük çabayla yaratılmış güzel konumlar tek bir hatayla mahvolur. “Bir kötü hamle, kırk iyi hamleyi boşa çıkarır” lafı boşa değildir. Kaba hataları tamamen önlemenin bir yolu yok ama sebeplerini inceleyip bunu en aza indirmek mümkün. Burada kasdettiğimiz en fazla 2-3 hamlede ortaya çıkan hatalar. 4-5 hamle veya daha uzun bir devam yolunun eksik veya yanlış hesaplanması hesaplama tekniği alanına girmekte. Neden Kaba Hata Yaparız?  1)Rakibin hamlesine bakmamışsınızdır! Evet utandırıcı bir durum ama yeni başlayanlar düzeyinde sıklıkla olabilir. Rakibin hamlesine bakmamak veya öylesine bakmak hataları getirir. Rakibin karşınızda sizi yenmek için oturduğunu unutmamalısınız ve tabii kendinize, “Rakibim niye bu hamleyi yaptı” diye sormalısınız. Rakibin ne tehdit ettiğini düşünmezseniz önlem almanız da şans faktörüne bağlıdır. 2) Sadece “Tablo tarzı” düşünüyorsunuzdur Bu benim kullandığım bir terim. Oyun esnasında iki tür davranış vardır. a) Tahtada Güzel Tablo Oluşturmak: Bu konumsal bilgilerinizle sizde oluşan satranç estetiğini tahtaya yansıtmanızdır. Örneğin kenardaki bir at sizin göz zevkinizi rahatsız eder. İyi bir satranççı bir ressam gibi satranç tahtasındaki en güzel görüntüyü oluşturmaya çalışır. Bu esnada minumum analiz yapılır ve genelde yaklaşım sadece kendi tarafınızın oynatılarak taşların en güzel durduğu konumun oluşturulmasıdır. b)Hesap Makinesi Olmak: İngiliz Büyükusta Short “Satranç %99 taktiktir” demiştir….

Satranç ve Ölüm
Oyun/Film felsefeleri / 30 Ocak 2009

Satrancı, yaşamdaki mücadelelerimizle, hatta yaşamın kendisiyle benzeştiririz kimi zaman. Satrancın en yaygın strateji oyunlarından birisi olması, ve giderek kalabalıklaşan bir ortamda hızlanan yaşam tempomuzda strateji kullanım ihtiyacımızın artmasının bu benzetişimi çağrıştırmamızdaki etkisi büyüktür. Satranç, bir tür “savaş stratejisi” oyunu olarak ortaya çıkmıştır. Satranç taşları, buna uygun olarak, satrancın ilk oynanmaya başladığı zamanlardaki Hint ordusundaki yapılanmadan esinlenerek isimlendirilmiş, ve rolleri belirlenmiştir. Taşların isimlendirmeleri, kimi ülkelerde kendi kültürlerine uyarlanarak değiştirilmiştir. Pek çok bakımdan en uygun benzetişimle, 16’şar kişilik 2 düzenli ordunun kıran kırana savaştığı 64 karelik bir harp alanıdır satranç tahtası. Amaç, savaşı kazanmaktır, amaca ulaşmanın tek yolu ise rakibin “şah”ını esir almak (günümüzde kazanmanın zamana, ve diğer bazı kurallara bağlı farklı yolları da mevcuttur). Her savaşta olduğu gibi çoğu zaman “ölüm-ler” kaçınılmazdır, kimi zamansa sıradan. Kimi zaman rakibin “taşı alınır”, kimi zaman rakibe daha fazla zarar vermek beklentisiyle “taş feda edilir”. Bir taşın oyun tahtası dışına çıkması, bir savaşçının ya “öldüğü”, ya “yaralandığı, sakatlandığı” ya da “sağlam ya da yaralı olarak esir düştüğü, alındığı” anlamına gelmektedir. Yani, rakibin “taşını almak”, düşmanın bir savaşçısını “öldürmeye”, “yaralamaya, sakatlamaya”, veya “esir almaya” karşılık gelmektedir. “Taş feda etmek”se, kendi savaşçını “öldürtmeye”, “yaralatmaya, sakatlatmaya”, veya “esir düşürtmeye”. Hal böyle olunca, farkında olsak da olmasak da, çoğu…

Satranç İncileri
Oyun/Film felsefeleri / 11 Ocak 2009

[Satranç nedir?] Satranç 1001 gece facialarıdır – [Savielly Tartakower] Satranç güzel bir kadındır – [Larsen] Satranç hayattır – [Bobby Fischer] Satranç hayat gibidir – [Boris Spassky] Satranç herşeydir; sanat, bilim ve spor – [Karpov] Satrancın % 99’u taktiktir – [Teichmann] Satrancın aslında % 99’u hesaptır – [Soltis] Satranç aklın işkencesidir – [Kasparov] Satranç acımasızdır; öldürmek için hazırlıkli olmak gereklidir – [Nigel Short] Satranç bir denizdir bir sivrisinek su içerken bir fil yıkanabilir – Hint atasözü Satranç çok gizemli bir kadın gibidir – [Purdy] [Yansımalar] Satranç, aşk ve müzik gibidir insanı mutlu yapar – [Tarrasch] Eğer nazik biriysen asla satranç oynayamazsan – [Fransız Atasözü] Morphy galiba içlerinde en büyük dehaydı – [Fischer] Her usta bir zamanlar acemiydi – [Chernev] Hayat satranç için fazla kısadır – [Byron] İyi oyuncu daima şanslıdır – [Capablanca] Satranç oyunu üç parçaya bölünebilir: İlk olarak , bir tarafın avantajının olduğunu umduğu an, İkincisi avantajının olduğuna inandığı an ve son olark bir tarafın kaybettiğini anladığı an- [Tartakower] Oyun bittiğinde şah ve piyon tekrar aynı kutuya girer – İrlanda atasözü [Etienne Goldstein tarafından derlenmiştir] [İpuçları] İyi bir hamle gördüğünde, daha iyisini bulmak için bekle – [Emanuel Lasker] Açılışı kitap gibi, oyun ortasını büyücü gibi ve oyun sonunu makine gibi…

Kazanmak/Kaybetmek ve Başa çıkabilmek
Oyun/Film felsefeleri / 03 Ocak 2009

-alıntı- Hepimiz biliriz ki satranç aynı zamanda bir “oyun”dur. Oyun ise, tanımlanması göründüğü kadar kolay olmayan, tanımlamaya çalışanların üzerine ciltler dolusu kitaplar yazdıkları bir kavram. Oyun olarak nitelenen “şey”lerin hepsinin belirgin ortak özellikleri olmaması, oyun kavramının tanımlanmasını güçleştirmektedir. Belirgin olan tek şey, farkında olunsun ya da olunmasın, oyun kavramının ömür boyu insanların yaşamında önemli bir yeri olmasıdır. Kimi oyun “seyirlik”tir, kimisi “içe dönük”, kimisi “mekanlı”dır, kimisi “mekansız”, kimisi “oyunculu”dur, kimisi “oyuncusuz”, kimisi “gereçli”dir, kimisi “gereçsiz”, kimisi “kazanmalı”dır, kimisi “kazanmasız”. Matematikte, sosyal bilimlerde kazanmalı oyunları, kazanmayı/kaybetmemeyi konu alan “oyun kuramı” bile vardır. Hatta derler ki “hayat bir oyundur”. Bu yazımda bir oyun olarak satrancın “kazanmalı” yanının psikolojik boyutu üzerinde duracağım. Satranç, “kazanmalı”, yani, “bir tarafın kazanıp, bir tarafın kaybetmesi, ya da beraberlik/yenişememe” ile sonuçlanan bir oyun. Üstelik en uzun sürebilen oyunlardan birisi. Kazanmalı oyunlar, genellikle, kazanmak için oynanır. Her zaman kazanmak ise çoğu zaman mümkün değildir. Kazanmalı oyunlarda “kazanma” ve özellikle “kaybetme” ile başa çıkılabilmesi psikolojik açıdan önemlidir. Oyun süresinin uzunluğu, oynanma amacı, verilen önem, verilen emek, beklentiler, bu “başa çıkabilme”nin gerekliliğinde belirleyici etmenlerdir. Bir süre önce karşılaştığım bir vakadan bahsetmek istiyorum. Bir komşum, 4-5 yaşlarındaki okul-öncesi oğullarının “yenilmeye tahammülsüzlüğü”yle başa çıkamadıklarından yakınarak danıştı. Gözlemlemek için evlerinde toplandık. Sevdiği ve sıkça…

GO, Satranç ve Briç
Oyun/Film felsefeleri / 29 Aralık 2008

Go : Bilim sanat ve bilgeliğin kesiştiği oyun Bir oyun olmanın ötesinde Go, pek çok anlamları kendinde barındırır: yaşamla eşdeğer bir yaratılış, yoğun bir meditasyon, insan kişiliğinin bir aynası, soyut düşünmeyi geliştirmede bir alıştırma, ya da, iyi oynandığında, siyah ve beyaz taşların tahta üzerinde zarif bir dengeyle dans ettiği güzel bir sanat eseri. Hala oynanan en eski tahta oyunu olan Go’nun temelleri 4000 yıl öncesine dayanır. Peki insanlar nasıl oldu da bu oyunu oynamayı bu kadar zamandır devam ettirebildi? Yıllar boyunca değişen kültürlerde yaşamayı sürdürdü? Umarız bu yazıyı okuduktan sonra cevabı kendiniz vereceksiniz. Go oyununu Trevanian’ın Şibumi adlı kitabında okumuş, ya da Akıl Oyunları, Pi gibi fılmlerde oynandığını görmüş olabilirsiniz. Go, kurallarının azlığından ötürü belki de dünyanın öğrenmesi en basit oyunlarından biri kabul edilebilir. Buna karşın, oyun ilerledikçe içerdiği karmaşıklığın ne büyük boyutlarda olduğu anlaşılır. Go 19 yatay, 19 dikey çizgili kare şeklinde bir tahta üzerinde ince kenarlı mercek şeklindeki siyah ve beyaz taşlarla oynanan iki kişilik bir oyundur. Oyundaki amaç kendi taşlarınızla rakipten daha geniş alanlar oluşturmaktır. Bunu yaparken tabi rakibiniz de aynı amaçla alanlar oluşturmaya başlayacak, ve oyunun ortalarınıa doğru birbirinizi de çevirmeye başladığınızı anlayacaksınız. (Go adı da aslında buradan gelmekte: Çevreleme) Çevrelenen taşlar esir düşmüş olacak, ölüm-kalım…