Sizler neleri yetkilendiriyorsunuz?
esinti , Urban Shaman / 02 Ağustos 2015

Şu haberin düşündürdükleri üzerine bir güzelleme:) GATA profesörü kabul etti: “Şizofreni cin çarpmasıdır.” Cinse bile o senin içinde, kendi üretimin ve yaratımın olunca ne fark ediyor ki! Hangi ismi verirsen ver, ordu malı yer değiştiriyor denir buna hak ağzıyla 🙂 İtirazlar bu söylemin realiteyle uyuşmadığına dair oluyor. Peki onun adına cin yerine bilmem ne nevrozu dendiğinde bu inanç realiteyle uyuşmuş mu olacak? ve Hangi realite? Vereceğiniz hiç bir ismin üzerine atlamayacağım, bana ne isimlerden. Ben her insanın kendi realitesi olduğunu ve bunu da bizatihi kendi iç rüyasıyla görünür kıldığını biliyorum ki buna öznel gerçeklik diyoruz. Ünlü Afrika şamanı Mutwa’nın anılarında, sağaltma işlemini gerçekleştirirken hastanın tespiti/inancı yönünde işlem yaptıklarını, örneğin, hastası kendisine musallat olan bi varlık gördüğünü söylüyorsa, onu çadırdan kovana kadar, sopayla, davulla, tokmakla, sözcükle o şeyi ne kadar gerekirse o kadar zaman kovaladığını ve sonunda hasta “tamam şimdi çıktı gitti” diye ikna olduğunda bile işlemi bitirmeyip, çadırın dışında gözden kaybolana dek o şeyi pataklayarak kovaladığını söylemişti. Mutwa, o şeyi görmüyordu, inanmıyordu da ama hastasının inancı o şeyi (cin vs herhangi bir musallatı) hasta için gerçek kılmaktaydı, bunun bilincindeydi. Gezgin şamanın yolunda da önemli olan pratik sonuçlar almaktır, yöntemleri tartışmak, daha doğru olanı bulmak için kavgaya girişmek vakit kaybı olurdu, hem…

Groklama deneyimleri
Urban Shaman / 04 Nisan 2015

Bugün çok eğlenceli bir 2.seviye başlangıcı yaptık İstanbul’da. Ve her zamanki gibi KAHİ yaparken bizi uçuran lomi lomi chantingimizi dinledik. Bir kenara not etmek isteyenler için yeniden paylaşıyorum. Hayat güzel, paylaşmak ve bundan zevk almak güzel, vasıta olanları onurlandırmak, bol keseden teşekkür etmek harika… Aloha https://www.youtube.com/watch?v=6Fzv1F9MjLU Bu arada hatırlatayım; hani tai chinin ilk beş hareketinin videosunu paylaştım ya sizlerle, bunu uygulayanlar hatırlayacaktır, beşinci hareket dolunayın üçüncü göze yerleşmesi ve durugörünün açılması için bir dilekte bulunur. Ve bugün dolunay var, sizler de arzu ederseniz hemen pencereden bakın dolunayla gözgöze gelip sol elinizin parmaklarıyla 3 kez onu ve altıncı çakranızı işaret edin ve dileğinizi bir arkadaşınızla konuşur gibi söyleyin. Bence duyacaktır 🙂 * Sevgili preshamanlar, az önce bir amasya elmasını grokladım. Nedense birden içime geldi ve yaptım. Çok hayret verici bir sonuçla karşılaştım, bu güzel varlığın işlevi duyu organlarının açısını artırmakmış! İlk bana çarpan bir mercek olduğum duygusuydu; tüm çevreme, 360 derece bir perspektifte mercek etkisi sunuyordum. Daha önce bir selvi ağacını grokladığımdaki şaşkınlığımdan çok daha fazlasıydı. Bu denemeyi başka tür elmalarla da yapmaya karar verirken öyle bir gülümsüyorum ki hayretle şu an! tarifi güç ve hemen sizinle paylaşmak istedim 🙂 * Şamanlar boşlukta gösteri yapan usta trapezcilerdir. Bir bakarsın boşlukta bir…

Şamanik Metotlar

“Şifacılar gerçekte şifa vermezler. Onların yaptığı şey, bedene geçici olarak dengelenmiş niteliklere sahip olma izni vermektir. Enerji çalışması yapanlarınız neden söz ettiğimi bilirler…Şifacılar şifalandırmazlar, denge bulmayı kolaylaştırırlar. İşi yapan hastanın kendisidir.” demiş Kryon Aynen böyle olur ancak bu zaten bilinen bişey ben burada sözcüğe dökülmemiş mesajı açmak istiyorum biraz; Söz konusu şifacı aracılığı ile alınan denge ve oluşan iyileşme hali kalıcı olmaz, tıpkı diğer modern tıp ve alternatif diğer tedavilerin işlevi gibi geçicidir. Neden? Cevap çok açık hepinizin bildiği gibi; Hastalık, bi sapma, kesip atılacak bi irin değildir, o bizzat onu taşıyanın “kendini ifade şekillerinden en önemlisidir”. Kişi ifade şeklinin ne olduğunu çoğu kez bilmez, içten ve dıştan söyleyerek düşünerek ve aktif olarak yaşayarak oluşturmaktadır o biricik ifadeyi ve eğer hastalık dediği şeyden memnun değilse önce bu ifadenin ne olduğu bulunmalı ve onu değiştirip değiştirmek istemediği kendisine sorulmalıdır. Muhtemelen çoğu hastalık sahibi onu değiştireceğine hasta kalmayı (bilinçli olarak da) tercih edebilir. Diyeceksiniz ki ama Sibel o zaman tüm hastalıklar psikolojinin uhdesine girer! Doğrudur da bugünkü haliyle psikolojinin bu konulara takılmadığı, derinleşemediği de malum. Öyleyse? Bu konuların uzmanları şamanlarmış, şimdiye kadar güvenilir kaynaklardan edindiğim tüm bilgiler açısından onların yöntemlerini (belki bu güne kadar yozlaşmış taraflarına rağmen) en bütünsel şifalanma metodu olduğunu…

Aşkınlığın Simgesi Olarak Kuş
Rüya/Psikoloji / 09 Ekim 2013

Aşkınlığın Simgesi Olarak Kuş “…Jung’un ruhun aşkın işlevi dediği şeyle insan en yüksek ereğine, kendi kişisel benliğinin tam gerçekleşmesine ulaşabilir. İnsanın aşkınlığa doğru olan çabalarını temsil eden semboller bilindışının içeriklerinin bilince ulaşmasına yardım edecek araçları hazırlarlar, kendileri de bu içeriklerin etkin ifadesidir… Bu simgelerin en arkaik düzeyinde şaman-büyücü Hilekar ile karşılaşırız. Gücü kendi bedenini terk ederek bir kuş halinde bütün evreni dolaşabilmesinden gelir. Bu olguda kuş aşkınlık için en uygun motiftir… Sezginin kendine özgü doğasını belirtir. Bu tür güçlere ilişkin kanıtlar yontma taş devrinde bile bulunabilmektedir. Joseph Campbell’in yazdığına göre Lascaux’da Trans halinde yatan kuş maskeli şaman resmi bulunur… Şamanlar ve kuşlar aşkınlığın simgeleridir ve çoğunlukla birbirine bağlıdır… Sibirya’da şamanlar şimdi bile kuş giysileri giyerler ve birçoğu annelerinin onlara bir kuştan gebe kaldığına inanır. Böylece şamanlar insanın gözüne en fazla bir kez görünen ulu güçlerin kutsanmış çocuğudur…” Kuşlu Kadın- Karamürsel 2013- Yağlı Boya

Ruh Avukati
Anadolu-Sümerler-şaman , esinti / 10 Nisan 2013

Mayalar, şamanlara,insanlara yararlı olmaları için ,ruhlara gidip,onlarla tartışmaya giriştikleri için‘Ruhun avukatları’derler. Maya geleneklerinde,tanrıların,-insanları günahsız ve mükemmel olarak -istedikleri öğretilmez.Tanrılar,güzelliği,belagati,güzel giysileri,hoş müzikleri,şiirleri,cesareti ve yüksek hayvan ruhlarını ve şükrü severler.Bu tür insan nitelikleri,onlara bal gibi gelir.Tanrılar, ne zaman bu balın kokusunu alsalar,ayıların bala gelmesi gibi, köye gelirler. Ruh Avukatları, tanrılara bu güzellikleri gösterirler.Maya halkının en temel ve kadim işi,-güzel ve minnettar ogrubuda bu kutsal metinleri okurdu.Avrupalılar bu metinleri yakıp,yok ettiler ya da saklanmaları için zorladılar.Ama bir çoğu sözel olarak saklanmıştır.Bugün hala, Tzutujil gelenekçileri yazmayı kutsal ve tehlikeli bulurlar. Benim yaşadığım köyde de ,diğer dünyalara girip çıkmanın yolları ancak ,belli zamanlarda ,belli saygıyla sözlü olarak anlatılırdı.rubuda bu kutsal metinleri okurdu.Avrupalılar bu metinleri yakıp,yok ettiler ya da saklanmaları için zorladılar.Ama bir çoğu sözel olarak saklanmıştır.Bugün hala, Tzutujil gelenekçileri yazmayı kutsal ve tehlikeli bulurlar. Benim yaşadığım köyde de ,diğer dünyalara girip çıkmanın yolları ancak ,belli zamanlarda ,belli saygıyla sözlü olarak anlatılırdı.maktır. Mayalar, insanların hatırlamak zorunda olmamak için yazmayı sevdiklerini bilirler. Ama onlar için kutsal bilgileri unutmak,onları onurlandırmamak anlamına gelir.Avrupa öncesi Guatemela mayaları için yazmak ritüel bir faaliyetti,fikirleri ifade anlamına gelmiyordu.Ataları ile günümüz dünyası arasında –sözlerin yolunu-görünür hale getirmekti.Bunlar , –sözlerin kutsal günlüğü-olarak yüksek sesle okunur ve sihirli bir biçimde hayata getirilirdi. Tzutujil’lilerin Ajtzib dedikleri rahipler,…

Olmak Ya da?
Anadolu-Sümerler-şaman , esinti / 07 Mart 2013

Prechtel: Çocukken Keres adı verilen bir Pueblo dili konuşuyordum. Bu dilde to be fiili yok. Temel olarak sıfatlardan oluşan bir dildi. Santiago Atitlán’da hayatta kalabilme sırlarımdan birisi Tzuttujil dilinin de to be fiiline sahip olmamasıydı. Tzutujil oluş üzerine değil aidiyet ve taşıma üzerine bir dil. To be fiili olmadan bir şeyin kesinlikle bu veya şu olduğunu söyleyemeyiz. Eğer iki kişi tartışıyorsa, yakacak odun gibi “bölünmüş” oldukları söylenir, ama her ikisi de aslında aynı özdendir. Ulusların elde etmek ya da savunmak uğruna savaştığı ve öldüğü bazı doğrular ve yanlışların geleneksel Tzutujil kavramlarında yeri yok. Bu da Tzutujil halkı doğruyu ve yanlışı ayırt edemeyecek kadar “ilkel” olduğu için değil, hayatlarının kesin durumlara ya da kalıcılığa dayanmaması. Mayalar hiçbir şeyin kendi kendine sürmeyeceğine inanır. Hayatlarının yaratımdan çok sürdürmeye yönelik olmasının sebebi budur. Söz konusu Tzutujil dili olduğunda “aidiyet” ile “oluş” arasında fazla bir fark yok. “O bir annedir” diyemezsiniz mesela. Tzutujil dilinde birisine ancak kimin annesi olduğunu söyleyerek, kime ait olduğunu söyleyerek anne diyebilirsiniz. Aynı şekilde “O bir şamandır” diyemezsiniz, “İz sürme biçimi ona ait” diyebilirsiniz. Modern Batı kültürünün Santiago Atitlán’da gerçekten tutunması için, amacına ulaşamamış din adamlarının, yöneticilerin ve politikacıların öncelikle dile zarar vermesi gerekirdi. Dil, Maya evrenini bir arada tutan bir…

Sesten yapılmışız

Mayalılar öteki dünyanın bize şarkı söylediğini söyler. Bizler onun şarkısıyız. Sesten yapılmışız ve ses bu dünyayla öteki dünya arasındaki süzgeçten geçerken kuş, çimen, masa şeklini alır – bunların hepsi sesten yapılmıştır. İnsanlar, kendi sesiyle öteki dünyayı besleyebilir, oradakilerin büyümesini ve şarkı söylemeye devam etmelerini sağlayabilir. Jensen: “Onlar “ kim? Prechtel: Bize şarkı söyleyenler. Onlara tanrılar ya da ruhlar da diyebilirsiniz. Mayalılar onlara kısaca “onlar” adını vermişti. Jensen: Eski bir Aztek deyişi var, seneler önce okumuştum: “Bu dünyaya yaşamak için geldiğimiz doğru değil. Biz buraya uyumaya ve düş görmeye geliyoruz.” Bunu anlamama yardımcı olabilir misiniz? Merak ediyorum. Prechtel: Rüya gördüğünüzde, öteki dünyayı hatırlarsınız. Tıpkı yeni doğduğunuzda yaptığınız gibi. Uyanıkken, öteki dünyanın rüyasının bir parçasısınızdır. “Uyanık olma” halinde, geldiğim dünyayı beslemek için benden biraz zaman harcamam beklenir. Benzer şekilde, ölüp de bu dünyadan ayrılıp diğerine geçtiğimde, bu rüyayı o rüyada yaptığım şeylerle beslemem gerekir. Rüya görmek uyuyan insanı iyileştirmekle alakalı değil: devam edebilmesi için bütünü besleyen, diğer dünyayı hatırlayan kişiyle alakalı. Yeni Çağ, Mayalılardan beklediği rağbeti göremez; çünkü onlar için kişinin kendini keşfetmesi ancak bütüne hizmet ediyorsa iyidir. Jensen: Mayalıların borç kavramı nereye uygun düşüyor? Prechtel: Hristiyanlar ilk günahla doğdukları gibi, Mayalılar da ilk borçla doğuyor. Maya dünya görüşüne göre, her birimiz…

Noel ve Nardugan
Anadolu-Sümerler-şaman / 26 Aralık 2011

Noel ve Nardugan Doç. Dr. Haluk Berkmen Yeni yılda pek çok ülkede Noel Agacı gelenek olarak süslenir. Bu gelenegin kökeninde hediye getiren Noel baba inancı bulunmaktadır. Yeni yıl yaklasırken bir çam agacı süslenir ve altına hediyeler yerlestirilir. Bu gelenegin kökeninde !slamiyet öncesi Asya Türklerine ait Hayat Agacı inancı bulunmaktadır. Asya halkının süslemek için seçtigi akçam, kısın dahi yapraklarını dökmeyen ve daima yesil kalan özelliginden dolayı “hayat agacı” olarak isimlendirilmisti. Halen ülkemizde istek ve beklentilerini bir kâgıda yazıp yatır oldugu inanılan kisilerin mezarlarındaki agaçlara takmak gelenegi devam etmektedir. Asya Türkleri gecelerin kısalıp günlerin uzamaya basladıgı dönemde akçam agacını süslerler, ates yakıp etrafında dans ederlerdi. Bu gelenek halen devam etmekte ve Nardugan Bayramı adıyla bilinmektedir. ‘Nar’ ates ve ‘dugan’ dogan demek oldugundan Nardugan “dogan günes”, yani uzayan gün anlamını tasır. Hayat agacına baglı bir diger inanç da bu agacın gögü tuttugu ve gögün insanların üstüne çökmesine engel oldugudur. Noel agacı süslemesi de Asya kökenli olup, Türklerin Avrupa’ya hediye ettigi bir kadim inançtan türemistir. Hayat Agacı inancının Asya kökenli oldugunu Amerika yerlilerinde de bulunmasından anlıyoruz. Amerikan Navajo halkına ait alttaki çizimde kutsal agaç merkezde bir kare içinde bulunuyor. Kareyi çevreleyen küçük boyda çizilmis olan kadınlar ellerinde demetlerle agaca dua ediyorlar. Asya’dan Amerika kıtasına…

Kam İnancı
Anadolu-Sümerler-şaman / 24 Ocak 2011

“… Kuzey ormanlarından çıkıp geldiler, cesur, dağınık, marifetli ve henüz yolun başındaydılar. Önce bozkıra, sonra Çin içlerine ve sonra da sonu başı belli olmayan bir sel gibi garba doğru yayıldılar… Türkler adıyla tarihe geçen bu boylar, aileler ve kavimler bütünü batılıların gözüyle çoğunlukla barbarlığın simgesi olsalar da Orta Asya’nın yüksek uygarlıklarından birini ve bazen küçük devletlerinin ve bazen de devasa imparatorluklarının sınırları dâhilinde kültürlerarası barışı ve huzuru tesis ettiler… O, en baştan beri inandıkları dinlerinden hiç vazgeçtiler mi, ne kadar Budist, ne kadar Hıristiyan, ne kadar Yahudi ve ne kadar Müslüman oldular? Tüm bu yüzyıllar boyunca tek arzuları, tüm o savaşlar, yağmalar, fetihler, din değiştirmeler ve sergilenen bilgelikler sadece barışa ve huzura kavuşmak için miydi?…” (Jean Paul Roux) Denir ki ‘Mu uygarlığı okyanusun sularına gömülmeden önce kurtulanlar dağılarak Rusya, Kuzey Amerika ve Güney Amerika’ya, Atlantis uygarlığından gelenler de Tibet, Peru ve Türkiye’nin dağlık bölgelerine gittiler. Kızılderililer ve Türkler onların torunlarıdır.’ Tarihler boyunca insanoğlu birçok yaşayış, düşünüş, inanç, dil, sanat ve yarattığı kültürler bakımından nasıl bir yol aldı? Bu soru beni tekâmül, insan ruhunun tekâmülü açısından ilgilendirmektedir. İnsan ruhunun tekâmülünü kendi öz varlığına en çok yaklaştıran, onunla ilişki kuran, doğadaki seslerin ritmik melodilerini duyan ve kendi sesiyle ona cevap veren, aşağıda…