The Shape of Water ve Three Billboards Outside Ebbing, Missouri
Kurgulardan Haberler / 13 Mart 2018

The Shape of Water 90.cı oscarların en iyi filmi The Shape of Water’ı önceki gün seyrettim. Gerçekten iyi vakit geçirdim. Film,Soğuk Savaş zamanlarının içindeyken görülemeyen ancak vakit geçtikçe iyice anlaşılan aptallık ve körleşmeyi taban almış. Bu tabanın üzerine ayrıksı varlıkları serpiştirmiş ve standart insanların yanındaki duruşlarının aykırılığını ve kendi aralarında mecburen yardımlaşma içine girdiklerini anlatmış. Zenci bir kadın, dilsiz bir kadın, homoseksüel bir ressam, güney denizlerinde yakalanan ne olduğu belirsiz bir canavar/varlık. Ha üzerine bir de mülteci olduğunu törende ifade eden yönetmen. Tüm olgular ayrıksı! Bu film bence Arrival gibi bir iletişim çabasını dile getiryor. Diğer her şeyle iletişmenin uzmanı olmuş dilsiz temizlikçi hiç üzerine vazife olmadığı halde bu tuhaf varlıkla iletişimin yollarını deniyor gizli gizli. İşin en berbat noktasında da bilimadamı bulunuyor,soğuk savaşın kurbanı olan bir emir eri! Her iki tarafça her an harcanabilen yine de onu bilim insanı yapan o dayanılmaz merak ve araştırma arzusunun peşinden giden orta oyuncusu. *  Three Billboards Outside Ebbing, Missouri Oscara diğer bir en iyi film adayı olan Ebbing Missouri Çıkışındaki Üç Reklam Panosu gerçekten akılda kalıcı film statütüsüne girenlerden biri. Tecavüz edilip vahşice öldürülen kızı Angela’nın üzüntüsünü atlatmaya çalışan Mildred Hayes (Frances McDormand), kasabanın şerifi Bill Willoughby (Woody Harrelson) ve kanun kuvvetlerinin bu…

Mosaic ve Çavdar Tarlasında Çocuklar
Kurgulardan Haberler / 09 Şubat 2018

“Mosaic, izleyicilerine dizinin hikayesini karakterlerden birinin bakış açısından izlemeye imkanı sağlıyor. Tabii bunun için dizinin uygulamasını indirmek gerekiyor.” Deniyordu fakat sanırım bu işlem çekimlerden önce amerikada yapılmış ve neticelere göre mini dizi çekilmiş. 6 bölümden oluşan diziyi hergün üst üste  Digitürkde verildi. Ben ilginç buldum. Biraz fargo vari ama o derece şok olmuyorsunuz da denebilir. Sharon Stone’u sadece iki bölümde izleyebildik, keşke hep izleyebilseydik, onu seyretmeyi hep sevmişimdir. İçeriksel olarak belli bir kültür alt yapısına sahip. Anlamak için dikkat kesilmeniz gerekebiliyor özellikle ilk bölümde. Biraz detay için tıklayınız Son bölümdeki çözüm aşamasında edilen bir laf yüzünden kafam karıştı ve herhalde bir şeyi kaçırdım deyip 6 bölümü tekrar izledim (bu çok nadir olur bana), hakikaten de kaçırmışım. İlk bölümde Sharon’un büyülü gülüşüne takılıp bazı detayları görmezden gelmişim 🙂 * what happened to Monday Filmin isminin “Yedinci Hayat” diye çevrilmesi gerçekten saçmalığın daniskası. Genel olarak beğenilmiş, imd puanları yüksek bir bilimkurgu hem de daha 2017 yapımı. Epeydir seyretme listemde sırada bekliyordu dün gece seyrettim (çünü Mosaic dizisinin 5 ve 6 bölümlerini birlikte saat 23.00 e koymuş digitirk ve ben onun hatırını kıramazdım. Yani çok meraktaydım yahu!) what happened to Monday, Pazartesiye ne oldu filmi bilimkurgu olarak prezante edilse de bana yakın gelecek…

Valkyrien ve Fortitude
Kurgulardan Haberler / 29 Ağustos 2017

Valkyrien  dizisinin insanı sarsan bir teması var. genel anlamda insan psikolojisi,duygular,hastalıklar ve kriminaloji işlenirken, diğer yandan toplumsal hayatı linç edebilecek felaketler ve apokaliptik geleceğe dokunan yanlarıyla, harika bir yapıt olmuş. Dizinin önemli ve ilginç tespitleri ,üzerinde çok düşünülmeyen ama çok ta olası durumlarda karşımıza çıkabilecek senaryoları irdelerken fark ettirmeden aktarılıyor. tanım: gerçekten çarpıcı ve oldukça başarılı bir norveç dizisi (ekşi sözlükten) * Yine bir kuzeyli gizem gerilim dizisi; Fortitude Arktik Okyanusu’nda bulunan, Norveç’e bağlı Svalbard adlı adalar bölgesindeki küçük bir kasaba olan Fortitude’u zor günler beklemektedir. Eskiden madenleri sayesinde zenginliğini koruyan kasaba, artık yeterince maden çıkartamamaktadır ve madenler birer birer kapatılmaktadır. Bölge valisi, buzdan bir otel projesiyle kasabayı bir turizm merkezine çevirmeyi hedeflemektedir. Bu sayede kasaba eski zenginliğine kavuşacaktır. Gerekli izinler alınmış, araştırmalar yapılmış, planlar çizilmiştir. İnşanın başlamaması için hiçbir sıkıntı görünmemektedir. Olaylar da tam böylesine sakinlik abidesi hatta garantisi olan yerde aniden patlak veriyor. Dizinin ikinci bölümünde bir kadın, sessizliğin içinden aniden bir şeyin, bilinmedik bir şeyin çıkıp sizi ısırmasından bahseder.

Endeavur ve Gizli Sayılar
Kurgulardan Haberler / 30 Ocak 2017

Haftaya Endeavur dizisiyle başladım Daha ilk sahnelerden kaliteyim diye bağıran bir polisiye dizi. Her sahnesine özenilmiş, İngiltere kırsalının güzelliği ve atmışlı yılların kasveti, bir başka kültürün tüm kokusu birleşip üstüne Agatha Christi’nin zeka dolu ama anlaşılabilir tarzı eklenmiş. Ben çok sevdim diziyi. Bölümlerin birbuçuk saat olması da kısa film tadı veriyor. Haftanın ikinci dizisi Trapped… İzlanda sahilleri, kar, buz, fırtına ile başladı -muhtemelen böyle de sürecek- polisiye gerilim ve daha ötesinde neler var henüz bilemiyorum fakat bize uzak yabancı bir kültürün yaşama bakışını izleme fırsatı kolay kolay bulunmuyor. Sorun sadece iki alt yazı üst üste bindiğinden ve izlandacadan da hiç anlamamaktan kaynaklanan görsel bi bulanıklık 🙂 * This is us dizisi özellikle 13.bölümde tavan yapan önemli bir özelliğe sahip; ebeveyn olmak nedir? Nasıl olmalıdır? Çok duygulu sahneler var, kaliteli bir yapım, yine de gözden kaçırmamak gereken husus bir şeyi “idealize” etmek uzun vadede dünya insanına yarar sağlamadı çünkü hiç bir insanı, durum ve zamanı,etkileşim ve yaratımdan getirdiklerini bir diğeriyle kıyaslayamazsın. Eğer bu diziyi, “ahhhhh benim annem babam böyle olacaktı kiiii…” hissiyle seyredenler varsa sadece boş bir avuntu olur bu 🙂 Bize “ortak rüyayı” paylaşılan dünya gerçekliğini öğreten onlardır ama yaşayan ben olduğum sürece aynı rüyadan binlerce milyonlarca çeşit hayat dallanıp budaklanır….

Sır Mısır

Her ulusun kendi sosyolojik ve kültür alt yapılarına bağlı gerekleri, yapılmalı ya da yapılmamaları var. Eğer kendi ülkemiz dışında uzunca yaşamıyorsak bu törelerden, davranış şekillerinden nasıl haberimiz oluyor? Tabii ki kitaplar ve filmler sayesinde. İşte Sır Mısır romanında temel olarak Masrilerin yaşamı algılayışlarını, güneş kültüne dayalı o muhteşem firavunlar dönemi mirasını izleyeceğiz doya doya. Birçok güzel şey yanında, insan doğasına ait, kıskançlık, intikam, kumpas kurgulama gibi duygu ve eylemlerin, ülke ırk din gibi ayrımların çok ötesinde benzerlikler taşıdığını da göreceğiz. Ünlü sanayici Erdoğan Durmaz’ın hiç beklenmedik bir anda içine çekildiği bilinmezleri, aile sırlarını,Türkiye’den Mısır’a taşan nefes nefese bir kovalamacanın hikayesini öğreneceğiz. Yine seri katil fenomeninin yalnızca Amerika’ya veya başka ülkelere ait olmadığını, ülkemizde de bilinen ya da üstü açılmamış şekilde aniden önümüze çıkıverdiğine şahit olacağız. Mısırlı bir pilotla evli Rus Elena’nın kendi gelenekleri ile kocası arasında kalışını ve kızkardeşi dünya güzeli İsabel’in yürek parçalayıcı aşkını, kaderin dört bir yandan gelmiş yabancı insanları nasıl kaynaştırdığını, doğmak için ölümün ne denli doğal ve hemen yanı başımızda hazır beklediğini görüp, şaşıracağız. Hayatın her anı SIRlarla dolu, onlar bize hem iç gıcıklayıcı ve cazip geliyor, hem de alışkın olduğumuz güven konforundan mahrum kalırız endişesine garkediyor. Belki de aslında bu endişe, kanımızda dolaşan adrenalin, bizi…

Lemurya Rüyası

Yapısı itibariyle heyecanlı bir fantastik-Bilimkurgu olan Laniakea, içinden Lemurya bilgeliği olan Huna Bilgisini geçiriyor, yani urban shaman rüyası görüyor. Son kitabımız Laniakea çıktı

Laniakea – İlk Yorumlar

Beklediğim kadar iyi olmuş kitap.. Hatta çok daha iyi.. Dahası,  “işte budur” dedirtti bana kaç defa.. Yani o kadar kafamdaki modele yakın.. Seninle aynı frekansı yakalamış olmaktan – bilmiyorum kaçıncı defa – derin bir memnuniyet duydum yine.. Sen yalnızca filozof değilsin güzelim, yeni dünyanın kurucularındansın.. Tamam rüya, tamam senin anladığın birlikte yaratma ama ben hep derim varlıkların özgül ağırlık dereceleri farklıdır. Biliyorsun astrolojide anne karnındayken aldığımız tutulma etkisi, bu reenkarnasyondaki  varoluş nedenimizi işaret ediyor.  Senin tutulman  Oğlak burcunda.  Yani yeni sistemler, kurallar  ve yapılar kurmak için buraya gelenlerdensin.. Bence ele başlarından hem de. Okuyanları çok değişik düzeylerden anlam çıkaracak tabi, ama yine de bu gerçekliğe biçim verecek , çünkü çok güçlü bir şekilde ifade edildi. Daha detaylı yorum için bir daha okuyacağım canım. Ruhuna, kafana, eline sağlık Rezzan Terzi-Nisan/2016 Hayatımda ilk kez bir Türk yazarın yazdığı Türkçe Bilimkurguyu bu kadar büyük bir zevkle ve merakla okuyorum Sibel’cim. Okuduğum (ki iyi bir okuyucuyumdur bu konuda çocukluktan beri) kadarıyla Bilim Kurgu’nun priması olmuş. Ama aynı zamanda bence hakikatin de özü. Bir de okurken resmen o alemlere gidiyorum yani tasvirler muhteşem. Tabii ben de yetenekliyimdir imajinasyonda 🙂 Tam okurken iç sesim “Kolektif Bilince Yolculuk” diye bir şey söyledi. Bilmiyorum artık… Tüm kalbimle söylüyorum çok beğendim. Beni…

Venüs Bağlantisina teşekkür

Yaşayan karakterlerle bir solukta bir kitap mı okudum,bir tiyatro mu izledim bilemedim…..Bir bulmacanın labirentlerinde gezerken onların gözbebeklerindeki ışığı gördüm,parfümün kokusunu duydum,dokundum tenlerine,yaralandıklarında canım acıdı…Duyguları bire bir hissettim.Merakları,açmazları,acıları,keyifleri,telaşları,aşka dokunuşları,yaşama tutunuşları….Venüs Bağlantısı….Öyle bir bağlantıydı ki,birbirlerini hiç tanımayan insanların,dokumadaki atkılar ve çözgüler gibi birbirleriyle doğrudan ilgili olduklarını gördüm….ve dokudukları hayattı…ve hayat güzeldi,sanal olsa bile:)))Sanırım bir rüya gördüm,bir rüyalar ustasının kurguladığı,çünkü ancak bir rüyadaki kadar gerçekti her şey…Teşekkürler Sibel Atasoy Zeynep Şizen Ersoy    

Forbrydelsen-the-killing
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 11 Mart 2013

İlk sezonu (20 bölüm) bitirdim. Her bölüm ayrı bi hikaye ile kendi iiçinde sonlanan-kolaylaştırılmış- dizilerden değil, eski dizilerden kaçak gibi devamlılığı olan bi dizi.Yine Bafta ödülllü ve bence izlnmeye değer  bi polisiye. Arka planda kuzey insanlarını tanımak ilginç. İlk sezonun sonunda başrol oyuncularından birinin ölmesi sürpriz oldu ancak ölen oyuncunun Borgen dizisinde tv kanalı müdürü olduğunu görünce hay allah Danimarkada oyuncu az galiba dedim 🙂 Zaten bu dizideki baba larsen de Borgen dizisinde ulaştırma bakanı! :))) İki dizide de kadınların hiç bi şekilde cinsiyetlerini çağrıştırır şekilde yer almaması amerika ve onun özentisi türk dizilerine alışık olanlar için ilginç hatta tatsız gelebilir. Örneğin bu dizideki Lund… Aman allah, buldozer gibi bi kadın, seyredenler bilir. http://www.digiturk.com.tr/dizi/forbrydelsen-the-killing Ikinci ve ucuncu sezonlari da bitti, yorumlara devam 🙂 Kadin kahraman Lund giderek ilgincleserek dizinin sonunda Amerikan dizilerinde gorulmeyecek bir performans gerceklestiriyor. Diziyi izlememis olanlara ayip olmasin diye aciklamayayim ancak bu dizide insanlarin meslekleri ile hemhal olup yani profesyonel olup insanliktan muaf hale gelmediklerini bizzat goruyoruz. Buradaki basrollerin adi kahraman, kendileri kahramanlastirilmamis amerikan dizileri gibi, onlarin mesleklerine ragmen insanlik zaaflarini her an izliyorsunuz. Daha genis perspektiften bakinca her birimin yogun bir toplum denetimiyle sarili oldugunu da anliyoruz ve butun bunlari organize eden de basin, hani bizde…