Parçalamak ne için?
esinti / 02 Kasım 2011

Ama bir anlamda Atlantis zamanında, hepimiz biraz saf ve deneyimsiz olarak, hepimiz Ruhun çocukları olarak oynadığımız o büyük oyunu oynarken dedik ki, “Hadi şunu alıp havaya uçuralım.” Çocukken bunu yapmadınız mı? Küçük kamyonlarınızı ve oyuncaklarınızı alıp parçalamadınız mı? Bu çok eğlenceliydi! Bu inanılmazdı! Bum – parçala! Ve ne oldu? Eh, o zaman daha büyük ve daha güzel bir oyuncak geldi. Oynayacak daha büyük bir oyununuz oldu. Diyor Tobias (tıklayınız)… Bilim de hep parçalıyor, Felsefe de. Sebep ne peki? Sebep bileşenleri tanımak, daha da sadeleştirirsek; MERAK! Peki tüm parçalamalar merak saiki ile mi? Değil galiba, yok etmek amacı ile kızgınlık ve nefretle de parçalarız bazen. O halde parçalamakta niyet önemli galiba? Peki “Kızgınlıkla” yok etmek isteyen neden kızmış olabilir? ** Özgürlük nedir biliyo musun (bu yaşa geldim, öğrendiğim ve hala bu fikirde olduğum şey); bi seçim yaptığında seçmediğini kesin biçimde öldürmektir. Eğer seçmediğin olasılık hala aklında kalırsa, tüm hücrelerini gizli gizli değil alanen zehirler ve hızla ölüm yolcusu olursun. not: Kesin biçimde öldürmek ise yakmak ile mümkün gibi görünüyor. Hani denir ya “gemileri yaktım”! Yani geri dönüş ümidini ortadan kaldırdım anlamındadır bu. ** İnziva sedece geçici bir süre için sessizlik ve doğanın natural (artı eksi yük taşımayan doğallığı) ile arınmak, bi…

Özgürlüğün bedeli çok yüksektir…
Carlos Castaneda / 12 Mart 2011

Rüyacı — Florinda Donner 25 Eylül 2010 Cumartesi, 12:31 tarihinde Çağla Necat tarafından eklendi Nagualler kendi yansılarının aynasını kırdılar. dedi Zuleica. sanki dusuncelerimin akısını izlemis gibi.. ‘Naguallar kendilerini sadece bilinmeyeni yansıtan sis aynasında gorebilirler. Artık bizim surekli yinelemeyle ifade bulan normal insanlığımızı yansıtmayan fakat sonsuzlugun yüzünü açığa vuran bir aynadır bu. ‘ Büyücüler kendi yansısının yüzüyle sonsuzluğun yüzü birbirine karışıp birleşince bir nagual in gerçekliğin sınırlarını kırıp, sanki katı maddeden yapılmamış gibi ortadan kaybolmak icin tümüyle hazır olduğuna inanıyorlar. … Bizim ruyamızı görmen icin ölü olman gerek.. Simdi tam burada düşüp ölmem mi gerekiyor yani? Hayır Hayır.. Ölmek elindeki tum değerlerden vazgeçmek olduğun / sahip oldugun herşeyi bırakman demek. Ama bu yeni birşey değil ki. Hem sizin dünyanıza katıldıgımda ben zaten yapmıstım bunu. Besbelli ki yapmamıssın Aksi halde boyle bir karmaşada olmazdın. Büyücülüğün talep ettiği şekilde ölmüş olsaydın şimdi hiç ızdırap çekmeyecektin. .. Nasıl boş bir dünya ki bu? Boş olan düşkünlük dünyasıdır çünkü düşkünlük düşkünlük dışındaki herşeyi dışlar. Soylediklerine katılmamı bekliyormus gibi hevesle gozlerini bana dikti. Yani aksak bir dunya bu sıkıcı ve tekduze. Buyuculer icin duskunlugun panzehiri olmektir. Ne soyledigini gercekten anlamıyorm Zuleica. Beni mukemmel anlıyorsun. Benimle karşılaştığın zaman başladı senin rüyan. Şimdi başka bir rüyanın zamanı ama…

Özgürlüğün Geleceği
Felsefe ve Kuantum , Kitap Özetleri / 02 Haziran 2009

 “İlliberal Demokrasi” olgusunu irdeliyor. Seçim sandığı “demokrasi” için yeterli bir ölçüt mü? Hitler rejimi seçimle işbaşına gelmemiş miydi? Çoğunluğun demokrasi bilincine sâhip olmadığı ülkelerde seçim, hangi iktidarları işbaşına getiriyor?Demokrasi kendiliğinden insanları daha çok özgürleştirir mi? ·       Eski Sovyet Bloku ülkelerinde, Afrika ve Asya’dan geçerek Müslüman Arap dünyasına uzanan bir coğrafyada seçim sandığından gelen rejimler: fanatizmi, baskıyı ve savaşı neden kışkırtmaktadırlar?        Gibi sorulara da açıklık getirmektedir. Aynı zamanda canlı bir tarih dersi de olan hızlı bir jeopolitik ufuk turu yapan Fareed Zakaria, önyargılarımızı tartışma konusu da yapıyor. Bunlardan bir kaç örnek vermek gerekirse:

Eski ve Yeni Büyücüler
Carlos Castaneda / 08 Mart 2009

Söyleşilerimizin biri esnasında Don Juan, rüya görmeyi değerlendirebilmek için, insanın günümüzdeki büyücülerin, büyücülüğü(*)somutluktan soyuta doğru yönlendirme çabalarını anlaması gerektiğini söylemişti. “Somutluk dediğin nedir?” diye sordum ona. “Büyücülüğün uygulamaya dönük yanı, zihnin uygulamalar ve tekniklere saplantı derecesinde kilitlenmesi, insanlar üzerinde bırakılan yersiz etki. Tüm bunlar geçmişin büyücülerinin alemindeydi.” dedi. “Peki soyut dediğin nedir” diye sordum. “Özgürlük arayışı-insanoğlunun elinden geldiğince, her şeyi saplantısızca algılama özgürlüğü. Günümüz büyücülerinin özgürlük arayışlarından ötürü soyuta yöneldiklerini söylüyorum; somut kazanımlarla ilgileri yokonların. Geçmişteki büyücülerinkine benzer toplumsal işlevleri yok. Bu yüzden onları asla resmi görücüler ya da yerleşik büyücüler olarak göremezsin.” “Günümüz büyücüleri için geçmişin hiç değer taşımadığını mı söylemek istiyorsun don Juan?” “Elbette değeri var. Sevmediğimiz, sadece geçmişin tarzı. Kişisel olarak ben zihnin karanlık ve sapkın oluşundan tiksinirim. Ben düşüncenin enginliğinden hoşlanırım. Yine de, hoşlandıklarım ve hoşlanmadıklarım ne olursa olsun, bugün bildiğimiz ve yaptığımız her şeyi ilk keşfedenler ve yapanlar eski çağ büyücüleri oldukları için, onların hakkını vermek zorundayım.” -Rüya Görme Sanatı Kitabından) (*)Büyücü/Büyücülük: Don Juan, çeşitli zamanlarda bilgisini benim için adlandırmaya çalıştı. Nagualciliğin en uygun ad olabileceğini; fakat bu terimin fazlasıyla anlaşılmaz olduğunu düşündü. Ona sadece bilgi demek yetersiz, sihirbazlık demek ise küçültücüydü. Niyette ustalaşma çok soyut, mutlak özgürlük arayışı ise çok uzun ve mecaziydi. En…

Uç uçabilirsen…
Rüya/Psikoloji / 04 Şubat 2009

Uçabilmek için iki kanat lazım, tek kanatla uçulmuyor. Jung, Analitik psikoloji kitabının Eros Kuramı bölümünde bir nevroz vakasının hikayesini ve yüksek olasılıklı çözümünü yaptıktan sonra Nevroz kavramını açıklamaya gayret etmiş ve bunun nevrozlu kişide birbiriyle çatışan biri bilinçdışı iki eğilim olduğu sonucuna varmış. İnsanın kendine karşı bu bölünmesinin uygar insanın mümtaz tavrı(!) olduğunu ve nevrotik kişinin, doğa ile kültürü kendi içinde uyum durumuna getirmek zorunda kalan, bölünmüş kişi olarak tariflemiş. Ve aslında bunun normal bir geçiş süreci olduğunu da düşünüyor sanırım; çünkü “kültürün gelişmesi, bildiğimiz gibi, insanın içindeki (kapsadığı) hayvanın derece derece boyunduruk altına alınmasıyla olur, bu bir ehlileştirme sürecidir” diye sürdürmüş tanımını. Nevrozun pek çok kez “cinsellik sorunu” ile tetiklendiği bulgulanmışsa da Jung bunun kapsamını daha genişletiyor (sanırım Freud’u aşan kısmı budur) ve diyor ki: “Bugün biliyoruz, uygarlığın zorlamalarıyla çatışan sadece hayvansı yanımız değildir, bilinçdışından yükselen yeni fikirlerdir çoğu zaman; bu fikirler de, içgüdüler kadar baskın uygarlıklara aykırı düşmektedir.” Yani anladığım kadarı ile insan sadece o devirde ya da şu anda değil herzaman, her yerde ve devirde, iki dehşetli baskı arasında kalmakta; biri kapsadığımız (hayvansı) alandan, diğeri ise kapsandığımız (göksel ya da tinsel denilebilir belki) alandan gelmekte ve bizim üzerimizde, tam o noktada birleşip kaynaşmaya çalışmaktalar. İşte bu durum bana (aniden); kuşun uçmak…

Alışkanlık ve Faydacılık
Blog / 04 Ocak 2009

28/1/2007 ·   Bu konuda kendi davranışlarım beni şaşırtıyor. Kendimi anlamakta zorluk çekiyorum. Stepler şöyle: 1.Bi şeyin alışkanlık olması için ondan zevk almam gerekiyor 2.Zevk aldığım şeyi bırakmak istemiyorum. 3.Bir şeyler beni değişiklik yapmaya zorluyor! 4.Alışkanlığı kırıyorum; ama canım çok sıkılıyor. 5.Yeni şey gözüme batar gibi oluyor! 6.Veeee… Daha ikinci bakışımda onu seviyorum. 7.Anında, o şey alışkanlığım oluyor. 8.Geride bıraktığım, bir zamanlar zevkten bayıldığım şey anlamsızlaşıyor.   Şimdi birden sekize kadar olan bu döngü, hayatımda defalarca böyle yinelenmiş. Anlamadığım şu; konum değiştirmeye bu kadar isteksizken, değiştirdiğimde eskisini anında unutuyor olmam. Bence bu hiç normal değil. Burada ciddi bir fizik kanunu işliyor gibi geliyor bana. Çoğu insanda bilmediğim bir sebeple deforme olmuş olan “bu kural” bende işliyor. Ya da ben normal değilim. Belki sadece nankörüm! 🙂 Neden bu kadar çabuk uyum sağlıyorum? Neden eskiyi bu kadar çabuk unutuyorum? Kabul ediyorum ki bu huy, hayatımı müthiş kolaylaştırdı. Eğer kolaysa demek ki iyi bişey olmalı. İyi bişey olsa diğer insanlar da yapardı?! Hımmm… Son cümleyi okuyunca, muhakeme anında refleks olarak kullandığım anahtarı buluyorum. Demek ki benim için kolay olan iyidir, ya da İYİ olan kolaydır! Buradan biraz daha yürürsek, insanların çoğu ile aramda, bi kolay/iyi tanımlama tersliği var gibi görünüyor. Bu nerden kaynaklanıyor? Neyse konudan uzaklaşıyorum….