Oyun, GO, hayat vs…
Oyun/Film felsefeleri / 28 Aralık 2008

Biz yine Dünya oyununa dönelim. Bu oyun kurulurken artık olası şeylerin bir çoğu önceden biliniyor, önlemler ona göre alınmış fakat yine de iki tarafın BİRden gelen özgür iradeleri ve seçim olasılıklarının bileşimi her daim sürprizlere açık. Sanırım düdüğün, üfleyene yakın kısmındaki atalarımızın günlerini şenlendiren de budur. Go şampiyonumuzun söylediği gibi; önceden tasarlanmış güzel şekiller var. Fakat bazı durumlarda şekli biraz değiştirmek farklı sonuçlara götürüyor. Ve dikkat ederseniz şampiyon, bu özel tesuji durumunun ustalar tarafından planlanmış olabileceğini itiraf ediyor. Dünya oyununun kurucuları olan ateş/su/toprak/hava elementleri muhtemelen, sayılarını bilemediğim dolaşık ipeksi gurubun ayrılmış öğelerinin, ikiye ayrılmış kısmının yang olanlarıdır. Çünkü önce bitkileri ve hayvanları sonrada maymun atalarımızdan insanı yarattılar. Ben önceleri Yin kısmının doğa olduğunu düşünürdüm. Sanırım bu bir hataydı. Oysa hata ya da yanlış yok yalnızca EKSİK var. Yin, oyunun mekanizması olmalı. Yang da oyuna can veren öz. Oyunu devam ettiren ikisinin bir ayrılıp bir birleşmeleri. Bir iskambil oyununda hangi öğeler var? İskambil kağıtları, oyunun bilgisi, oynayan kişiler Bu gerçekten dolaşık bir ilişki. Oyun için bu üç öğenin de bir araya gelmesi gerekiyor, yoksa oyun oynanmaz. Önce ilk yerleştirmemizi yapalım sonra aksama olup olmadığını kontrol edelim. Oyunun Bilgisine Yin yani yaşam, iskambil kağıtları ve oynayanlara Yang yani insan doğası diyelim. Oynayanlarla…

Oyun üzerine…

oyun üzerine… Kişiliğiniz rakibinize göre şekil alıyor! Örneğin rakibiniz oyunu pek ciddiye almıyor, gelişi güzel oynuyorsa, kazanmak zevk vermemeye başlıyor hatta oyunu devam ettirmek bile anlamsızlaşıyor. Ya da çok hırslı oynuyorsa, sizde hırslanıyorsunuz. Bazen bir rakip, onu normal yaşamında asla tahmin edemiyeceğiniz şekilde mızıkçı, sert ve kavgacı olabiliyor. O dayattıkça sizin de içinizden buram buram duygular fışkırmaya başlıyor. Bazı rakipler oyunu zevk alarak oynuyorlar; yenmek istiyorlar ama bu istek en baskın his olmuyor. En baskını, oyunu zevkle sürdürmek oluyor. Siz kazandığınızda kızmıyor, bahane bulmuyorlar. Böyle rakipler dostlar başına Benim rahatsız olduğum rakip şekli ise şu (çok oynadığım için artık bunda tam olarak karar kılmış durumdayım); yendikleri zaman bunu taşıyamayanlar! Bir oyunu galip bitirmeyi sizi dünyadan silmiş gibi görüyor ve en alaycı üsluplarla dalga geçiyorlar. İşin alay kısmı oyun süresini defalarca aşıyor! Bu ağır tahrik neticesinde zorda kalıp onlara bir haftadır ilk kez yendiğini (öncesinde belki elli kez yenilmiştir) hatırlatacak olursanız, sesiniz bir bombardıman alanındaki kuş sesi gibi kaybolup gidiyor. Tabii böyle durumlar benim için bezdirici oluyor. Bakın benim rahatsız olduğum bişey de; oyunun kısıtlı zaman içinde oynanıyor olma durumlarıdır. Ben uzun uzun yayılmayı, yani sanki günlerce oynayabilirmişiz gibi oynamayı seviyorum. Eğer rakipler sürekli “hadi hadi, gitmem lazım, yetişmem lazım” gibi…

Oyun Kuramı
Felsefe ve Kuantum / 03 Kasım 2008

Oyun/kandırış Teorisi Her şey neden böyledir? Bildiğimiz şekli ile “evren-dünya-insan” realitesi bir OYUN alanıdır. Birbirini kapsayan bir çok OYUN evreni vardır Her bir oyun evreninin kuralları ayrıdır. Öncekini kapsayan oyun evreni, kapsadığının varlığından haberlidir. Tüm OYUNlar aynı yerde ve aynı zamanda birbirlerini her an UPDATE ederek sürerler. Tüm OYUN evrenlerinin ana maddesi BİRdir. OYUN içinde olanların BİRe dair bütün akıl yürütmeleri EKSİKtir. BİR hakkında getirilen her tanım, OYUN’un içine düşer. Her şeyin ilk sebebi BİRdir; ancak BİR sebepsizdir. Sebepsiz olana, sebepleri takip ederek varılır. BİR oyuna girerken İKİye ayrılır; insan doğası ve DİRİM OYUN yanılgılar üzerine bir döngüdür İnsan yanılır; çünkü BİR’i İKİ görmektedir. Çünkü doğası gereğini yerine getirmektedir. İnsan BİR maddesinden geldiği için kendi iradesine sahiptir. Kendi iradesi olması sebebiyle yanılmaya mahkumdur. Çünkü kendi iradesi, hem dışından hem de içinden yönetilir. Bireysel bilinç içten yukarı doğru yönelir İnsan kendi iradesine sahip çıktığında oyun üstü olur. Doğarken ikiye ayrılan BİR, dirimin içinde kendini daima hatırlatır. İnsan kendini yaşam büyüsünün sırrını çözmeye adamıştır. Sırrı çözmeye çalışır; ama BİR’İ iki GÖRDÜĞÜNDEN, uyuduğundan, programlı olduğundan DÖNGÜ ye girmiştir, debelenip durur, buna yanılgılar denir. Üstelik “Yaşam Büyüsünün sırrı” zaten eylemsizliğe ulaşmak için eylemi kullanmaya dayanır. Yaşamı ciddiye alma evresinde insan, iradesini yöneten dış etkenleri…

Kendimize bi kendimiz inşa etmek
Blog / 03 Kasım 2008

Kendimize bi kendimiz inşa etmek için ne kadar uğraşmış/uğraşıyor olduğumuzu hayretle farkediyorum. Kaybolmamak adına ne kadar çok şeye halat ve kement atmışız/atıyoruz. İster olumlayarak isterse olumsuzlayarak kendimize nirengi noktası belirlemiş oluyoruz. Ve sonra ne yapıyoruz? Yan gelip yatıyoruz artık tabi, nasıl olsa teknemizi her yönden bi şeylere bağlamış durumdayız, sabitlendik, sürüklenme tehlikemiz yok! Oh ne rahat hayat… Ta ki bir doğal felaket olup bütün halatlarımızı koparıp, teknemizi ters yüz edene kadar, güvenlik(!) içinde, aynı noktada duruyoruz. (Bu aslında ölümü beklemek değil midir) Bir tekne olduğumuz kabulünden yola çıkılınca yaptığımız da mantıklı(!) geliyor aslında. Dinlerin yapmaya çalıştığı şey, sıkı sıkı sabitlenmiş teknelere biraz olsun yüzmek, şöyle rüzgarla seyretmek için güvenli bir alan tahsis etmek gibi görünüyor bana. Karaya bağlı durup kalmaktansa güvenli geniş bir körfezde seyir edebilmek. Böylece gemiler “hareket nedir” öğrenecekti! Ve bunu öğrenen teknelerden bir kaçı, körfez dışında neler olduğunu merak edecekti?! Ki ettiler… Kuantum fiziğine böyle ulaştık. Bize enginlik gibi gelen kuant dünyası da belki yalnızca bir iç deniz?! Kim bilebilir ki! Korkumuz ve onu yenme içgüdümüz (bunlar ikiz kardeştirler)bize daha bir çok oyun evrenleri kurduracak. Bizden yukarıları, bizi kapsayanı görmek mümkün olmuyor ama insan pekala aşağıları seyretme lüksüne sahip.

Giriş Kapısı
Eğitimler / 03 Kasım 2008

Giriş Kapısı – Sohbet dizisi     Bilmediğim yeteneklerimi keşfetmek üzere Giriş kapısının önündeyim, sevinçli bir tedirginlik ile ilk adımı atıyorum içime…   Bu haftalık sohbet dizisinde, niyetlerimizi yeteneklerimizle buluşturmak üzere bir yolculuğa çıkmayı öneriyorum. Her sohbette hayatın gizlerinden biriyle buluşup, o konudaki ilgimiz ve yeteneğimizin açığa çıkıp çıkmadığını gözleyeceğiz.   Ormana gittim, çünkü hayatımı kasıtlı olarak yaşamak istedim. Derinlemesine yaşamak ve hayatın iliğini emmek istedim, yaşam olmayan her şeyi kökünden söküp çıkarmak, ve ölmeye geldiğimde, aslında yaşamamış olduğumu keşfetmemek istedim Henry David Thoreau   Konu başlıklarından bir kaçı:   – Bilinç, Niyetlilik ve Arka plan – Anlamlar, anlayışlar, yorumlar, inançlar, istekler ve deneyimler gibi niyetli fenomenler sadece kendiliklerinde niyetli olmayan bir arka plan yetileri kümesi içinde işlerler. Bu nedenle, ortada farklı arka plan yetileri bulunduğunda, aynı niyetli durum, farklı karşılama şartlarını belirleyebilir. Ve eğer uygun bir arka plan ile bağıntılı olarak uygulanmaz ise, niyetli bir durum hiçbir karşılama şartını belirlemeyecektir.   – Rüyalarımızı ANlamak –  Rüyalar, gerçekten düşündüğümüz ve hissettiğimiz şeyi bize anlatırlar, düşündüğümüzü ve hissettiğimizi ileri sürdüğümüz şeyi değil. Uyanıkken kendimizi körleştirebilir ve bir budala yapabiliriz; ama uyurken bunu asla yapamayız! Rüyalar tıpkı ruhumuzdan gelen bir mektup gibidir; güç, bilgi, yaratıcılık ve sağlık kaynağıdır. Eğer rüyalarımızı göz ardı…