Gelişim ve Yükselme -Körebe
esinti / 14 Ekim 2013

Dün gece yatmadan önce söylediğim ve yazdığım her şeyin aslında umarım ölmeden önce hepsini nötürlerim arkada iz kalmaz diye bir hisle, ne işe yaradı bunca yazdığım diye TAO’ya sordum ve bana “gelişim” için dedi. Peki artık bu sahadan yavaş yavaş geri çekiliyorum resim oynuyorum bu nedir dedim, “Yükselme” dedi. Ağzım açık kaldı :)))) * “Körebe” oyununu hepimiz küçükken oynamışızdır. Sadece bu oyunun detaylarına ilgimi yöneltebilecek bilgeliğim olsaymış bile Birleşik Alan Kullanımı-BAK oyununu ve dahi psikolojideki tüm ayna metaforlarını keşfedebilirmişim. Fakat her şeyin bir çağı var.:) Sadece basit bir çocuk oyunun içinde binlerce yıldan bize gönderilen bilgeliği düşününce insan bu gizemli yolculuğun her karışına yeniden hayran oluyor. * Karşılaştığımız her insanın bize aynalık yaptığını söylerken her zamanki gibi hem doğru hem de eksik söylemiş oluyoruz. Doğru çünkü bütünlüğümüz dahil olmayan hiç bir şey yok 🙂 Eksik çünkü, her an itibariyle algımız duygu ve his yelpazemiz değişiktir ve o an itibariyle bizi yansıtacak ayna özeldir! Nasıl? Bakınız çok sade bi alıştırma yapalım: Dalgasız çarşaf gibi bir denize bakın, kendinizi göreceksiniz ve dahi çevrede varlık namına ne varsa avuç içi kadar sakin suya hepsinin sığdığını görüp şaşırabilirsiniz. Oysa dalgalı bir denize baktığınızda sadece onun rengini ve köpürdüğünü görürsünüz hatta fırtınalı bi denize bakıyorsanız,…

Oyun ve Anlam
esinti / 15 Şubat 2013

İnsanın kendini -bu derece- kandırmasına dayanan varlığı dehşete düşürücü. Yine de bunu unutmakta yarar var.sa Ayten A bütün bir öznellikler / anlamlandırmalar diyarı bir derecede ve bir biçimde “kendini kandırma” değil mi Sibel? Dehşet verici de olabiliyor, eğlenceli, oyuncaklı ve “hayat kurtarıcı” da ve fakat… Sibel Atasoy Varlık diyarı hepten kendini kandırmaya dayanıyor evet yine de güzel   Turan Erdal Bir kisiye oyun oynadigini gösterdigimiz zaman o kisi oyun oynamaya devam edebilir mi?   Sibel Atasoy Önce “artık oyun oynamayı reddediyor” çünkü oyun kelimesinden dolayı yaptığı bu önemli iş değer kaybına uğruyor. Bu süreç depresyon hatta intihara bile sürükleyebilir insanı. Ancak sonunda kişi denetimli deliliği benimseyerek oyun olduğunu bile bile oynamaya yani yaşamaya başşlıyor ve hatta bundan zevk de alabiliyor )   Turan Erdal Anlamin yitmesinden sonra tekrar anlamlandirmak gerektigini söylüyorsun galiba.   Sibel Atasoy Yitirilen anlam zaten senin değildi çoğunluk itibariyle, öğrenilmiş anlamlardı. Bu kez anlam topu kendi eline geçmiş oluyor, oynamıyacağım işte diye sızlanıp depresyona girebilirsin, oyundan çıkabilirsin, ya da kendi anlamlarını yaratmaya ve gerçekliği eğip bükmeye başlarsın ve yaratımın ortağı olursun. * Sonradan ilave edilen NOT: Bu yazıyı yayınladığımın ertesi günü kalp krizi geçirdim, çok şaşırtıcı oldu çünkü böyle bi şeyin olabilirliğine dair bi ipucu belirti vermemişti…

Yaratıcılık ve OYUN

Oyun, merakın eğlenmek üzere yönlendirilişidir ve kişilerin yaratılarının başında bir ömür boyu bekçilik etmelerini yadsıyarak var olur. sa “Bir insan herhangi bir şey yaratmadığı zaman depresif olur. Endişe, vesvese içinde olur. Üzgün olur. Kafesin içinde tutsak kalmış bir hayvan gibi olur. Bu nedenle, ben sizden herhangi bir şey yaratmaya başlamanızı isteyeceğim. Herhangi bir şey, ne olursa” Diyordu Adamus, tamamen katılıyorum. Can sıkıntısı, yeni bir boyuta geçmek için alt yapı oluyor. Ve herhangi bi şey öğrenmek sonra onu uygulamak, herhangi YENİ bir şey yapmak alışkanlığın rutinini kırıyor. Tabi bunu denemek için sürprizlerden hoşlanıyor, şaşırmaktan besleniyor olmalısınız. Bu işlem çok boyutlu bir yapı bana göre. Yaratıma katkıda bulunmak için sonsuz potansiyelle çevriliyiz. Potansiyeller gözle görülemiyor, belki çok gizliden gizliye bir sezgi olabiliyor bazılarımızda örneğin benim gibi dalak otoritesi kullananlar (ki çok nadir) bu hissi bileceklerdir. Fakat potansiyelleri göremesek hatta sezemesek dahi oradadırlar ve ancak denemeye cesaret ettiğinizde ortaya çıkıyorlar. Eğer mükemmeliyetçi biriyseniz ve denediğiniz alanda bu arka plan yetisi aktif değilse hemen yeni ve başka bir deneyime atlayabilirsiniz ya da eğer mükemmeliyetçi bi yapınız yoksa ve  oyun ve eğlenmek gibi bakabiliyorsanız yaratımlarınıza -benim resim oyunları gibi- bu durumda evren tüm varlığını size açmış demektir, seç beğen al, yarat, oyna, sevin, şaşır, geç,…

BAK Uygulamalarından Konuşuyoruz

Günaydınn frekanslaaarr, burada inceve nazik bi kar yağıyor ancak her yer ıslak ve tutacağa benzemiyor. Az Sonra Yeşimle yaratıcılık ve oyunlar üzerine bir sohbet yapacağız radyoda,eğer vakit bulur da dinlerseniz ve fikirleriniz, sorularınızla katılmak isterseniz bu başlığın altına ekleyin lütfen, hemen görebiliriz. Malum sorular olunca biz de yeni şeyler öğreniyoruz 🙂 Bu hafta YAŞAMEVİ’nde “Yeni Bilinç Oyunları” olacak konumuz. Konuğum Yazar, Düşünür Sibel Atasoy. Sevgili Sibel’le, yaratım içinde olmaktan bahsedicez. Yarattıklarımızdan, yaratabileceklerimizden, yeni sezgisel oyunlardan, yaşamın her anını bir yaratıya dönüştürmekten… 9 Ocak Çarşamba sabahı saat:10.00’da Radyo Halikarnas’ta… Canlı yayını internetten dinlemek isteyenler için: http://www.halikarnas.fm/live_other.html * Yılın son günü ve yeni yılık ilk günü iki BAK uygulaması yaptık, yine şaşkına döndük, yine köşe bucak havalandı, toz duman oldu. Bakalım ortalık sakinleşince nerede bulacağız kendimizi? Diğer gerçeklikler somut gerçekliğimizle iç içegeçmiş vaziyetteler;  Örneğin yılın son günü yaptığımız BAK uygulamasında resmen böyle bi tanesine şahit olduk, sadece ben değil oyundaki arkadaşlarımızdan Nilgün de gördü. Geçmedik ama açıkça gördük. Gördüğümüz gerçekliği temsil eden arkadaşımız (ki kendisi rolünü bilmiyor) evde varlığından haberi bile olmadığı bir yazı tahtası bulup oraya şöyle yazdı: “Oley! Başardım 🙂 Çok şanslıyım. Bilinmeyeni merak ediyorum. Çok meraklıyım. (38). Yılan. (111) Kırmızı.” ** Sağlık gibisi yok. Eğer birisi bu lafı ediyorsa…

BAK-Birleşik Alan kullanımı üç yaşında
Eğitimler , esinti , YENİ DÜNYA / 06 Aralık 2012

Ben neyim kimim diye düşünmeye araştırmaya başladığım yirmi küsür yıl önce kendimce ilginç bir yöntem buldum -muhtemeldir ki yine amerikayı yeniden keşfetmişimdir-Çünkü ben neyim deyince cevap veremiyordum fakat ne olmadıklarımı bulmak çok kolay oldu! Nasıl derseniz dilbilgisi kuralları gereği bunu keşfettim. Bahsetmek gerektiğinde şöyle kulllandığımızı fark ettim “benim bedenim, benim duygularım, benim aklım, benim zihnim, bilgilerim, yaşam hikayem, bilincim, bakış açım… Bi baktım ki bunları sahipleniyorum sadece ama bunları sahiplenen ben nedir kimdir bunu bulmak mümkün değil. “Fakat en azından bu sahiplendiğim şeyler olmadığım kesinleşti” o genç yaşımda. Aslında daha o zaman BAK tekniğini bulmuşum da haberim yok! Neden? Çünkü kendimi ifade edecek kerteriz noktalarım çok sınırlıymış. Böylece önce Gurdjief’in hemen ardından Kuantum fiziği ve Jung’un öğrencisi oldum. Öğreniyordum heyecanlıydım, açtım ama aynı zamanda yıllar içinde bilgilerin ciddiyeti ve ağırlığı ile yüklenmiştim. On yıl sonra Toltec-cc öğrencisi olduğumda artık bir çok şeyin bağlantısını biliyor üstelik ifade edebiliyordum. Don Juan ve Jungla geçen on yılın sonunda, aldığım ağırlıkların hepsinden kurtuldum, hafifledim. Her iikisine de aslında yükleyenlere de boşaltanlara da minnetarım. Sonunda yirmibeşsene önce farkına vardığım ben kavramının sistematiğini ifade edebilecek ve uygulamaya koyacak kalibreye üç sene önce geldim. Böylece BAK doğdu. Hani derler ya elimize doğdu 🙂 Yan tesirsiz, özgür irade…

Yeni Dünya için Nöronlar

http://www.okyanusum.com/belgesel/tanri-noronlarda.html Yirmi dakikalık bir video olduğu ve manken ya da futbolcu barındırmadığı için sabırla izlemek belki zor olabilir 🙂 Şaka yapıyorum… Bu konu gerçekten de çok önemli; Kendin nedir? işte bu soruya oldukça yalın bir izah yapılıyor; çünkü orada burada devamlı söylenen kendini önemseme, egonu öldür gibi tembihlerin neden yapıldığına dair öncelikle  insanların ikna edilmeleri gerekir. KENDİN denen şeyin seçebildiğin bir arka plan tezine dayanıyor olması, yüceltip yere göğe koyamadığın DUYGUlarının düşünceler tarafından oluşturulduğunu anlamanın değeri çok büyük. Hislerle duyguların bir an önce ayrılması lazım, TDK yı da göreve çağırıyorum, bu şaka değil çok hayati bir durum. Videoda göreceksiniz ki bizler sürekli “akla yakın hale” getirmeye çalışan organizmalarız, yani yabani olanı ehlileştirmeye çabalıyoruz, eğer yapamazsak onu reddedip görüş alanımızdan atıyoruz. Dıştan ve içten sürekli ETİKETLİYORUZ. Bu ise mutluluğumuzun en büyük engelihaline geliyor. Şu anda yaşamaktan söz ederken her sözümüz eğer etiketse, anlıyoruz ki zor dostum zor. Aslında bu da şaka çünkü gerçekten zor değil. Hiç bir şey DIŞSAL değil ve bu varsayımsal bir felsefe değil, günümüzün gerçekliği. O halde ne yapalım: 1.Kendini gözlemle (bundan kaçış yok) 2.Kesinlik yerine olasılık kelimesini koy 3.hepimizin zincirleme bir reaksiyon olduğunu fark et Veeee dördüncü önerim, bulabiliyorsan sık sık BAK oyna. Bİrleşik alan Kullanımı BAK…

Amerikalılar Ejderhalarden Neden Korkar?
esinti , YENİ DÜNYA / 07 Ağustos 2012

“Peri masalları çocuk işidir. Benim vaktim yok” Konuşan kim? Kim büyük bir özgüvenle, Savaş ve Bariş’ı, Zaman Makinesi’ni, Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı kapı dışarı ediyor? Korkarım sokaktaki adam – çalışan, otuzun üstündeki Amerikalı erkek- ülkeyi yönetenler yani. Bütün bir kurmaca sanatını böyle reddetmek birçok Amerikan özelliğiyle bağıntılıdır; Puritenlik, çalışma ahlakımız, her şeyden kar etme zihniyetimiz, hatta cinsel değerlerimiz. Savaş ve Bariş’ı veya Yüzüklerin Efendisini okumak “iş” değildir – sadece zevk için yapılabilir bu. Eğer buna bir ‘eğitim’ ya da ‘kendini geliştirme ‘ değeri de yakıştırılamıyorsa, o zaman Puriten değerler sisteminde, bu olsa olsa kendi içine kapanma ya da kaçıştır. Çünkü Puriten için zevk bir değer değildir, tam tersine günahtır. Ursula Le Guin Tamamı için tıklayınız

Facebook…Pabucu yarımmm…
esinti / 14 Haziran 2012

feyz bük(=Bilgi koyu), pabucu yarımmmm, çık dışarıya oynayalııımmmm… Sabah yosun kokuları eşliğinde yürüyüşümü yaptım. Yolumun üstünde hemen denizin kıyısında yükselen heybetli selvi ağacı atası yosun ve likenleri gölgesine almış mutlu huzurlu salınıyordu. Ne de olsa likenler bizim de toprak dediğimiz şeyin de atalarıydı. Onları büyük bi sevgiyle selamladım. Bugün ay, akşam s19 ‘a kadar boşlukta olacakmış, yani rüyalamanın tam zamanı 🙂 Feyz-bük, tvTR ya da her nerdeysen, çık dışarıya oynayalııımmmm… ** Lisanın, lastikli ve pek içrek pek komik yanlarına bi örnek daha: Şırnak depreminin ardından Dr.Kalafat, CNN Türk’e demeç veriyor: “Arap plakası Anadolu plakasını sıkıştırıyor!” Fazla söze gerek kalmıyor :))) Kim ki yurdundan fetih amacıyla çıkar, dönüp geldiğinde kendini tanıyamaz; çünkü dönüştürülmüştür. İnanmazsanız tarihe bakın. Bakabiliyosanız kişisel tarihinize de bakın. Sözün gelişi dönmek o! Çünkü o yeri artık tanıyamaz bile, tıpkı Osmanlıların başına gelen. Bu yolda dönüş yok. Ava giden avlanır. nokta Göçebe Türkler, -Taygalı asyalılar diyelim toptan- Feth için çıkmazlardı yola, sadece hayatta kalmayı kovalarlardı ve adı üstünde bi yurtları-kişilikleri- yoktu. Onlar varoluşla haşır neşir olmuşlardı. Fazladan bir tek kuş vurmaktan korkarlardı. Bunu iyi hazmetmek lazım :