Oyun ya da Tonal
esinti , Oyun Kuramı Yorumlar / 18 Mayıs 2012

Oyunların kendiliğinden bir sonu olduğunu sanmıyorum. Oyun sonu ancak kullanıcının iradesi ile devreye girebiliyor. Bu durumda biz aslında bir hedefe doğru ilerliyoruz ama bu oyunların sonu değil teknik olarak, oyundan çıkma kararı verebilecek iradeye, erkeye sahip olma hedefine gidiyoruz. sa ** Tüm OYUN evrenlerinin ana maddesi BİRdir. OYUN içinde olanların BİRe dair bütün akıl yürütmeleri EKSİKtir. BİR hakkında getirilen her tanım, OYUN’un içine düşer. Her şeyin ilk sebebi BİRdir; ancak BİR sebepsizdir. (Oyun Kuramı-sa) Oyun Kuramında bahsi geçen BİR, hiçlik ve tamlığa denk gelebilen, kendini bilmeyen ancak tüm bilişlerin potansiyeli olan anlamında olup, kuantum fiziğindeki “sınırsız potansiyeller denizi” olgusuyla benzeşir. ** OYUN içindeki canlı cansız isimlendirilmiş varlıklar, birbirleriyle ve kendilerinin geçmiş ve gelecekleriyle her an iletişim halindedir.(Oyun Kuramı) Bu cümlenin açılımından anladığım; isim verilmişler, kendi aralarında tıpkı örümcek ağı ya da bir kilimin dokunması işlemi gibi, paraleller ve meridyenler arası ilişki ile aslında bir rüya dokumaktalar. Varsayalım bir rüya/dokuma öğretmeni ve onun öğrencileri bir dokuma tezgahının başında biraraya gelmişler. Öğretmen telebelere (talep edenlere), dokumanın yöntemini göstermektedir; ancak mekanizmayı gösterirken uygulama yapılır ve o esnada ortaya bir desen de çıkar mecburen. Öğretmen belki bu örnek deseni hedeflemiştir (kolay olduğu için veya kendisi sevdiği için veya alışkanlıktan) veya tamemen hedefsizce ortaya bir…

Bazı kavramlar
esinti / 06 Mart 2012

Zamanın (kendimin), -o tıpkı sihirli bir geyikmişcesine- peşinden koşuyorum.. Yakalamak ne mümkün; ama bazen yorulup bi ağacın altına çöktüğünde gelip yanına konuşuyor. Biliyo ki yorgunsun ve nasılsa onu yakalayamazsın. Rahat rahat yanaşıyor, en inanılmaz öykülerini fısıldıyor kıkırdayarak. ** Rüyaya ilk kez simcity oynarken uyanmıştım. Galiba 90 yılıydı. Ondan sonrası lucid rüya ile bilinçsiz rüya arasında kaymalarla geçti. FRP ise yönttemleri keşfettirdi, isimleri koydu. OK, kendi sentezim oldu ve sonra CC tasdik etti. Tabi tüm bunların öncesi aralarda sayılmayacak denli aşamalar oldu, yalnız olmadığımı hissetiren öğretmenler, nadir de olsa bi kaç dost ve vizyonlar, şimşek çakmaları… Hayat ne güzel bi şeysin. ** “Işık hızında olma” kavramını ben çoğu kez, eylemi yaptığımız anda tam bilinçli olmak, eylemin tüm bağlantılarını biliyor olmak diye tarif etmiştim.(bozon vs tam sipinli varlıkların alanı) Farkındalığı ise, eylemi gerçekleştirdiğimiz an ile onun tüm vechelerini bildiğimiz an arasındaki zaman aralığı olarak tarif ediyorum. Bu aralık kısaldıkça farkındalık ışığı artmaktadır, çünkü ışık hızına yaklaşılmaktadır. Salınımcıların (takyon evreni)dünyasında olmak sanırım sürprizlere pek yer bırakmıyor. **

Bir Kadını Öldürmek (namı diğer BKÖ)

Sevgili Sibel Hanım, Güzel bir sabah dileği ile, Öncelikle sizi “Bir kadını öldürmek” kitabınızı okuyunca tanıdım.. kitap beni şok etti. O dönemdeki düşüncelerimle çok çakıştı. Sonrasında  sitenize ulaştım, yazılarınızı okuyorum, karşılıklı sohbet etmek kadar olmasa da bana çok keyif veriyor. Kitabınızı da 2006-2007 arası bir zamanda okumuştum, tekrar elime aldım ve gözden geçirdim, çok da iyi oldu, unuttuğum bazı bölümlerin yaşamdaki karşılığı da zaten 2007-2012 arası olmuş çok iştahlı bir tekrar oldu.. Öncelikle, kurgusu çok iyi. en sonda özetini çıkardığınız felsefi düşüncelerinizi, romanın tamamına çok güzel dağıtmışsınız. Ama en çarpıcı olan OYUN teoriniz! ve onu yorumlama biçiminiz..Anlattıklarınızın bir kısmına okuduğum başka kitaplarda rastlamıştım  nedense şu anda aklıma “gönülsüz bir mesihin serüvenleri” geldi. O da beni çok etkilemişti. Şimdi Mesnevi yi okuyorum, oradaki hikayelerin içindeki mesajlar da sizinkilerle çakışıyor ve müthiş. Ben genelde sahada oynamayı, tribünde oturmaya tercih edenlerdenim. Bu yüzden de, sık sık yara bere içinde kalırım.. OYUNA çok kapıldığımda, mesafeyi kaybediyorum, ama oyunun hakkını vermek için de bu gerekli gibi geliyor bana.. gerçi son zamanlarda oyunun ortasında fark ediyorum ve kaptırmamaya başlıyorum, ama bu sefer de oyun içinde oynuyormuşum gibi bir his duyuyorum. Bu arada rüya sohbetlerinin yapıldığı yere gelmem fiziksel olarak mümkün değil ama paylaşmak ta istiyorum.. Bir…

İlerlemek zorunlu mu?!

Belki inanmayacaksınız ama son yılımın tek çelişkisi bu oldu/oluyor! Dünya tarihine bakıldığında evrim en bariz realite. Sanki evrilmek mecburi gibi görünüyor.  Üstelik sonsuzca devam edebilirmiş gibi görünüyor (bulunduğum noktadan bakıldığında); çünkü evrim, zamanı hiç takmıyor! Evrilmekten kaçmak mümkün değil mi?! Zaten benim “oyun kuramı” da sonuçta evrilmenin bizi bi yere götürmediği olgusu üzerine yapılanıyor. Kendi kuramımda oyundan kaçmak için yapılacak tek şeyin kendi etrafında dönmeyi bırakmak olduğunu söylemiştim. Bundan da hala hiç kuşkum yok! O zaman ne demeye evriliyormuşum gibi hissediyorum? Cevabı açık; demek ki kendi çevremdeki dönüş durmuyor! Çelişki burada başlıyor; evrilmek için hazırım. Yani Sibel denen makina şu anda buna hazır, biliyorum. Kıpırdamaya çekiniyorum. Ama üzerime sel suyu gibi geleni görmezden gelemiyorum. Mesele aslında şu; ben Sibel değilim. Ben evrilmenin gereksizliğini bilenim. Berbat bi durum! Ve yine biliyorum ki; bu ve buna benzer çelişkiler, Sibel’le aynı seviyeye geleceğimiz ana kadar bitmeyecek. Onunla ne yapacağımı bilemiyorum. Daha berbat olanı da şu; ne yapacağımı bilmek için Sibel’e muhtacım!!! İronik değil mi? Sibel ne yapacağını fevkalade biliyor; zaten programı buna göre hazırlanmıştır. Evrilmenin anlamsızlığını bilen ben, kendi etrafında dönmeyi bırakamıyan Sibel yüzünden, onu evrilmesi için serbest bırakmak zorundayım. Serbest bırakmazsak, onunla sonsuza kadar ŞU AN da duracağız. Fakat bu çelişki de…

Oyun Hamuru ya da Potansiyel
esinti , YENİ DÜNYA / 16 Ocak 2012

Müthiş bi tipi var burada (köprüden önce son çıkış), tam on dakikada heryer bembeyaz oldu. Hava tüm gizemiyle karardı, bilinmeyenden bilmeyerek yağıyor. Olağanüstü bir yer burası, şahane bi dünya! Özgür iradeye aşk veren bilinmeyen, sana sonsuz şükranlarımı sunuyorum. (Yollarda olanların işleri kolay olsun dilerim.) ** Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibarettir. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya; kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor. O varoluş, çocuklar için hazırlanmış yumuşak, renkli, güzel kokulu bir oyun hamurudur. Yaratma işlemi, düşünme ve hayal etme kabiliyeti ile yapılmakta olup, kullandığı araçlar; başta kelimeler olmak üzere, dışarı üflediğiniz her şeydir. Böylece düşündüğünüz/hayal ettiğiniz (bunu ister mistik isterse bilimsel yöntemle yapın fark etmez) her şey, olmak mecburiyetinde kalır. Eğer düşündüğünüzle özdeşlik kurabiliyorsanız sizin fiziki varlığınız bunu yaşar, yok özdeşlik kurmuyorsanız, fiziksel varlığınızın dışındaki ben’ler bunu yaşar. Aynı anda olmuyo gibi görünmesinin sebebi; yeterli enerjinizin olmamasındandır. Yani zaman; DÜŞlerinizin taksitle fizikileştirilmesinin aracıdır. Zaman=Taksitlendirme Yeterli erki olan kişi için zaman yoktur, her şey düşünüldüğünde maddileşir. Her şey olabilme potansiyeli olan OYUN HAMURU adı üzerinde sonsuz sınırsızdır. Yüksek enerjiyle titreşmeye başlayanların istekleri azalmaya başlar. Ters orantıyla işliyor bu durum. İstekleri azaldığı için oldurma gücüne sahip olduğu…

Şans ya da kaza faktörü,
esinti / 10 Ocak 2012

Benim düşüncem odur ki, şans ya da kaza faktörü, üçüncü kuvvettir yani etkisiz kılan kuvvet (Gurdjieff onun gerçek âlemin malı olduğunu söyler). İkinci kuvveti etkisiz kıldığında biz oluşan duruma şans deriz, birinci kuvveti etkisiz hale getirdiğinde ise buna kaza deme eğilimindeyiz. Kişinin ya da Jung’un daha kapsamlı sözcüğü ile psişenin, en küçük bölümü olan ego, yani ben olma iradesi, üç kuvvet kanunu gereğince tek başına yeterli değildir. İşte bu sebeple girişimci yanı temsil eden eril yön, şans faktörünü görmezden gelme eğilimindedir ve bu çok doğal bir reflekstir, doğası gereğidir. Ben bu kavramları atom altı kavramları ile de benzeştiriyorum. Örneğin proton, birinci kuvvetin taşıyıcısı, elektron ise ikinci kuvvettin. Bu durumda nötronların “etkisiz kılan” kuvvet olma ihtimali doğuyor. Aslında karar mekanizması yazısında bahsettiğim, ortalamaya vahşice çekilme de tamamen ilk iki kuvvetin birlikte çalışmalarının eseridir. Dualitik varoluşumuzun temeli üç kuvvet kanunu gereğidir, bunu değiştiremeyiz. Bu kanuna tabi olmayan âlemler var mıdır? Bununla ilgili olarak maddenin dördüncü halini irdelemek gerekir düşüncesindeyim. (Yazının tamamı oldukça esinlendiricidir, tıklayınız) ** KAZA sözcüğü OyunKuramı‘nın da temeli imiş: OYUN BİRde KAZA eseri olur ve ölür. Hiçbir oyun, kapsayıcılık derecesi ne olursa olsun BİRe varmaz. OYUNUN her anında BİR vardır. BİRe çıkış kapısı ölerek ve olarak olur. İnsan öldüğünde ya…

İlerlemek zorunlu mu?
Blog / 28 Aralık 2011

5/12/2005 ·Tarihinden bi günlük notu (Ne kadar ciddiyim? Vay canına dedim görünce!) Belki inanmayacaksınız ama son yılımın tek çelişkisi bu oldu/oluyor! Dünya tarihine bakıldığında evrim en bariz realite. Sanki evrilmek mecburi gibi görünüyor.  Üstelik sonsuzca devam edebilirmiş gibi görünüyor (bulunduğum noktadan bakıldığında); çünkü evrim, zamanı hiç takmıyor! Evrilmekten kaçmak mümkün değil mi?! Zaten benim “oyun kuramı” da sonuçta evrilmenin bizi bi yere götürmediği olgusu üzerine yapılanıyor. Kendi kuramımda oyundan kaçmak için yapılacak tek şeyin kendi etrafında dönmeyi bırakmak olduğunu söylemiştim. Bundan da hala hiç kuşkum yok! O zaman ne demeye evriliyormuşum gibi hissediyorum? Cevabı açık; demek ki kendi çevremdeki dönüş durmuyor! Çelişki burada başlıyor; evrilmek için hazırım. Yani Sibel denen makina şu anda buna hazır, biliyorum. Kıpırdamaya çekiniyorum. Ama üzerime sel suyu gibi geleni görmezden gelemiyorum. Mesele aslında şu; ben Sibel değilim. Ben evrilmenin gereksizliğini bilenim. Berbat bi durum! Ve yine biliyorum ki; bu ve buna benzer çelişkiler, Sibel’le aynı seviyeye geleceğimiz ana kadar bitmeyecek. Onunla ne yapacağımı bilemiyorum. Daha berbat olanı da şu; ne yapacağımı bilmek için Sibel’e muhtacım!!! İronik değil mi? Sibel ne yapacağını fevkalade biliyor; zaten programı buna göre hazırlanmıştır. Evrilmenin anlamsızlığını bilen ben, kendi etrafında dönmeyi bırakamıyan Sibel yüzünden, onu evrilmesi için serbest bırakmak zorundayım. Serbest…

Artık spiralin bi üst basamağına atlayalım
esinti / 19 Aralık 2011

Türkiye ve ona denk bazı ülkelerin bulunduğu spiralin katı “Mitik Düzen” e denk düşüyor bana göre. Ama bi gayret gösterirsek yüzüncü maymun misali beşi bile pas geçip altıya geçebiliriz. (Memleketimizde de spiralin tüm katları var şüphesiz ama bir de yönetimleri seçen demokratik çoğunluk var 🙂 İşte bizim çoğunluğumuz böyle bişey: 4: Mavi: Mitik Düzen: Hayatın, çok güçlü bir Başkası ya da Düzen tarafından belirleyen sonuçları ile bir anlamı, yönü ve amacı vardır.Bu adil neden mutlakiyetçi ve değişmeyen doğru/yanlış ilkelerine dayalı bir davranış yasasını dayatır. Yasayı ya da kuralları çiğnemenin geri tepmesi ciddi, belki de süreklidir. Sadık kişiye ise ödül vardır. Antik ulusların temeli. Katı toplumsal hiyerarşiler, sokakların güvenliği, suçluluk duygusunun kontrol ettiği itici güç; herşeyi somut olarak kelimesi kelimesine yerine getirme ve fundamentalist inanç; şiddetli konvansiyonel ve konformist. Çoğunlukla dinsel ve mitik ama laik ya da tanrıtanımaz bir düzen ya da misyon. Nerede Görülür: Püriten Amerika, Konfüçyüsçü Çin, Dickens’çı İngiltere, Singapur disiplini, totalitarizm, şovalyelik ve şeref yasaları, yardımseverlikle yapılan iyi işler, dinsel fundamentalizm (hristiyanlık ve müslümanlık), kız ve erkek izciler, ahlaklı çoğunluk, vatanseverlik. Nüfusun %40′ı, gücün %30′u (Bu oranlar Dünya çapında araştırma sonucu olup Türkiye için değil). Diğer düzeyleri görmek üsterseniz tıklayınız ** Think of your death now. It is…

Kendine Yeterli nedir?
esinti / 18 Aralık 2011

‎”kendine yeterli”, birey bilinci için mutlaka gerekli bir durum; yalnız kaldığında kendine bakabilen, fiziki,duygusal,ekonomil ve mental yeterliliği olan, kendi eril ve dişil yönlerinin farkına varmış kişi. Kişi böyle olduysa cinselliğe, aşka ya da başka türlü tanımlayacağı bi ilişkiye ihtiyacı yok anlamına mı gelir? ** Taraf ve taraftarlık kavramlarının hayati farkına dikkat çekerim. Taraftar olmamayı dilerseniz hem gözlemci hem yaşayan olursunuz, evriminizi sürdürebilirsiniz. Taraf olmamayı dilerseniiz derhal bu hayattan düşersiniz! nereye keybolup emileceğinizi de kimse bilemez Konu gerçekten hayatidir. Aman ne dilediğimize dikkat edelim 🙂 (tıklayınız) Tabi Denetimli delilik yapılabilir ama dikkat etmek lazım, bu çok incelikli bi sanattır, en benim diyeni bile yutar. Bunlardan biri beni 3 yıl yuttu! O sebeple AN’da taraf olmak en güvenilir en hayırlı ve tam bir savaşçı tutumudur. Ben haddim olmayarak bunu öneririm. O halde neden şöyle genelleştirmiyoruz, bi şey başımıza gelmeden önce o konuda ne yapacağımıza, ne karar alacağımıza ne taraf olacağımıza hazırlık yapmayıp, o şeyin olduğu AN’da kendimize o an uygun gelen seçimi yapabilir, biran için taraf oluruz; ancak bu sonraki an’ı yine bağlamaz. Böyle yaşayabilmek muazzam erk ister ** Çok sayıda insan yutarak ilerlemiş bir bilgiyi yutan insan ZORu başarmış olur. Yani OYUN içinde çok sayıda  oyuncunun yutulduğu (en çok inanılan) BİLGİ…