Her Şekilde kendini ifade atölyesi
Eğitimler / 25 Ocak 2012

Sibel Atasoy ile ‘Yazarak Kendini İfade Atölyesi’ 02 Şubat Perşembe gününden itibaren her Perşembe 19:30-21:30 arası Tuva Sanat’ta… Bilgi için: http://tuvasanat.com/index.php/program-takvimi/yazarak-kendini-ifade-atolyesi/ İşler ciddileşti Galiba 🙂

Yazarak Kendini ifade Uygulaması
Duyuru , Eğitimler / 09 Ocak 2012

Yazamıyorum! Hiç kabiliyetim yok! Hayal gücüm çok kuvvetli, içimde paylaşmak için çok şey var ama nasıl yapılacağını bilmiyorum! Bir yazsam hayatım film olur, ama nasıl? Yoksa böyle diyenlerden misiniz? O halde henüz benimle tanışmadınız. İddialı bulmayın bu görüşümü çünkü tamamen yaşanmışlıklara dayanan bi çok örnekle desteklenen bir tespitti. O kadar çok insanın, öykücü, romancı, senarist olmasına, bundan da ötesi kendini rahatça ve güzel ifade etmesine vasıta oldum ki, bundan büyük bir sevinç duyuyorum. Her biri benim için ayrı bir onur/ sorumluluktur. Üstelik öyküler ilaçtır! Belki siz de sadece ilaç almaktan sıkıldınız, biraz da dağıtmak, şifalanıp şifalandırmak istiyorsunuz. (Bu bir yaşam sanatı aslında,tıklayınız) Güzel yazabilmek istiyor musunuz? Sizi tüm niyetimle yüreklendiriyorum, gelin ve bu ay başlayacağımız; yazma teknikleri, kendini ifade yoluyla iyileşme/iyileştirme atölyemize katılın. Gurup sadece dokuz kişiyle sınırlıdır. Benimle veya  Tuva Sanat ile iletişim kurmanızı bekliyoruz. Sevgilerimle Sibel Atasoy- yazar, görüşmeci İLETİŞİM Tuva Sanat Sanat Atölyesi İstiklal Cad. Atıf Yılmaz Sok. No:16/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: 0 212 293 44 34 Berrin YILMAZ: 532 485 98 62 Fatih IRMAK: 535 560 00 14 Bu eğlenceli uygulamayı gerçekleştiren Sibel Atasoy hakkında: İstanbul’da doğdu, ortaöğretim ve üniversite yıllarında Anadolu’nun pek çok yerinde bulundu. Uzun süre büyük şirketlerde üst yönetimde görev yaptı. Sonra…

İş değil AŞK
esinti / 26 Kasım 2011

Clarissa, doğduğu ve yaşadığı her iki ülkenin de hakkını veriyor. Müthiş bir dinleyici. Yansızca dinleyebilenlerden. Doğum bilgileri elimizde olsaydı Yaşam Tasarımına bakabilmek isterdim. Sanırım 13 numaralı kapısı aktiftir onun da 🙂 Hem Castaneda hem de Clarissa Estes mesleklerini (antropolog ve psikiyatr) kendi bildikleri yolda -ortodoks kurallara aldırmaksızın- icra edenlerdi, böyle yapılabildiğinde ona zaten iş değil aşk deniyor. ** Kendini (her dakka sınırlarını daha keskinleştirdiğin kendini) bi silkinişle -bi narayla-aşmak lazım. Bunu yapabilmek zor değil, şiddetle niyet ettiyseniz eğer. ** Öyküler ilaçtır. Onların böyle bir gücü var; bir şey yapmamızı, olmamızı, etmemizi şart koşmazlar, sadece dinlememiz yeterlidir. Yitirilmiş bir psişik dürtünün onarımı için gereken çareler, öykülerin içinde bulunur. Öyküler, arketipi kendiliğinden tekrar yüzeye çıkaran heyecanı, üzüntüyü, soruları, özlemleri ve anlayışları doğurur. Öykü ve şiirin dili, düşlerin dilinin güçlü kız kardeşidir.” Diyor C. Estes. (Tıklayınız) ** Nasıl da tam ortasındayız varoluşun, iki yana doğru bakıyoruz bakıyoruz, inceliyoruz,bazen ümitsizliğe düşüp bazen seviniyoruz, bazen herşeyi bildiğimizi sanıyoruz bazen kaybolmuş hissediyoruz. Bu müthiş bi macera dostlar. Hadi bi yerinize bakın şurdan: http://primaxstudio.com/stuff/scale_of_universe/ Bazılarımız kulaktan dolma beşyüzüncü ağızdan aktarılanlarla tatmin olamıyor. Denemek istiyorlar, bizzat bilmeye çalışıyorlar ve bunun için akıl almaz risklere giriyorlar. Onlar sayesinde açılıp genişliyo iki yana doğru evrenimiz. Hepsine minnetarız. ** Yıldızlara gitmeyi…

Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı

Dede Korkut Destanı Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami otağını yer yüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. Hanlar hanı Bayındır yılda bir kerre ziyafet verip Oğuz beylerini misafir ederdi. Gene ziyafet tertip edip attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirmişti. Bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ kurdurmuştu. Kimin ki oğlu kızı yok, kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin demiştir. Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa kondurun, oğlu kızı olmayana Allah Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz, belli bilsin demiş idi. Oğuz beyleri bir bir gelip toplanmağa başladı. Meğer Dirse Han derlerdi bir beyin oğlu kızı yok idi. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Serin serin tan yelleri estiğinde Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda Büyük cins atlar sahibini görüp homurdandığında Aklı karalı seçilen çağda Göğsü güzel koca dağlara gün vuranca Bey yiğitlerin kahramanların birbirine koyulduğu çağda sabahın ilk aydınlığında Dirse Han kalkarak yerinden doğrulup, kırk yiğidini beraberine alıp Bayındır Han’ın sohbetine geliyordu. Bayındır Han‘ın yiğitleri Dirse Han’ı karşıladılar. Getirip kara otağa kondurdular. Kara keçe, altına…

Basat’ın zaferi-5
Haftanın Masalı , Kitap Özetleri / 17 Ağustos 2011

Meselin önceki bölümleri için; bakınız Görüldüğü üzere Basat, Tepegöz’e karsı, öncelikle bilinen ve daha önce toplumunun denemis olduğu yöntemleri kullanır. Fakat bunların olumsuz etkilerini görünce, toplumun diğer üyeleri gibi sorundan kaçmak ya da yenilgiyi kabullenmek yerine, “evrenin bilinci insan”ın “düsünme” ve “bilgisini kullanma” niteliklerini ortaya çıkartan “bilgece” bir eylemlilik içine girerek, yeni yeni çözümler üretir ve bunları dener. Basat’ı bilgelik ve gücün birlesimi bu eylemliliğe sürükleyen unsur, yine, ona söylenen “sen insansın!” bilgisinde yatmaktadır. Bir baska deyisle, Basat’ı bu eylemliliğe sürükleyen unsur “farkındalığının farkına varması”dır. Anlatının bundan sonraki kısmı, zaman ve mekânlar üstü bir baska durumun yasanmasıyla sürer. Tarihin her döneminde, zulmedenler, yenilgiye uğradıklarını anladıklarında, yozlasmanın ve kendi varlık alanının değerlerine yabancılasmanın kalıtsal etkileriyle bir çesit kurtulus saydıkları bir eylemliliğe girerler. Onlar, böylesi durumlarda yasamlarının dısındaki bütün varlıklarını, değerlerini, karsısındakine teklif ederek ve acze düsmüs insan edasıyla yalvarıp yakararak, yasamlarını kurtarmaya çalısırlar. Ne ki, buradaki samimiyetleri gücü tekrar ellerine geçirecekleri zamana kadardır. Anlatmanın son olay dizisi de bu sekilde baslamaktadır. Aslında elindeki bir kozu daha oynamak isterken, yasamını sona erdirecek bilgiyi (kınsız kılıç) de Basat’a vermis olan Tepegöz, artık, tümüyle kaybettiğini anlayınca benzer bir eylemliliğin içine girer ve kendisini affetmesi için Basat’a yalvarmaya baslar. Basat’ın Aruz Koca’nın oğlu olduğunu öğrenince…

Basat ve Tepegöz-1
Kitap Özetleri / 01 Ağustos 2011

Tarih tekerrürden ibaret, eğer bunu kendi kişisel tarihimizde, toplum, dünya ve bilebildiğimiz kozmos tarihinde bulup çıkaramazsak bizim için bu hapisaneden (kulluk) çıkış mümkün olmaz. Aslında buralarda olup biten; dönüp duran mekanizmalar, aynı duyguları uyandıracak mı bakalım diye, periyodik olarak üzerimize gelen ajitasyon enerjisi, dönüp duran çark… Biliyorsunuz Deli Dumrul’u bu sayfalarda sık sık ele alırım -takip edenler bilir- bu kez Dede Korkut’un bir diğer hikayesini; Tepegöz ve Basat’ı akademik bir ciddiyetle çözümleyen bir çalışmayı peyderpey (ve belki aralarda kendi mütevazı eklentilerimle) sunacağım. Gazamız mübarek olsun 🙂 ** Bireysel ve evrensel göndermelerle yüklü bu anlatmada bizim üzerinde duracağımız ve ana temanın baslığı altında tartısacağımız konular; giderek kendine yabancılasan ve dolayısıyla yozlasan insanın, zaaflarıyla dünyayı nasıl tehlikeli ve yasanamaz hale getirdiği; Doğa ile bir bütünlük arz eden insana ait evrensel değerlere ve onun doğasına karsı yapılan ihlal ve iğfal eylemlerine doğa’nın verdiği karsı konulamaz tepkilerin özelliklerinin tahlili; Saf, arı ve bilge insan ile dokunulmazlık büyüsüyle donatılmıs olsalar da “hilkat garibesi”, “ne idüğü belirsiz”, “arasat ta kalmıs” (insandan olma) insansıların arasında yasanabilecek bir çatısmada -“tohum” ve “döl”, yani, asalet; tohumun yatağı, yani, toprak ve yetisme tarzı anlamında eğitimle kazanılan güç; ve “bilgi”, yani, öğretim ve öğretmen ile kazanılan “bilgelik” unsurlarının belirleyiciliğiyle- zaferin, her…

La Loba
Haftanın Masalı , Rüya/Psikoloji / 03 Mayıs 2011

Herkesin gönülden bildiği, fakat çok az insanın gördüğü gizli bir yerde yaşayan yaşlı bir kadın vardı.Doğu Avrupa masallarındaki gibi, kaybolmuş yada başıboş dolaşan insanların ve arayış içindekilerin, yaşadığı yere gelmelerini bekler gibidir. İhtiyatlıdır, genellikle kıllarla kaplıdır, her zaman şişkodur ve özellikle arkadaşlıktan köşe bucak kaçmaya çalışır.Hem gaklar, hem gıdaklar; genellikle insan sesinden çok, hayvan sesi çıkarır. Tarahumara yerli bölgesindeki çürük granit yamaçlarda yaşadığını söyleyebilirim.Ya da Phoenix dışındaki bir pınarın yanında gömülü olduğunu.Belki de arka penceresinden sarktığı köhne bir arabada, güneydeki Monte Alban’a giderken görülecektir.Belki de El Paso’nun yanındaki otoyolda beklerken veya kamyoncularla Morelia’ya (Meksika) av tüfeği taşırken veya sırtında tuhaf şekillerdeki yakayacak odunla Oaxaca’nın yukarısındaki pazara giderken fark edilecektir.Birçok ismi vardır:La Huesera (Kemik Kadın), La Trapera ( Toplayıcı Kadın) ve LA Loba ( Kurt Kadın). La Loba’nın tek işi kemik toplamaktır.Özellikle dünyadan kaybolma tehlikesinde olanları toplayıp korur ve saklar.Mağarası her cinsten çöl yaratığının kemikleriyle doludur:Geyik, çıngıraklı yılan, karga.Ama uzmanlık alanı kurtlardır. Montana’larda (dağlarda), arrayo’larda (kurumuş dere yataklarında) kurt kemikleri arayrak toprağı didik didik eder, sürünür, emekler.Bütün bir iskeleti bir araya getirdiğinde, son kemik yerine yerleşip yaratığın güzelim beyaz heykeli gözlerinin önünde uzanıverdiğinde, ateşin yanına oturur ve hangi şarkıyı söyleyeceğini düşünür. Emin olduğunda ise, criatura’nın yanında durur, kollarını üzerine kaldırır ve…

KURDUN KİRPİKLERİ
Haftanın Masalı , YENİ DÜNYA / 01 Mayıs 2011

Eğer dışarı çıkıp ormana gitmezseniz asla bir şey olmaz ve hayatınız da hiçbir zaman başlamaz. “Ormana gitme,” dediler.”Ormana gitme.” “Neden gitmeyecekmişim? Gece neden ormana gitmemem gerekiyormuş?” diye yanıtladı. “Orada senin gibi insanları yiyen koca bir kurt yaşar.Ormana gitme, gitme.Çok ciddiyim.” Doğal olarak, kız ormana gitti.Bir şekilde ormana gitti ve tabii ki, onu daha önce ikaz etmiş oldukları gibi, kurtla karşılaştı. “Bak sana söylemiştik,” diye böbürlendiler. “Bu benim hayatım, peri masalı değil, sizi gidi ahmaklar,” dedi.”Ormana gitmem gerek ve kurtla karşılaşmam gerek, yoksa hayatım asla başlamayacak.” Ama rastladığı kurt bir tuzağa düşmüştü, kurdun ayağı tuzağın içindeydi. “Yardım et, ah, yardım et bana! Aaayy, aaayy, aaayy!” diye bağırıyordu kurt.”Yardım et bana, ah yardım et bana!” diye ağlayarak bağırıyordu, “ben de seni hak ettiğin şekilde ödüllendiririm.” Çünkü bu tür masallarda kurtların yöntemi budur. “Bana zarar vermeyeceğini nasıl bilebilirim?” diye sordu – soru sormak onun işiydi. “Beni öldürmeyeceğini ve etlerimi kemiklerimden sıyırmayacağını nasıl bilebilirim?” “Yanlış soru,” dedi kurt.”Sadece benim sözüme inanman gerekecek.” Ve kurt ağlamaya başladı ve bir kere daha inledi. “Ah, aaayy! Aaayy! Aaayy! Güzel kız sormaya değer Tek bir soru vardır Aaıııyyy rrrrrııııı Nııırrrr? “Ah seni gidi kurt, şansımı zorlayacağım.Pekala, işte oldu!” Ve tuzağın yayını gevşetti. Kurt pençesini çekerek çıkardı ve kız…

FOK DERİSİ – RUH DERİSİ

Bir zamanlar var olmuş, artık sonsuza kadar yok olan ve çok yakında geri gelecek olan bir zamanda,günler beyaz gökyüzünün,beyaz karların altında geçermiş…ve uzaklarda görünen ufak lekelerin hepsi insan, köpek ya da ayı imiş. Buralarda isteseniz de bir şey yetişmezmiş. Rüzgarlar o kadar sert eserlermiş ki, insanlar parkalarını ve mamlek’ lerini (çizmelerini ) artık bile bile yanlamasına giymeye başlamışlar. Buralarda sözcükler açık havada donar ve söylenenlerin anlaşılabilmesi için konuşanın sarf ettiği cümlelerin dudaklarından çözülüp ateşte eritilmesi gerekirmiş. Buralarda insanlar, yaşlı Annuluk’un , yaşlı büyükannenin, bizzat Yeryüzü olan yaşlı büyücünün beyaz ve gür saçlarında yaşarlarmış…İşte bu topraklarda bir zamanlar bir adam yaşarmış…O kadar yalnız bir adammış ki , gözyaşları yıllarca yanaklarında derin yarıklar oymuş. Gülümsemeye ve mutlu olmaya çalışırmış. Avlanırmış. Tuzaklar kurar ve rahat uyurmuş. Ama bir insanla arkadaşlık yapmak istiyormuş. Kimi zaman kayığıyla sığlıklarda gezerken bir fok yanına yanaştığında, fokların bir zamanlar insan olduğuna dair eski öyküleri anımsarmış.O günlerin tek hatırlatıcısı ise fokların o akıllı ,vahşi ve sevecen bakışlarına ev sahipliği yapmasını bilen gözleriymiş.Adam bu anlarda kimi zaman öyle  şiddetli bir yalnızlık acısı duyarmış ki, gözyaşları yüzündeki yıpranmış yarıklardan aşağı süzülürmüş. Bir gece karanlık iyice bastırana kadar avlanmış, ama bir şey bulamamış. Ay gökyüzünde yükselirken ve denizde yüzen buz kütleleri parıldarken,…