Gorme ve Buyuculuk
Carlos Castaneda , esinti / 08 Nisan 2013

Don Juan, “GORMEnin, dostlardan ve buyuculuk uygulamalarindan bagimsiz bir surec oldugunu ileri surmekteydi. GORMEnin, baska insanlari etkileme ugrasi demek olan buyuculugun cikarci uygulayimlariyla bir ilintisi olmadigina gore, bunun dogal bi sey oldugunu belirtti. GORME , buyuculuk degildir ama hep karistirirlar bu iki seyi, ustelik gorme buyuculuge ters duser cunku GOREN kisi her seyin onemsizligini kavramistir. Bir baska dumancik uygulamasindan sonra Don Juan, bir savascinin bos yere kendini ortaya koymayacagini, yol ortasinda durup marizlenmeyi beklemeyecegini ve siradan insanlarin kaza dedigi seylerden cogu kez kacinilabilecegini soyledi ve soyle ilave etti: “Yasam kosullari, olcup bicip onlardan yararlanma alistirmalaridir bir savasciya, oysa sen yasamin anlamini bulmaya calismaktasin. Ne yapsin yasamin anlamini bi savasci!” Yasamin anlamindansa comezini GORMEye ulastirmak istegiyle dopdolu oldugunu gorebiliyoruz bu yakinmada 🙂 Kendimi sana gormeyi ogretmeye adamisim, der DJ, ancak once bir savasci olmadan GORMEK insani enez kilar. Gostermelik bi alcakgonulluluk takinmana, cekilmene kacmana yol acar. Ilgisizligin yuzunden curuyup gider govden. Unufak olmayasin, silinip gitmeyesin diye seni bi savasci yapmaktir ilk gorevim. Seni bi kez zor kurtarmistim o dostundan hani hatirlarsin, cunku kalkanini yitirmistin. Nedir bu kalkanlar dersen, insanlar neyle ugrasiyorlarsa, iste o seyler onlarin KALKANlaridir. Senn de kendi dunyanin ogelerini secmelisin artik. Bi savasci o bilinmedik ve amansiz guclerle karsilasiverir;…

Ölüm ve gelecek!

Ocak 2006.Günlükten Bizi yani insanlığı perişan eden iki temel olgu var; ölüm ve gelecek! Üstelik bunlar gerçek bile değil! Komik… Resmen hayaletlerle boğuşuyoruz. Zihnimiz, pek çok konuda işimize yarıyor ama diğer taraftan da bize bi sürü saçma sapan oyun oynuyor. Arkadaşlar, (zannetmeyin ki okuyanlara söylüyorum, bu hitap bizatihi kendimedir!) zihin kontolü yapamadığımız takdirde, dünya oyunu bizi gömer! Şöyle ki; biz şu anımızda herhangi bir sorunla uğraşırken, zihin, bilinçaltı bölgesinden geleceğe dair bir zorluk, ya da geçmişe dair bir zafiyet fotoğrafı gönderir. Ve biz birden donup kalırız, yaşadığımız anın konusunu unutur, korkuya kapılırız. İşte tam bu noktada iflas bayrağını çekiyoruz! Oysa bütün gücümüzü, arzumuzu şu andaki meseleye yoğunlaştırmamız gerekmektedir, biz ancak şu anın üstesinden gelebiliriz. Tabi şu anın dışından  atılan oltaları yutmadığımız takdirde. Çok güzel bi cümle okumuştum: Şeytanın şimdiki zamanı fethetmesine izin verirken, gelecek hakkında kaygılanmak aptallıktır. Diyordu. Ölüm fikri de zaman olgusunun çarpıklığından oluşuyor zaten. Eğer geçmiş ve gelecek yoksa (ki yok!) ölüm de olamaz. Diyeceksiniz ki ama her gün ölenleri duyuyor, görüyoruz. Bu çok doğal; çünkü zihnimiz öleceğimize dair, her şeyin doğup-öldüğüne dair çarpık bi fikre kapılmış durumda! Başka türlü zaman fikrini kabullenemezdik. Bence bütün ölümler intihardır. Ve belki bu sebeple dinler intiharı yasaklamıştır; yani aslında ölümü yasaklamıştır; fakat bunu anlayacak ve…

Kergek Buldi
esinti / 09 Nisan 2012

“Lamalar yalnızca ölümle ilgili şeylerden söz ederken, şamanlar yaşamla ilgili şeylerden söz eder.” (adı bilinmeyen bi Moğol) Altay kabilelerinde “öldü” anlamına şu deyim kullanılırdı: kergek buldi! Yani “gerekenle buluştu” “Ölmek eşittir uyumak” Tatar deyişi Altay dillerinde KUT: Hayati güç, ruh. Aynı zamanda kut; çadırın tepe açıklığından içeri düşen jelatinimsi bir madde! Kut, bir insandan fiziken ölmeden önce de çıkıp gidebilirmiş. Zaten onun boşalttığı yere hastalık dolarmış. Bundan sonra bi şeyleri kutlarken onun ruhlu olmasını dileyen atalarımızı hatırlayacağım galiba. “Çarptığın kimseyi büyütmüyorsun… Birisine baskı yaptığın vakit, büyük tanrım, o büyüyemiyor.”  Kitab’ı Dede Korkut İlginçtir Altay inanışlarında hastalığa ve ölüme yaklaşım çok farklı. Örneğiin birisi hastalandığında onun çadırının ya da evinin önüne bir işaret konuluyor ve ona bakacak bir kişi tayin ediliyor, bunun dışındaki herkesin hastayla ilişki kurması yasaklanmış. Aynı şekilde ölenin de hemen eşyaları evi yakılıyor ve onun isminin anılması yasaklanıyor. Şimdi bunun o kültürde hastalıktan ve ölümden korkulduğu nefret edildiğine yormak isteyen sosyolog antropologlar var. Fakat tersine düşünenler de var. Ölünün ismi o hayat boyunca kirlenmiş diye düşünüyorlar, kir=bilgi ve bunun temizlenmeye ihtiyacı var. Ayrıca ölenin bünyesinden ayrılan ruh/kut, adı anıldıkça ve düşünüldükçe gideceği her nereyse oraya gidemiyor ve yaşayanların çevresinde mahkum kalıyormuş! Bu durum halen yaşayanların şimdi ve hayata…

Shabono-ölüm (3)

Öncesi için Tıklayınız Yaşlı Bilge Kamosiwe, çok yağmurlu ve gizemli bi günün gecesinde sanki ölüyor gibidir. Florinda onu bulur ve kabile büyüklerinden yardım ister. İnsanlar göz yaşları ve elem içinde koşup gelir. Yaşlı adam, “Ölüm, gecenin karanlığı gibi değil” diye fısıldar. Diğerleri,  “bizi yalnız bırakıp gitme” diye göz yaşı dökerler. Yaşlı adam tek gözünü açıp bakar “Henüz ölmüyorum, ağlamalarınız beni üzüyor. Hekuras hala göğsümde” der.  Arasuwe, rahatsızlığın ne diye sorduğunda yaşlı adam “sadece hüzün” der ve ilave eder fısıltıyla “Hekuras az sonra göğsümü bırakacak. Buna olan üzüntüm beni zayıf kılıyor” Şefin karısı Ritimi üzüntülü bi ifadeyle Florinda’ya, ” o ölmeyecek, bilmem neden bu kadar uzun yaşamak ister? O çok yaşlı, artık bi erkek bile değil. Yüzüne bak çok küçük, çok ince” der ve ilave eder “şimdi erkekler gece boyunca ona maniler söyleyecekler ve Hekuras da yaşlı adamı hayatta tutacak” ** Florinda bir çalının ardında ayağa kalktığında Arasuwe’nin hamile olan ikinci karısı ve onun annesinin sessizce nehir yönüne gittiklerini görür ellerinde bir sepet ya da başka bi araç yoktur, onları görünmeden sessizce takip eder. Kadınlar bir Arapuri ağacının altında dururlar. Hamile kadın iki eliyle ağaca bastırıp hafif bi çığlıkla anında doğuruverir. Bebek yaprakların üzerine düşer. Florinda bu işin ne kadar kolay…

Yaz
Şiirimsiler / 13 Şubat 2012

Bir şiir yaz bana sevgililer gününde Ne hakkında olursa olsun bal parmaklarından damlasın sen bi şiir yaz Ekonomiye katkı yapan çok nasılsa eksikliğin duyulmaz istersen en güzel anını yaz istersen seni yolundan eden bi kararını yakaladığını yaz ve sonra onu boz boz bozduğunu yaz ne yazarsan yaz az buna özgürlüğün benden çok sevinir bak bekliyor kapıda tam ölümünün yanında yaz sevdiceğim yaz. sa 13.02.2012-Beylerbeyi

Çarpıtma
esinti / 11 Şubat 2012

Yeni Dünya dini (doğu dinleriyle harmanlanmış hristiyanlık benzeri), kendini yıllardır spirüalite, kişisel gelişim veya tasavvuf adı altında ortaya karışık biçimde düşmekte. Bu her yerden adeta fışkıran bi köpük gibi çevremizi sardı. Oysa ben, önceki her bi şeyi kapsayarak YENİ’yi söyleyemeyen bi şeyin dertlere çare olmadığını, olamayacağını açıklıkla görüyorum. İnsanı kendisiyle karşılaştıracak ayna çok temiz olmalı. Yoksa o aynanın bulaşıkları yine çarpıtmaya imkan verir. İnsan aslında ne isterdiye sormuştuk ve kısaca aldığımız cevap şuydu: Kadın erkek ayrımı yapmaksızın, insan ne ister diye sordum şimdi güneşe karşı: Dedi-m-ki: İnsan kendinin seviilecek hatta tapılacak derecede muhteşem olduğuna ikna edilmek istiyor. Bunu kendine yapamıyor. Yani mükemmel ve biricik olduğuna kendini ikna edemiyor. Eh bu durumda bir başkasından yardım istemesi doğaldır. Velakin iki yarim bi tam etmiyor, o sebeple binlerce yıldır kan gövdeyi götürüyor Dünya’da. (devamı için tıklayınız) Örneğin insan “Zar Adam” kitabındaki gibi kendinin azınlık benleriyle tanışmalıdır, onlarla kozlarını paylaşmadan TAM insan olunamaz. İnsan tam olamayınca ülkelerde Dünya’da tam olamaz. Korkularımızla yüzleşmeliyiz. Bunun için en teşfik edici kavram/söz şudur: Nereye kadar? Aslında “Nereye Kadar?”sorusu ağzınızdan döküldüğü anda ya da sertçe zihninizin kıvrımlarında belirdiğinde siz dönüşüm zamanının geldiğini  bileceksiniz. Bu soru öylesine basit bişey değil, hem insan hem de topluluklar için hayati öneme sahiptir ve…

Vasiyetvari :)
esinti / 16 Ocak 2012

Daha bi-iki ay önce ölünce gömülmek yerine başka bişey istediğim gelmişti aklıma. İnternette arattım, baya bi vakit harcadım ve doğuluların yakılma ritüelinden başka bi şey bulamadım, onun da mitsel sebeplerini araştırdım tatmin edici bi cevap bulamayarak canım sıkıldı. Gömülmek itemeyişimin sebebi, benden geriye bişey kalmasını istemediğimden, öyle orda burda bilinçsiz ıvır zıvır duygu parçacıklarımın kalmasını arzu etmediğimdendi. Ayrıca bir vasiyetim de öldükten sonra en az üç gün bedenime bi şey yapılmasını istemediğim gibi morga konulmak da istemediğimi, artık kokmamam için üstüme başıma buz kalıpları koyarak idare edilmesini oğlumdan ve (o unutursa diye) yakın arkadaşlarımdan rica ettim, hem de bikaç kez. Umarım unutmazlar. Ve hala aynı fikirdeyim. Şimdi bi de az önce okumaya başladığım Adamus’un yeni konuşmasına bi bakın, daha başlar başlamaz cevap aradığım konu! Dakka bir gol bir! 🙂 Buyrun okuyalı birlikte: İnsanların diğer insanları toprağa gömmesi beni her zaman şaşırtmıştır. Bunu asla tam olarak anlayamadım, enerjik bakış açısına göre – öncelikle, kirlilik bakış açısına, gayrimenkul bakış açısına göre,- ama enerjik açıdan. Diyelim ki –  David, sana takılmama kızmazsan, çünkü daha uzun bir süre daha bizimle olacaksın – diyelim ki yarın vefat ettin, tabii ki bu olmayacak. Daha çok uzun süre yaşayacaksın. Diyelim ki yarın diğer tarafa geçtin ve senin…

Ah, bu pasta çok lezzetli
Felsefe ve Kuantum / 05 Eylül 2011

Bir Zen ustası Ölüm döşeğindeymiş. Son günü gelmiş ve o akşam artık öleceğini ilan etmiş. O yüzden mü- ritleri, havarileri ve arkadaşları gelmeye başlamış. Onu seven çok insan varmış ve hepsi gelmek istiyormuş. Çok uzaklarda olanlar bile hemen gelmiş. En eski müritlerinden biri ustasının ölmek üzere olduğunu duyunca hemen pazara koşmuş. Biri sormuş: “Usta kulübesinde ölüyor, sen neden pazara gidiyorsun?” Eski mürit yanıtlamış: “Ustamın bir tür pastayı çok sevdiğini biliyorum. Gidip ona o pastadan alacağım.” Pastayı bulmak hiç kolay olmamış ama akşamüstü bir şekilde bulmuş ve elinde pastayla kulübeye koşmuş. Kulübede herkes endişeliymiş. San…ki Usta birini bekliyor gibiymiş. Gözlerini açıp etrafı tara- dıktan sonra tekrar kapatıyormuş. Mürit, kulübeye gelince hemen sormuş: “Tamam, sonun- da geldin. Pasta nerede?” Mürit pastayı çıkartmış. Usta pastayı sorduğu için de çok mutlu olmuş. Ölmek üzere olan Usta pastayı eline almış … ancak, eli titremiyormuş; çok yaşlı olmasına rağmen elleri titremiyormuş… O yüzden biri sormuş: “Bu kadar yaşlısın ve ölmek üzeresin. Yakında son nefesini vereceksin ama ellerin bile titremiyor.” Usta yanıtlamış: “Ben asla titremem, çünkü korkum yok. Bedenim yaşlanmış olabilir ama ben hâlâ gencim ve bedenim geride kaldıktan sonra bile genç olarak kalacağım.” Sonra pastadan bir lokma alıp çiğnemeye başlamış. O sırada biri sormuş: “Son sözün…

Ölümün armağanı
Şiirimsiler / 29 Haziran 2010

Bir kez boy ölçüşmeye gör ölümle bir başka şevk geliyor insana Sanki bir sel gibi coşkuyla bentleri aşıyor Bir kitabı bir gecede yazarmışçasına  ve taşınırmışçasına, dünyanın öbür ucuna her şey öyle kolay Öyle sevinçli, öyle kendiliğinden Bu güç, bu sevinçli sanrılık şey nerden?  sa  28.11.09