Ben Bu Cihana Sığmazam

Gönül Ehlinden sayfalarımızda “Ben Bu Cihana Sığmazam” başlığıyla yayınladığımız, günümüzden yaklaşık altı yüzyıl önce “Nesimî” hazretlerinden dile gelen dizeleri, bilebildiğimiz kadarıyla Tasavvuf ve Bilim bakışıyla anlamaya ve değerlendirmeye çalışalım bu yazıda. Seyyid Nesimî hazretleri, bu muhteşem dillenişte, “ben” diyerek işaret ettiğimiz “zat”ın özelliklerini, insan bilincini evrenselliğe yönelten coşkulu bir tarzda, benzetme ve karşılaştırmalarla —bu suretle hem teşbih hem tenzihi bünyesinde barındıran “tevhid” lisanıyla— anlatır. Böylece insana kendi hakikatinin farkında olmasının kapılarını açar. Nesimî’nin, ikiliği ortadan kaldırarak her şeyi içselleştiren ve zatında gören “ben” tarifi, hiç bir şeyle kayıtlı olmayıp, bütün tanımlamaların ötesindedir. Bu bir bakıma, “yerlere ve göklere sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım” kudsi hadisine tam kalp ile şüphesiz imanın dillenişidir. Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam, ‘Cevher-i lâmekan’ benem, ‘kevni mekâna’ sığmazam. ‘Arş ile ferş’ ‘kâf ile nun’ bende bulundu cümle çün, Kes sözünü ve sessiz ol, şerh ve beyâna sığmazam. Kevni mekândır âyetim, zâti durur bidayetim, Sen bu nişanla bil beni, bil ki nişana sığmazam. Kimse güman ve zan ile olmadı Hakk ile biliş, Hakkı bilen bilir ki ben zan ve gümana sığmazam. Surete bak ve mânâyı suret içinde tanı ki, Cism ile can benem velî, cism ile câna sığmazam. Hem sedefem hem inciyem, Haşrü Sırat esenciyem,…

Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam,
Anadolu-Sümerler-şaman / 25 Kasım 2010

Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam, Cevher-i lâmekan benem, kevni mekâna sığmazam. Arş ile ferş ve kâf ile nun bende bulundu cümle çün, Kes sözünü ve sessiz ol, şerh ve beyâna sığmazam. …… Kevni mekândır âyetim, zâti durur bidayetim, Sen bu nişanla bil beni, bil ki, nişana sığmazam. Kimse vehim ve zan ile olmadı Hakk ile biliş, Hakkı bilen bilir ki, ben zan ile vehme sığmazam. Surete bak ve mânâyı suret içinde tanı ki, Cism ile can benem, velî cism ile câna sığmazam. Hem sedefim, hem inciyim, Haşır ve Sırat esenciyim, Bunca kumaş ve raht ile ben bu dükkâna sığmazam. Gizli hazine benem ben işte, aynı ayan benem ben işte, Cevher-i yer benem ben işte, denize ve yere sığmazam. Gerçi mühit ve azimim, adım âdemdir, âdemim, Dar ile ‘künfekan’ benem, ben bu mekâna sığmazam. Can ile hem cihan benem, dehr ile hem zaman benem, Gör bu latîfeyi ki, ben dehre ve zamana sığmazam. Yıldızlar ve felek benem, vahy ile hem melek benem, Çek dilini ve sessiz ol, ben bu lisana sığmazam. Zerre benem, güneş benem, car ile penç ve şeş benem. Sureti gör beyan ile, çünkü beyana sığmazam. Zat ileyim sıfat ile, kadir ileyim berât ile, Gülşekerim nebat…

Enel-Hakk Üzerine Düşünceler-6
Felsefe ve Kuantum , Kitap Özetleri / 22 Temmuz 2009

Reha Çamuroğlu’nun Sabah Rüzgarı kitabından iz bırakan noktalara devam ediyoruz. Önceki bölüm için Bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=2130 Tanrılık savları uygarlıkla başlar. Belki bu cümlenin tam tersi daha doğrudur: Uygarlıklar Tanrılık savlarıyla başlar. Firavunlar, Babil kulesi, şehirlerin azamatli yapıları, katedraller, kubbe ve minarelerde bir ok gibi sivrilen kulelerinde (ikiz kuleleri de sayalım!) aynı çabayı görmemek olanaksızdır. Savaşı kazanmak için güç kadar, rakipte yaratılan korkuya da ihtiyaç vardır (kaldı ki bu güç bizatihi o korkunun getirisidir.). Bu korkunun Tanrısı, zafer geçitlerinin arkasında cezalandırıcı ok ve mızraklarıyla hazır bekler. Tanrı tasarımı “modelini” çıkartmak iddiasında değiliz. Yalnızca, tahakküm kategorisi kadar evrensel olan bu Tanrı’nın belli bir takım özelliklerine dikkat çekmek istiyoruz. İlkin bu Tanrı, evrendeki herşeyi bir hiyerarşik sistem içinde sıralayan tahakküm sembolik yapısının en tepesinde yer alır. O en tepedeki, biricik, herşeyin üzerindeki ve dolayısıyla herşeyden “ayrı”dır. İkincisi o yaratıcıdır, tüm evreni kendi iradesiyle yarattığı gibi ortaya çıkan yenilikler ancak O’nun iradesiyle ortaya çıkmaktadır. Üçüncüsü, bu Tanrı, birliğin “tek biçimci” sembolüdür. Onun belirli izlenceleri vardır. Onaylanmak ancak bu “doğru” izlendiğinde mümkündür. Ortak yaşamı tanımayan tahakkümün sembolik yapısı gibi, O da fetihçidir. Yine avcı-savaşçı gibi aslında bu katagorinin ürünü olan “erkek” kavramı gibi, cezalandırıcı, kahredici, bağışlayıcıdır. Dördüncüsü, bu Tanrı yoğun bir bilinmezlik ardına gizlenmiştir. Onu görmek…

Nesimi Esintisi-5
Felsefe ve Kuantum , Kitap Özetleri / 20 Temmuz 2009

Reha Çamuroğlu’nun Sabah Rüzgarı kitabından iz bırakan noktalara devam ediyoruz. Önceki bölüm için Bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=2128 Bilinen şeyleri yeniden yazmamak için önce biraz Viki’den alıntı yapacağım: Hayatı birlikte doğum tarihinin 1399-1344 yılları arasında olduğu , idamının da 1417 veya 1418 yılında olduğu tahmin edilmektedir, Türkçe ve Farsça divanları yazmıştır. Şiirleri dönemin bir çok şairini etkilemiştir. Şiirlerinde Hallac-ı Mansur’u andıran ifadeler kullanmasıyla idarecilerin tepkilerini üzerine çok çekmiştir. Nesimî’nin yaşadığı dönemde Fazlullah Naimi’nin (1340-1394) kurucusu olduğu Hurufilik hareketi geniş ölçüde yaygınlaşmıştı. Nesimî Naimi’den öğrendiği Hurufiliği kabul etmiş ve bu tarikat uğrunda mücadele etmiştir. Kendisinin de Mevlana’dan etkilendiği ileri sürülmektedir Çeşitli nazireler yazmıştır. Şiirleri Anadolu,Azerbeycan ve İran’da yaygındır. Esterabadlı Fazlullah’ın yaymaya çalıştığı Hurufiliği benimsedi. Bu mezhebin önde gelen savunucuları arasında yer aldı. Ülkenin çeşitli yerlerinde dolaşarak şiirleriyle yaymaya çalıştı. Bu, yöneticileri rahatsız etti. Diğer hurufilere olduğu gibi Nesimî de takip edilmiş ve Mısır Çerkez kölemenleri hükûmdarı El-Müeyyed Şeyh’in emriyle  derisi yüzülerek öldürüldü. Cesedi bir hafta halka gösterildi. Ayrıca öldürüldükten sonra derisini omzuna alıp 7 kapıdan aynı anda cıktıgı söylenmektedir. Ve şiirlerinden kısa bir alıntı: Ne zaman ki, kahpe felek, cahili ve haddini bilmezi sever oldu; artık şüphesiz, faziletin müşterisi bulunmaz. /Fırsatçı hırsız, bütün gerekli şeyleri götürse yeridir. Çünkü yola koyulan kafilede bir kişi bile…