Limitless ile başladım bu hafta
Kurgulardan Haberler / 08 Mayıs 2017

Beyni tam kapasiteyle kullanmanın bedeli nedir? Limitless filminden bahsediyorum. Soru güzel, maalesef cevap çok yetersiz! Tıpkı Lucy filminde olduğu gibi çok güzel bir konu iyi kurgulanamamış. Tüh dedirtiyor insana. Yine de hiç sıkılmadan zevkle izleniyor. Senaryo iyi olsaymış unutulmaz filmlerden olabilirdi. * Dün gece Logan:Wolverine filmini izledim. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Hem şiddet sahnelerini sevmem hem de çizgi roman uyarlamalarına ilgisizim. Bu filmde her ikisi de olduğu halde 2 saat boyunca nasıl sıkılmadan izledim? Henüz buna yorum getiremiyorum. Acaba mutantlara olan tarihi yakınlığım mı sebep oldu buna? Güç ve şiddet bağımlısı küresel çetenin sınır tanımayan yapısı altında inleyen mutantlar! “Yakın gelecekte yaşlanmış ve yorgun olan Wolverine ve Professor X, Meksika sınırında saklanmaktadır. Fakat Logan’ın dünyadan gizlenmesi ve mirası, karanlık güçler tarafından takip edilen genç bir mutant geldiğinde sona erer. Şimdi Wolverine’de genç bir kadın klonunu Nathanial Essex’in liderliğindeki kötü bir organizasyondan korumalıdır.“ Arkadaşlarımın söylediğine göre Tılsım Hugh Jackman’da imiş. Gerçekten de hikayesini paylaşırken izleyicisiyle çok iyi bağ kurmayı başarmış. Küçük bir bilgi: Wolverine, latince “mustelidae” adıyla anılan, gelincik, porsuk, sansar, su samuru ve vizon gibi hayvanları içeren etçil bir memeli ailesine mensuptur. Bu ailenin en önemli özelliği, küçük boylarına rağmen çok hiddetli ve saldırgan olmalarıdır. Wolverineler sadece Kuzey Amerika’da bulunmaktadır ve “wolverine”…

Bilme İsteği ve Anansi Çocukları
esinti , Kitap Özetleri / 16 Temmuz 2013

Bilmeden yaşamak mümkün  (Galiba bunu Feynman da söylemişti). Kuzey ay düğümü yay olan birisi tabi böyle söyleyecektir artık mazur görün lütfen. “Bilmeden yaşamak mümkün” sözü hayatını delice bilmeye adamışların, ölmeden önce kendilerini dengeye getirme çabasının ürünüdür. Bilme isteği içine her şey girer, bu sadece zihinsel şeyler anlamına gelmez, örneğin, yemek yemek bi bilme isteğidir, ya da cinsellik. Herkesin ağırlıklı bilme temaları farklıdır, hatta zaman içinde değişiklik de gösterir 🙂 ** Neil Gaiman, 46 sayfa zor sabrettigi anlasilan bombasini patlatti sonunda: ama onun hakkında bir insandan bahsediyormusuz gibi yargiya varamazsin. Unutma şişko Charlie, baban bi tanriydi. …. Kadin bunu hic bir vurgu eklemeden, sanki “baban seker hastasiydi” ya da “baban zenciydi” der gibi, dumdüz ve normal bi sesle söylemişti. ?… Gercekten de 46 sayfadir onu giyabinda bize tarif ederken bu bombayi beklemeye baslardiniz ! Bakalim daha neler olacak ..   Öyküler örümcekler gibidir,.uzun bacakları vardır ve öyküler aynı zamanda örümcek ağı gibidir; insan onlara yakalanır ama sabah çiğinde bi yaprağın altında, zarifçe birbirlerine nasıl bağlandıklarını görmek de çok güzeldir.   Efsanevi yerler vardır. Her biri kendine has bir biçimde var olur. Bunlardan bazıları, dünyanın üzerinde bir katmandır; diğerleriyse dünyanın altında, sanki bir astar boya gibi var olurlar. Dağlar vardır. Dağlar, dünyanın sonunun sınırlarını…

Son Kitaplardan
esinti , Kitap Özetleri / 16 Ağustos 2011

Bu hafta üç kitap okuyabildim: Neverwhere-Yokyer (Neil Gaiman) ve Yavaşlık(milan Kundera ve Suskunlar (İhsan Oktay Anar). Üçünden de razıyım doğrusu. Gaiman her zamanki gibi dualitenin ayaklarını bağlamaya uğraşıyor, Kundera, kat kat maskeleri soymakla meşgul hala (96 yılına göre normal). Anar ise “geçmişin nameleri ah o kutsal günler”i resmetmeye devam ediyor. ** Kendine yardım edebilecek birine bir DOOR açmıştı, Richard ona yardım etti ve bu onun kendi dünyasından yuvarlanmasına sebep oldu! Yokyer-136 ** “Biilcümle İslam’ın nêcat ve saadet ve selametine pirler, erenler, üçler, yediler, kırklar, göçenler demine devranına Hû diyelim, Hûûûû!..!”  Suskunlar- syf 17 ** Senin temiz kalbine ihtiyacımız var. Bazıları var ki buraya gelir ve huzur bulur, yine bazıları var ki buraya gelir ve bizler onda huzuru buluruz. Suskunlar-syf123 Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim “gel” dememiz değil, ayrıca onların sana “git” demeleri. Hiç kimseye “kötüdür” deme. Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır. syf123 **

Coraline ve müthiş Neil Gaiman
Kitap Özetleri , YENİ DÜNYA / 14 Temmuz 2011

Kitabın özgün kapağında bu resim vardı. Evinizdeki her kapının nereye açıldığını biliyor musunuz? Peki, emin misiniz? Belki de böyle meselelere bir tek çocuklar şüpheyle yaklaşıyordur ve belki de şüphelenmekte haklılardır… Belki de büyüdükçe algımız kapanıyordur, kim bilir? Coraline, canı fena halde sıkılan ve adını Caroline diye yanlış söyleyenlere şiddetle gıcık olan, ergen bir kız çocuğudur. Anne babası kendi işleri dışında pek bir şeye ilgi göstermeyen tiplerdir. Kızcağız da, haliyle, yaşamından şikayetçidir. Coraline ve ailesi eski bir eve taşınırlar. Alt katta iki aktris eskisi ile çeşitli yaş ve ebatlardaki köpekleri yaşamaktadır. Üst kattaysa henüz gösteriye çıkmaya hazır olmayan bir fare sirkine sahip olduğunu söyleyen, pos bıyıklı bir adam oturmaktadır. Yağmurlu bir günde, en sevdiği eğlence olan bahçede keşiften mahrum kaldığı için canı sıkılan Coraline’e babası evi keşfetmeyi önerir. Coraline evde 153 mavi nesne, 21 pencere ve biri kilitli 14 kapı bulur. Annesine kilitli kapının ardında ne olduğunu sorar. Annesi anahtarla kilidi açar. Kapının arkasında tuğla bir duvar vardır. Tekrar kilitlemeye gerek görmezler. Fakat daha sonra bir şeyler Coraline’i bu kapıya çeker. Bu sefer kapının arkasında tuğla duvar yoktur, karanlık bir koridor uzanmaktadır; çok eski ve çok yavaş bir şey gibi kokan bir koridor. Koridor Coraline’i o minik tekinsiz farklar da olmasa…

Rüzgarlı bir gün…
Blog , Oyun/Film felsefeleri / 17 Ocak 2009

Hava rüzgarlıydı, gökyüzü çok da karanlık olmayan bulutlarla kaplanmıştı. Kadın, kafeye geldiğinde denizin kıyısında açıktaki masaların hepsi boştu. İnsanlar az önce serpeleyen yağmurun etkisiyle içerilere kaçışmış olmalıydı. Gürültü ile çınlayan kapalı kısma şöylece bir göz attı. Nedense bugün içeride oturma havasında değildi. Hem rahmetli Duran Bey ona, yıllar önce daha gencecik bir kızken; “kurt dumanlık havadan hoşlanırmış!” Dememiş miydi?! Artık nesini görüp de yapmıştı bu tespiti bilinmez. Boğazın hemen kıyısındaki masalardan birine doğru yürüdü. Sandalyeler ıslaktı. Gerideki garsonlardan birine seslenip kendisine bi yer kurulamasını rica etti. Suyun rengi tam Nil yeşili olmuştu, kabarıp kabarıp iniyordu. Arada minik dalgalar sivrilip beyaz köpükten başlarını gösteriyor, sabırsız bir kıpırtıyla çalkalanıyorlardı. Hava rüzgarlıydı… Çantayı yan sandalyeye bırakıp, kurulanmış sandalyeye oturdu. Kendisine menü getirmek için atak yapan genç delikanlıya, eliyle kalsın işareti yaparken, “bir filtre kahve lütfen” dedi. Aslında kahve filan içmek istemiyordu, hiç bi şey istemiyordu ama oturduğu sandalyenin kirasını vermeliydi. Üstelik filtre kahvenin fazlası da olmazdı. Yandaki masaya cesur bir genç kız geldi ve sandalyesini kadına ters çevirerek oturdu. Bu belirgin hareketiyle; “seninle dikkatimi dağıtacak kadar boş değilim, önemli bir şeyi düşünmeliyim şu an!” der gibi oldu. Kadın onun arkasından yana sevencelikle gülümsedi. Herşeyin neden yapıldığını sormayı akıl ederseniz, hiç bişeyi size karşı…