Neden bilmek istiyorsun?
esinti , Felsefe ve Kuantum / 07 Eylül 2018

Bilincin iştahı bazen beni korkutuyor. Neden bilmek istiyorsun? Otur taze toplanmış çileğini ye! Yansımalarını görmek bazen çok sıkıcı olabiliyor, hatta usandırıcı Evrensel aldanış: maya Karanlıkta yılan sandığın, aydınlıkta bir ip. Korkun da, kaygın da bir vehim: Maya. Bildiğin illüzyon. Gerçeği örten bir nevi tül. Gerçeği anlama vehmi, bu vehmi sağlayan da tanrı kavramı. Maya öyle güzel bir şeydir ki, öyle de kandırıkçıdır ki Dört yıl önce şöyle demişim (muhtemeldir ki cik cik sevinçle öttüğüm bir gündü): Bu konuda (kişiliği oluşturan ve 0-7 yaş arasında atılan temel varsayımlar ve inançların tespit edilmesi), rüyaların analiz edilmesi (rüya görüşmeciliği) gerçek anlamda yapılabilirse insana büyük ivme kazandırır ancak bundan sonradır ki insan günlük olağan hayatının da bir rüya (mutabakat rüyası) olduğunu kavrar ve onu da aynen rüyaları çözme tekniği ile inceler. Tabi bu konuda kişinin güvendiği ve yöntem bilen birinden destek almak şarttır. Sebebi ise insanın kendini görmeye/duymaya sınırladığı bir şeyi kendine hatırlatmasının pratikte mümkün olmamasıdır. İşte bu sebeple Gurdjieff usta hapishaneden kaçmanın kurallarını yazmıştır. İşte bu sebeple insanlar kendi hayat deneyimlerini anlatırlar, yazarlar. İşte bu sebeple her zaman gizem okulları, farkındalık konusunu işleyen inanç toplulukları olmuştur. İşte bu sebeple mürid mürşid ilişkisinden vazgeçilemez. İşte bu sebeple ben, boşluğa basamak dizenlere saygı ve sevgimi dile…

Yeni Düşünme Biçimi
esinti , YENİ DÜNYA / 12 Aralık 2012

Benliğinin tamamına, bütününe (inanmak). Herhangi başka bir şeyden beslenmeyi gereksinmeyen benliğe; dengenin zaten içinde barındığını, araçların zaten orada olduğunu, ve istediğiniz an onları kullanabileceğinizi bilen benliğe; kitle bilincinin düşünme biçiminden, eski düşünme biçiminden uzaklaşmış benliğe (inanmak). Şu anda insanlar sihrin var olduğunu bilmek istiyorlar. İlginç olan şu ki, ben yeni hatlar döşeniyor dediğim zaman, o eski şeyden, o eski elektrik kabloları gibi, (buraya) elektrik getirmek için bu salonun kablolarla döşenmesi gibi bir şeyden söz etmiyorum. Bu salonun her tarafından kablolar geçiyor, ve ışıkları yakan da buydu. Şimdi bu binanın hatlarının yeniden döşendiğini, ama hiç kablo olmadığını hayal edin. Öyle bir hat döşeniyor ki, elinizi o enerji akışına, cereyana sokabildiğinizi ve çarpılmadığınızı hayal edin. Şu anda çarpılıyorsunuz. Çarpılıyorsunuz – bu çok dualitik bir şey, elektrik böyle çalışıyor. Yani öyle bir yeni “kablo” hayal edin ki, onu tutabiliyorsunuz – ışıkları aydınlatacak o enerji akışını tutabiliyor, ona dokunabiliyor ve bundan etkilenmiyorsunuz. İşte içinizde olan az çok budur, az çok eski düşünme biçiminden Yeni Düşünme Biçimine geçiş. Bu şu anda oluyor. Küçükken şeylerle ilgili birçok yargıya sahip değildiniz. Bir dolu rüya görüyordunuz, tam anlamıyla. O zamanlar bir dolu rüya görüyordunuz. Sonra onlar kapatıldılar. Küçükken bir dolu hayal görüyordunuz… her biriniz, istisnasız, oyun varlıklarına sahipti,…

Rüyalarla yeniden dirilmek
esinti , Rüya/Psikoloji / 26 Haziran 2012

Rüyaların, içindeki muazzam ve haberin dahi olmadığı sen ile buluşmanı sağlıyor, bu büyük olanağın farkında mısın? Yoksa o muazzam senin barındıklarıyla karşılaşıp alabora olmaktan mı çekiniyorsun? Eğer öyleyse bil ki, buzdağının görünen minik ucu olarak eriyip gidersin bu hayattan fakatbu kez tamamen hiçliğe karışamamak seni zamansız gibi zamanlarda yakalar. Korkunun ecele faydası yok der atalar, en hayırlısı hala hayattayken ölüp yeniden dirilmektir. ** Rüya görüşmeciliği yöntemi, insanların için olağanüstü bir aydınlanma ve şifalanma fırsatı sunduğu halde, bununla neden yalnızca bi kaç insan ilgilenir? Bu sorunun cevabı oldukça basit; çünkü insanlar doğdukları andan itibaren “öğretme” denen dıştan yükleme türü eğitime tabi tutulurlar ve sistem onları bilginin dışardan alınacağına dair hipnotize eder. Böylece aslında alıcı/verici bir sistem olan insan mekanizması sadece tek yönlü çalışmaya başlar; cevaplar hep dışarda ve hazır sunulmalıdır insanlara. Bu hayat tarzı, dünya insanını tek yönlülüğe mecbur bırakır, içsel bilgeliğe uzanan diğer yönü kullanılmaya kullanılmaya pas tutar, yaratıcılık ve ayma kapasitesi ve bunun sağladığı doğal sevinç günden güne sönen bir ateş gibi ufalır. Kullanılmayan uzuvlar beden bilgeliğince saf dışı kalırlar ve nesilden nesile giderek kaybolurlar. Bu tespitlerim size bir şeyler hatırlatabildi mi? Birleşik Alan Kullanımı-BAK, mutabakat rüyasının lücididir diyebiliriz.

Bilginin Doğası

“Sen okaliptüs ağaçlarını bilir misin? Uzun boylu ve güçlü ağaçlardır, çok su çektikleri için bataklık yerlere dikerler. Köylerde garip dost da derler hani. Yapraklarını elinle ovuşturursan güzel bir koku çıkar; adeta doğanın kokusu gibi, canlandırıcı, pişmemiş, ham bir koku. Bu ağaçların kabukları soyulur. Altlarından yeni deriler çıkar, hatta ilk soyulduğunda, insanın yeni çıkan derisi gibi, pembecik, azıcık kanlı görünür. İşte o kabuklar bana göre BİLGİ’dir. O ağacın kendi kanından canından üretip üzerinden attığı eski kabuğu! O kabuklar rüzgarın önünde oradan oraya uçuşurlar. Onları bulanlar, biriktirip yakarlar ve ısınmaya çalışırlar. Ama çok geçicidir onların verdiği ısı. Çünkü ölüdürler. Kendilerini üreten kaynaktan kopmuşlardır bir kere. Yani bilgi-kabuk geçicidir, senin beklediğin ısıyı sana hiç bi zaman veremezler ama yaptıkları şey aslında şudur; sana belki bir gün bir daha asla üşümeyeceğin kadar ısınabileceğin beklentisini verirler. Ve her defasında bu beklentiyi besleyip büyütürler. İşte sen ve senin gibiler o kabukların peşinde koşarsınız hep!” YENİ’den Doğanlara-Dağ Bağlantısı-Sibel Atasoy YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bilginin doğası üzerine harika bir alıntı bu yazı:) Turan Erdal Bilgi bizi koruma amaclıdır zaten. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sürdürülebilir rüya istediğimiz için 🙂 Turan Erdal Ruyadan kacamak yapmak yok galiba… SibelAtasoy: Şu anda hayat dediğimiz şey; üzerinde mutabakata varılmış bir rüya olmasına karşın, uykuda bambaşka…

Küçük anılara devam
Blog / 28 Aralık 2011

Konu başı için tıklayınız Babam çok ikna edici konuşur ve örnekleri çok etkileyici olurdu. Müthiş bir dinleyiciydi. Kendisini ziyarete gelen köylüleri saatlerce -sanki dünyanın sekizinci harikasıymış gibi-dinleyebilirdi. Bu bana ilginç geliyordu. Ben okumayı öğrendiğim andan itibaren tarih ve sosyolojiye merak sarmıştım (bu babamın da çok iyi olduğu konulardı), daha sonra bilim ve siyeset gündemime girdi. Bireysel konular çok daha sonra fark ettiğim alanlar oldu, yani psikoloji, mana alemi vs 🙂 Ben arada roman da okurdum, babam bunu pek de desteklemezdi ama bişey de demezdi. Sonraki yıllarda durup durup bana “kefken, büyük taarruzu oku” derdi. Ona göre hayat hakkındaki herşey kurtuluş savaşımızda gizliymiş. ** Beş yaşından sonra hep anadolunun köylerinde kasabalarında dolaştık. Yani hep toprakla ilişkim vardı. Yediğim meyvelerin çekirdeklerini çöpe atmazdım, hemen kapıdan çıkıp en yakın toprağa gömerdim. Oralarda ağaç çıkacağını sandığım için kendimi mutlu hissederdim. Sonra oradan taşınmış olurduk hatta üzerine üç kez daha taşınmıştık olurduk. Babam bi seyahatten elinde kocaman bi madlen çikolatayla döndüğünde aynı zamanda bana bi de havadisi olurdu; “kefken biliyo musun, senin felanca yerde diktiğin ağaç büyümüş, altında oturanlar vardı,hatta bana şeftalisini ikram ettiler, senin yerine yedim, şahaneydi”derdi. Ben de inanırdım. Tabi biz televizyon, internet çağı çocuğu değildik, her söylenene inanırdık, üstüne üstlük ben iyice…