MİTOLOJİ ve ASTROLOJİ Aracılığıyla…

Sevgili Juno’dan yine nükteli bir varoluş hikayesi: MİTOLOJİ ve ASTROLOJİ Aracılığıyla, MUCİZE, YANILGI, VİCDAN ve UMUT’un DOĞASI HAKKINDA… Yanıltan, bizi nasıl mı yanıltır? Bir beden sahibi olmanın verdiği hislerle yani Ay’la yanıltır; Hislerimizi biz zannederiz! Oysa, onlar bizi bilinçten perdeleyen zanlardır. Zihinle yani, Merkür’le yanıltır; Algılarımızı ‘’gerçek’’ zannederiz! Elle tutulup gözle görülen, somut değerlerden hareket ettiğimizi ileri sürerek böbürlenir ve kendi aklımızı kimseninkine değişmeyiz üstelik! Hırs’la yani Mars’la yanıltır; Zaman ve mekanla sınırlı olduğu için bilincimiz ölüm korkusuyla maluldür! Ayrılık, onu sonsuzluk ve tamlıktan kopardığı için, tek başına varlığını nasıl devam ettirebileceğinin kaygısına düşmüştür ve hep bir savunma-saldırı mekanizması ile hayatta kalmaya çalışır! Onu vareden bu mekan ve içinde yol aldığı zaman aynı zamanda onu tehdit eden unsurlarla doludur. Hayatı boşuna bir ‘’mücadele’’ olarak görmez şu insan… Arzuyla ve hazla, yani Venüs’le yanıltır; bu hikayenin en ‘’seksi’’ yanıdır! Hatırlarsanız, Uranüs’ün yani Evrensel Bilincin testislerini kesip okyanusa atar Satürn. Gelgelelim o testislerin saçtığı yaratıcı tohumlardan Venüs ya da Afrodit doğar! Aslı itibariyle, Yaratıcı İlham’dır ya da İlahi Aşk’tır… İnsanlara peşlerinden koşacakları bir amaç, kendilerini adayacakları bir sebep verir…  Ne var ki, madde alemine kapılmış insan neyi beğense ona sahip olmak ister, yokluk korkusuyla yaşadığı için neye sahip olsa hem tutmak hem çoğaltmak, hem…

TÜRK MITOLOJISI’NE GÖRE GÜNES, AY VE YILDIZLAR
Anadolu-Sümerler-şaman / 16 Kasım 2008

  “Ne *Ay, ne Günes varmis, insanlar uçarlarmis. ** “Uçanlar isi verir, isiklar saçarlarmis…” Türk – Altay Efsanesinden* 1. GÜNES Türk mitolojisinde günes, önceleri daha büyük bir öneme sahipti. M.S. 763 de Uygurlar “Mani” mezhebini kabul edince, yavas yavas “Ay”da büyük bir önem kazanmaga baslamisti. Bununla beraber Büyük Hun Devleti zamaninda hem günese, hem de aya, ayri ayri saygi gösterildikten sonra, kurbanlar kesildigini de biliyoruz. “Türklerde günes dogunun, ay da batinin sembolü idiler”. Tabiî olarak zaman zaman, bütün bu düsünce düzenleri degise durmuslardi. Meselâ, Teleüt Türklerine ait bir efsane de, “Ay kuzeyin ve günes de, güneyin sembolü idiler”. Bu yönleme, gögün en üst katinda duran “Gök kartali”nin durusuna göre yapilmisti. Söylendigine göre, “Bu kartalin sol kanadi ayi, sag kanadi da günesi örtüyordu”. Bu duruma göre kartalin basinin doguya bakmasi gerekiyordu. Bu durus da, Türk mitolojisine uygun bir yönleme idi. Yine ayni efsaneye göre ay, karanliklar ve geceler diyari olan kuzeyin; günes de aydinligin hüküm sürdügü ve gündüzler diyari olan güneyin sembolü idiler. Fakat eski Türklerde, “Günes dogunun sembolü idi”. Onlara göre günesin dogdugu yön, çok önemli idi. Esasen yönlerin söylenisinde kullanilan deyimler de hep günesle ilgili idiler. Meselâ “Gün batisi” “Gün dogusu” gibi. Göktürkler, yönlerini tayin ederlerken, yüzlerini doguya, yani…