İnsan beyni ve bulut İşbirliği & KKK
Felsefe ve Kuantum , Güzel Haberler / 09 Haziran 2019

Beyin hücrelerini engin bir bulut-bilişim ağına bağlayabiliriz. Hem de gerçek zamanlı olarak! İnsanda en son gerçekleşen ve bizi daha zeki daha bilinçli yapan neokorteks dışarıdaki bulutla sinyalleşebilir. Araştırmacı Freitas’ın söylediğine göre; bu teknoloji damarlarda yolculuk edip kan-beyin bariyerini aşabiliyor. Böylece kendini kusursuzca konumlandırıyor, Hatta beyin hücrelerine bile sızabilir. Hepsi kendi konumlarına yerleştiğinde şifreli verileri kablosuz aktarma gücüne sahip olacaklar. BeyinNet(brainNet) şimdiden test edilmiş bile. Düşünceyle harekete geçirilen enformasyonun insaan beyni ve bulut arasında takas edildiği bu sistem gelecekte süper beyinlere sahip olunabileceğini, ortaklaşa biliş ile uygarlığa dair hızla güncellemenin mümkün olabileceğini öngörüyor. Yani Matrix filmi gerçekleşme yolunda! * Açıkça kuantum sınırlarında olan üç saha var. Bu üç saha, kuantum mekaniğinin biyoloji hakkında bir şey söyleyemeyeceği fikrini çürütüyor. 1.Fotosentez 2.Hayvanlarda navigasyon 3.Koku Duyusu Açıklamaları bu yazıda görebilirsiniz, tıklayınız. * KKK – Kısa kısa kuantum 🙂 Kuantum nesnelerinin ya kesin olarak belirlenmiş bir konumu ve belirsiz bir yönü vardır ya da belirsiz konumu ve kesin olarak belirlenmiş yönü. Buna belirsizlik ilkesi diyoruz. Fakat şunu da unutmamak gerekir Kuantum nesneleri bunların ikisine birden sahip olamaz; özgür iradenin bedeli budur. Kuantum sıçraması, bir şeyin gerçekleşmesi için gereken minimum değişikliktir. Biz daha önceleri sosyolojik, felsefi konuları açıklamak için 100. maymun veya kritik kütle gibi tanımlamalar kullanırdık. Kuantum…

Kurgular ve düşündürdükleri
Kurgulardan Haberler / 22 Mayıs 2019

Son Şans – The Congress Yaşlı ve işsiz bir aktrise, son bir iş teklifi gelir. Kadın, bu işi kabul ederken verdiği kararın nelere sebep olabileceğini asla tahmin edememiştir. İleride çekilecek filmler için, hatrı sayılır bir para karşılığında, görüntüsünün dijitalleştirilerek kendisinin bir  kopyasının yapılmasını kabul eder. Anlaşma gereği, görüntüsünü istedikleri her filmde kullanabileceklerdir film genelde pek beğenilmemiş gibi görünüyor fakat muhtemelen 18+ diye beklentiye girilen porno tarzı bi şey bulamadıkları içindir 🙂 Büyük usta Staslavw Lem’in kitabından uyarlanmış ve tüm olaya metaforik yaklaşılmış. Oyucular çok iyi. Ben beğendim doğrusu. Düşündürdükleri; Hepimizin yüksek benliğinin (yani aumakuamızın) altıncı boyutta olduğu ve ruhla bağlantımızı sağladığına dair bir teori var. Yunan mitolojisi, hint mitolojisi hatta Huna felsefesi de bu teoriyi destekler durumda görünüyor. Yani altıncı boyuttaki asıllar bu dünyayı filmdeki çizgi film gibi kurgulamış ve kendilerini tarayarak bu dünyaya yansıtmış olabilir. Matrix, Truman show gibi filmler de aynı temayı kullanmışlardır. * Chernobyl Çernobil dizisini izleyen oldu mu bilmiyorum. Ben felaket senaryolarını ne izleyebilir ne de okuyabilirim. Bunu da hep görmezden geliyordum. Fakat digi yine bulup buluşturdu karşıma çıkardı. Dedim ki bu bir kurgu değil olup bitmiş bir olay sonuçta biraz bakayım dedim. Böylece şu an ilk bölümü izlemiş oldum, Kendimi hastalanmış hissediyorum, bu nasıl bir faciadır anlatılmaz….

Kristal Izgara ya da Kartal!

Enerjisel bilgi şeklinde çokboyutlu olan enerjiyi görmeye başlamanızı istiyorum. Sadece enerji dediğiniz şeyin muazzam miktarı yalnızca bilgidir. İnsan bilinci gezegeni etkileyen bir damga taşır. İnsan bilinci, gezegeni değiştirecek olan şeydir. İnsan bilinci bilgidir. O sadece düşündüğünüz şeye bağlı olarak geliştirdiğiniz gelişigüzel enerji değil, bilgidir ve güçlüdür. İnsan bilinci aslında gezegenin Kristal Izgarası dediğimiz şeye gider, Kristal Izgara çokboyutlu bir ızgaradır. Onu göremezsiniz, ama o enerji taşır. Çokboyutlu bilgiyi taşır.(Castaneda literatüründeki Kartal kavramı.sa) Belirli şartlarda ve belirli şekillerde, bir İnsan yaşamı veya mükemmel bir senaryoda birlikte olan çoklu yaşamların etkileşimi, bir mekanda enerjisel bilgi niteliğinde bir damga yaratır. Bu, 3B’deki bir kayıt kasedi gibi kendisini tekrar tekrar çalan bilgi ve enerjidir. (Matrixin kedisi, Ya da bildiğiniz perili ev, hortlaklı konak. sa) …hortlakların musallat olduğu bir evde, kendisini tekrar tekrar yineleyen bir senaryo olduğunu fark ettiniz mi? Hiç yeni bir şey olmaz. Adam merdivenlerden aşağıya iner, adam merdivenlerden yukarı çıkar. Mutfaktaki kadın soldan sağa yürür, sandalyeye oturur, bir süre sallanır, uzaklaşır. Eğer cinayet gibi dramatik şeyler varsa, adam baltasıyla merdivenlerden aşağı iner, tekrar, tekrar ve tekrar. Çokboyutlu nitelikler ayrıca çoğu zaman sıcaklık değişimleri taşır, her zaman daha soğuk olur. Hatta size, çokboyutlu bir lens geliştirecekseniz, süper cryogenic (dondurucu) niteliğe sahip olmanız gerekir.

Demiurgos’u bile seversiniz, az bekleyin :)
esinti / 22 Mart 2015

Demiurgos’un biçimlendirdiği dünya gerçekten de robotlar içindi, tıpkı Matrix gibi ve İsa’nın son anında tanrısına seslendiği gibi: “baba onları affet çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar!” Sistem hem ajanlarını hem de Neo’yu programa dahil etmiştir, her şey mükemmelen planlanmış, dahiyane. İşte Kahramanın sonsuz yolculuğu bu sayede tekrar edip duracaktır. Bazıları gerçekten Demiurgos’un programından çıkıp kendi gerçekliklerini yapılandırmaya başlayan mimarlar olur, sonsuz paralel evrenler. Özgür irade’nin getirisidir bu ancak. -Demiurgos, eski ahit’in sahte tanrısı gücünü bizleri cahil bırakmaya adamıştır. Hatta bu amaca hizmet etmeleri için incil’in melekler ve şeytanlar olarak adlandırdığı ve archonlar olarak bilinen varlıkları yaratmıştır. Yapmıştır çünkü insanlık gerçeği öğrenecek olursa o’nu bir kenara atıp asıl yazgısını aramaya başlayacaktır ki, bu da boşluk’tan ayrılıp tek gerçek tanrı ile yeniden birleşmektir. (Empathy / Adam Fawer) Fawer haklıdır, onu özellikle Olasılıksızla çok sevmiştik. 🙂 Demiurgosla ilgili şu güzel özete göz atabilirsiniz, tıklayınız lütfen Güneşli bir pazarda MANAnız bol, anlayışınız derin olsun frekanslar. Aloha

İnternet nedir gerçekten?
Felsefe ve Kuantum / 28 Eylül 2012

Ben her zaman ilk olarak mimari, binalar ve mimari hakkında yazmayla ilgili yazılar yazdım, kesin varsayımlara dayanarak. Bir mimar bir binayı dizayn eder, ve orası bir yer haline gelir yada bir çok mimar bir çok binayı dizayn eder ve orası şehir haline gelir. Grifit karışık güçlerin; politika, kültür, ekonomi gibi umursamadan bu yerleri şekillendirirler. Günün sonunda oraya gidebilir ve ziyaret edebilirsiniz. Etrafında yürüyebilirsiniz. Orayı koklayabilirisniz. Orayı hissedebilirsiniz. Oranın algısını deneyimleyebilirsiniz. Son birkaç yılda dikkatimi benden çeken giderek daha az dünyanın dışına çıkmam oldu ve bunun yanı sıra daha fazla bilgisayarın başında oturur oldum. Ve özellikle yaklaşık olarak 2007’de aldığım Iphonela artık sadece bilgisayarın başında oturmuyordum tüm gün, birde bilgisayarın başından kalktıktan sonra günün sonunda cepimde taşıdığım o küçük ekrana bakıyordum. Ve beni şaşırtan şey fiziksel dünyayla ilişkimin ne kadar çabuk değişmiş olmasaydı. Bu kadar kısa sürenin içersinde, bu süre 15 yıldır yada sonuç olarak 4-5 yıl online olmuşuzdur, bizim ilişkilerimiz bizi çevreleyenler yönünde değişmiştir ve dikkatimiz sürekli olarak bölünmüştür. Sende biliyorsun ki ikimizde ekranlara bakmaktayız ve içinde bulunduğumuz etrafımızdaki dünyanın dışına bakmaktayız. Daha da dikkatimi çeken şey ve takılı kaldığımsa ekranın içindeki dünyanın kendi kendine hiç bir fiziksel gerçekliğinin olmamasıydı. İnternette bir imgeyi araştırırsınız ve sadece bulduklarınızla karşılaşırsınız. Mesela ünlü…

Dünya Barış Günü
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 01 Eylül 2012

Günaydın frekanslarr,iyi bi hafta sonu olsun dilerim. Dün gece cnBcE’de yine Matrix üçlemesinden sonuncusu vardı, hadi bir de sesini kapatıp izleyeyim dedim; çünkü bu üçüncü film çok gürültülü. Gölgesiyle kapışan Neo’nun savaşını ve onu ölümüne destekleyen (Deli Dumrul’un isimsiz karısı) Trinity’yi, onlara inananları ve inanmayanları, her neyse bol bol kapışma izledik. Ve her nasılsa savaş kazanıldı, şimdilik barış geldi. (Dünya barış gününe bu filmi denk getirmeleri oldukça uyanıklık bu arada), peki sizce bu savaş nasıl kazanıldı? * YENİ’den Doğanlara kitabının kapak tasarımı esnasında editör arka kapak için söyleyecek bişeyiniz var mı diye sordu, ben de hemen onun yanında dikilip dizaynın nasıl olduğuna bakıyordum, düşünmeden şöyle demişim: “Bazılarımız tersinden,bazılarımız yüzünden yürüyor bu yolu. Fark etmez.” Sözüm bittiğinde ekranda yazdığını da gördüm çünkü ben söylerken yazmış arkadaş. İçimden şöyle geçti, biraz düşünüp doğru dürüst bi şey mi söyleseydim acaba diye sonra da boşveeer dedim yine içimden nasılsa her söylediğim saçmalık olacak. Az önce Ersinin verdiği adreste rastladım, I Ching’in(Değişimin Kitabı)önsözünde şöyle yazıyormuş: ““Bazen gölgeli taraftan, bazen de aydınlık taraftan; işte gerçek yol bu.” Hayat çok şakacı. Gölgesiyle savaşan Neo, ve ona tapan Trinity. * Awake Dizisinin 8.bölümü son derece güncel bir karmaşaya parmak basıyor; sevdiğimiz biri öyle istiyor zannıyla sevmediğimiz işlere giriştiğimiz…

Boşlukta 3 dakika
esinti / 11 Haziran 2012

Derin bir nefes alın, müziği dinlemeye “bilmiyorum” diyerek başlayın ve müzik süresince zihninize gelen şeyi yine bilmiyorum diyerek ve yeniden derin nefes alarak öteleyin. Üç dakika boşlukta durun bu şarkı boyunca lütfen. 11 Echo of the East “Bilmiyorum”la başlamak beni Seraph’a vardırdı. Serap ise Kahine. Matrix’de insanların özgür seçim yapmalarını gerçekten isteyen tek program Kahindir. Aynı zamanda geleceği görebiliyor, çünkü programın kodunu biliyor. Aynen tanrı gibi. Bu bize Seraph’ın neden onu koruduğunu gösteriyor. Serap nedir? Matrix’de ajanları yenebilen iki program vardır: Neo ve Seraph! Kimdir Neo? Neo yetenekli bir bilgisayar korsanı ve onun ilahi bir şekilde varolması dünyayı ele geçiren orjinal makinaların yapay zekalarını bulan insan üzerine dayandırılmış olmasıdır. Nasıl? İlk filmin başında Neo’ya gelen adama Neo’nun verdiği diske bakın. Üzerinde “DISC AI” yazıyor. Yani yapay zeka diski. Neo diski “Simulacra ve Simulasyon” isimli içi boş kitabın içinden alıyor. Bu kitap Fransız Postmodernist Filozof Jean Baudrillard tarafından yazılmıştır. Neo “Nihilizm üzerine” yazan kısmı açıyor!!! Nihilizm hiçbirşey gerçekte bilinemez demektir. Baudrillard’ın simulasyon kavramı gerçekliği yaratmanın kavramsal ya da mitolojik modeller sonunda olduğudur. Bu modellerin gerçekçilikle ne kaynağı ne de bağlantısı vardır. Model gerçekliği sezişimizdeki kararlılık olmuştur. Ve morpheus ilk filmde “Gerçekliğin çölüne hoşgeldiniz” demektedir. Bu kitabin Matrix’e ilk adımın atıldığı yer…

Yeni ifade şekilleri
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 11 Mayıs 2012

İlk Matrix’i henüz türkeye gelmeden orjinalinden seyretmiştim. Üst üste altı kez izlemek durumunda kaldım; çünkü acaba yanlış mı tercüme ediyorum sözleri, gerçekten bunu yapmış olabilirler mi diye şüphe etmiştim. Zamanına göre aynen Dövüş kulubü gibi çok iddialıydı (eril bir dil kullanan görsel ifade olarak). Oysa şimdi aklımda inception’dan başkası yok, matrix sıradan bişey gibi… hahahahahaha insanoğlu nankör, en azından ben nankörüm. Gerçi hakkını teslim ederim, işte böyle aradan yirmi otuz yıl geçse de takdirimi esirgemem ama yine aşkım kayar gider yenisine! Aynı şey dizilerde ve kitaplarda da başıma geliyor. İlgim hep yeni ifade şekli deneyenlere kayıyor benim.

Bütün olan biten…
Felsefe ve Kuantum / 11 Ağustos 2010

İnsanların çoğu gibi tarifleri uygulayarak belirli bir sonuca gitmeyi yapamıyorum, buna inanmıyorum galiba. Kendime soruyorum “Neyi istediğini ya da istemediğini biliyor musun sen?” cevap evet, fakat o şey bir koku ya da genzimde belirsiz bir tat gibi… Onu bileşenlerine ayıramıyorum! O sanki vaktiyle yapılmış ve değiştirilmesi mümkün olmayan bir büyü, bir çeşit İSİM. Onu ancak bir dizi bilinçsiz faaliyetin sonucunda buluyorum. Ve şıp diye tanıyorumm 🙂 Yukardaki paragraf içimden samimiyetle gelen hisler ve içinde bulunduğum durumu yansıtıyor. Şimdi onun dışına çıkıp bunun ne demek olduğuna bakmak istiyorum (galiba şimdi eril bir işlem yapacağım): Ya gerçekten önceden belirlenmiş bir hedef değil de, şu an sayısız iç ve dış bileşenlerin oluşturduğu rastgele bir sonuçsa o tat?! Ki bu bana olabilirliği çok yüksek bir önerme gibi geliyor. Bileşenler milyarlarca kere milyarlar olduğu için onun bir formulünü-tarifnamesini çıkarabilmek mümkün değil. Mevcut insani aklım bunun için yeterli değil. Fakat ben o tadı biliyorum, hiç şüphem yok, karşılaştığımda derhal o olduğunu bileceğim, hep bildim! Öyleyse bunu benim için yapan müthiş bir aygıt var bende. Zaten son on yılda zaman zaman gelişmiş bir robot olup olmadığımı merak ederken buluyorum kendimi. Bu bi çeşit şaka gibi, gülümseyip geçiyorum ama işte o her bir vesileyle yeniden önüme çıkıyor ve…