Aumakua
Urban Shaman / 15 Ocak 2017

“Sizin öz varlığınız en yüce öğretmendir. Dıştaki öğretmen yalnızca bir kilometre taşıdır. Sizinle birlikte hedefe yürüyecek olan ancak içteki öğretmendir; çünkü o hedefin ta kendisidir.” de ilk ve en sevdiğim öğretmenlerimden Maharaj Bazı literatürlerde Yüksek Benlik adıyla yer bulan içimizdeki öğretmen, ebeveyn, ruhun temsilcisi Hawaii şamanlığında Aumakua adını almıştır ve bilincimizin Kane bölümünde ikamet eder. Korkunun kökeni acı beklentisidir. Yaratıcı imgelemin şimdiki ya da geçmiş zamandan bir noktayı alıp geleceğe projekte etmesi neticesinde kurmaca bir acı deneyimi oluşturmaktır. Temelinde acı beklentisi vardır. Hatta bu beklentinin daha evvel yaşanmış olması bile gerekmiyor, öğrenilmiş olması bile yeterlidir. Korku asla şu an’ın malı değildir. Geleceğe dair kurgulanmıştır ancak sorun şu ki, Ku(beden hafızası) doğal yapısı gereği bunu bilmez. (Ku’da özne-zaman yok), dolayısıyla zihnimize giren her şey geçerli ve şimdi eylemidir, bedeni negatif stres döngüsüne sokar. *

Gözlemci,Gözlenen,Gözlem Alanı
esinti / 25 Aralık 2012

*Siz vyakti, vyakta, avyakta (gözlemci, gözlenen, gözlem alanı) yı öğretiyorsunuz. O diğer öğretilerle bağdaşıyor mu? Maharaj. Evet, gözlemci gözlenenden ayrı bir mevcudiyeti olmadığını idrak ettiğinde ve gözlenen de gözlemciyi kendi ifadesi olarak göördüğünde gözlem alanı halinin barış ve sükunu kendini belli eder. Gerçekte üçü birdir: Gözlenen ve Gözlem alanı ayrılması mümkün olmayandır, Gözlemci ise beş unsurdan oluşmuş ve bu unsurlarla beslenen bedene dayanan duyum-duygu-düşünme sürecidir. Dış benlik (gözlemci) iç benliğin (gözlenen) beden-zihin üzerindeki projeksiyonundan başka bir şey değildir ki İç Benlik de en yüce benliğin (Gözlem alanı) bir ifadesidir yalnızca, ki Gözlem alanı da hepsi ve hiçbiridir. “Ben-im” birdir. Daha yüksek “Ben-im” ve daha alçak “Ben-im” yoktur. Her türlü zihin hali farkındalığa sunulur ve onlarla özdeşleşme söz konusudur. Gözlemlenen şeyler göründükleri gibi değildirler ve onlara karşı takınılan tavır da takınılması gereken değildir. Eğer Buda’nın, İsa’nın ya da Krişnamurti’nin kişi’ye hitap ettiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Onlar çok iyi bilirler ki dış benlik (vyakti) sadece iç benliğin (vyakta) bir gölgesinden ibarettir. Ve onlar sadece vyakta’ya hitap ederler ve onu uyarırlar. Onlar ona, dış benliğe dikkat etmesini, ona rehberlik ve yardım etmesini, ondan sorumlu olmasını; kısacası, onun tümüyle farkında olmasını söylerler. Farkındalık En Yüce Olan’dan gelir ve iç varlığı kaplar; dış varlık denilen ise…

İntegral Düşünce mi?
esinti / 07 Mayıs 2012

S.Bu dehşetlere son vermenin bir yolu var mıdır? Maharaj: Daha çok sayıda insan kendi gerçek doğasını bildikçe,onların,çok süptil de olsa,etkilei egemen olacak ve dünyanın duygusal atmosferi tatlılaşacak.Halk liderlerini takip eder ve liderler arasında kalben ve zihnene büyük ve kesinlikle çıkar peşinde olmayan bazıları çıktığında,onların yoğun etkisi bu çağın katılıklarını ve suçlarını olanaksız kılmaya yetecektir.Bir yeni altın çaü gelebilir ve bir süre devam edebilir.ve o kendi mükemmelliğine yenik düşebilir.Çünkü gel-git dalgası en yüksek noktasına ulaştığında ,geri çekiliş başlar. S:Kalıcı mükemmellik diye bir şey yok mudur? M:Evet vardır.,fakat o tüm mükemmel olmayanları içerir.Gerçek doğamızın mükemmelliği her şeyi olası,idrak edilebilir,ilginç kılandır.O hiç ıstırap bilmez,çünkü o ne beğenir,ne beğenmez,ne kabul ne reddeder.Yaradılış ve bellek iki kutupludur ki onların arasında o,durmadan değişen modelinin örer. Eğilimlerden ve tercihlerden kendininizi kurtarın,kederle yüklü zihin artık olmayacaktır. S.Ama ıstırap çeken yalnız ben değilim.Başkaları da var. M:Siz,onlara arzularınız ve korkularınızla gittiğinizde,sadece onların kederlerine keder eklersiniz.Önce kendinizi ıstırap çekmekten kurtarın ve ancak ondan sonra başkalarına yardımı umut edin.Umut etmenize bile gerek yok-sizin mevcudiyetiniz dahi, bir insanın hemcinsine verebileceği en büyük yardım olur. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Integral teori bundan farklı bir şey söylüyor mu sizce?? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Maharaj her şeyin en sade mekanizmasını söyler. Harika bir alıntı ve integral teoriylle örtüşür…

Zihin aracımız olmalı, patronumuz değil
esinti / 16 Aralık 2011

Zihnin amaca ihtiyacı vardır. Gerçek olmayandan kendini kurtarması için karşılığında ona bişey vaadedilir. Gerçekte bir amaca ihtiyaç yoktur. Sahte olandan kurtulmak başlı başına yeterince iyidir, bir ödül istemez. Bu tıpkı temiz olmak gibidir- kendi kendinin ödülüdür bu.(Maharaj) İşte aşağılarda biyerde Einstein’ın Tanrının zaratmayacağı konumunda takılmasınasebep olan durum tam da Maharajın bu tespitiyle açığa kavuşuyor. Amacı zihin istiyor.:) ** Günaydınnn frekanslar,bu hissetme olayı (duygu değil, dokunma değil görme değil,duyma değil yalnız başına), ne olduğunu, işe hangi organların karıştığına dair bi türlü net fikir sahibi olamasam da her geçen gün hayatımın daha da merkezine oturuyor. Ne yapacağız bilemiyorum. Hissetme arttıkça benim( kendi bilgi ve düşünce kapasitem) fonksiyonum küçülüyor. Zm: büyüteç sembol dilinde benim için ayrıntıya girmek..ayrıntıda özü görmek demek..ki öz o duyguda saklı bence..çok mahrem olduğundan gizleniyor.. büyüteç(ayrıntı) hassasiyetin simgesi..ancak hassaslaştığım şeylerde detayları görebilirim ve de…tayları görebildiğim yerde hassaslaşabilirim..bence çook önemli..duygu anahtarı büyüteç demiş olsam yanılmız olmam, biliyorum çünkü kalbim ve duygularım tanımlı..bütünden parçaya gitmek çabuk kavratır lakin parçadan bütüne gitmek hissederek kavratır..ben hissederek kavrayanlardanım..herkesede tavsiye ediyorum..çünkü hücrelerime siniyor ve bana mal oluyor…şeksiz şüphesiz hale geliyor..bilgi erk kazanmış oluyor,ondan sonra ben fark etmesemde hücremdeki o bilgi çoktan yayına geçmiş oluyor.. sa: Pek katılmıyorum bu tanımına (senin kendini anlatışın tastammam doğru, gözlemlerime uyuyor)…

Ben o Ben-im
esinti / 14 Aralık 2011

Her birimizin içinde bir büyücü-o ben-im var. Ancak o ne zaman dışarı çıkar biliyor musunuz? Tüm öğrenilmiş çareler tükenip, ölümden önceki tüm zaman bittiğinde, “buraya kadarmış”sözleri dudaklarınızdan döküldüğü an (üstelik artık ne üzüntü ne korku ne de umut yılanı yoktur bu sözlerin tınısında-belki çok hafiif bi hüzün), işte tam o AN, büyücü benliğiniz ortaya çıkar, gerekeni şimşek hızıyla yapar. Gözlerinizle takip etmeyi ummayın bile! Sadece o geri yerine (içinize) döndükten sonra değişen durumu görebilirsiniz. Hayretle ağzınız açık kalır. Orada bi şey olmuştur ama nasıl? :)))) (not. dikkat edin ağzınıza sinek kaçmasın) FY: Çoğumuz defalarca deneyimlemiştir de süreklilik için gereken yolu tarif etmek gerek. sa: e işte süreklilik için bi yol keşfedemedik çünkü yakıcı hırs ve arzulardan yoksunuz bazılarımız. Önümüze fırsatlar çıkıyor fakat büyücünün yolundan sa bilgeliği/özgürlüğü seçiveriyoruz 🙂 Üstelik Büyücülük zaten cepte, bi gerek bi tehlike anında gerekeni yapıyor o zaten:) Ek: İçsel söyleşiyi durdur, yükünü hafiflet, kaybedecek şeyin kalmasın, zihinsel tanımlarını unut, inançlarını ve gereksiz bağlarını kopart. Boş bir deney tüpü gibi ol; malzeme hazır olduğunda hemen reaksiyona girebilecek gibi… ** Bazıları savaşçı’yı insanlıktan çıkarıp tanrılaştırmak istiyor. İnsanlar neden bi şeyleri tanrılaştırır biliyo musunuz? Erişebilmeleri mümkün olmaktan çıksın ve kendileri de yan gelip yatıp çocuk yapsınlar diye 🙂 **…

Komşu kızı ARZU
esinti / 07 Kasım 2011

İnsan kendini bilmek için karşıtıyla yüzyüze gelmelidir-kendisi olmayanla. Arzu deneyime götürür. Deneyim de ayırt etmeye, bağımlılıklardan kopuşa, kendini biliş’e götürür-yani kurtuluşa. Ve kurtuluş nedir zaten? O doğumun ve ölümün ötesinde olduğunuzu bilmektir.  ÖZ’ün dışında hiçbir şey yok. Her şey “bir”dir ve Ben-im herşeyi kapsar. O uyanıklık ve rüya hallerinde kişi olarak tezahür eder. Derin uyku ve turiya halinde o ÖZ Varlıktır. Turiya’nın, uyanık ve keskin dikkat halinin ötesinde ise En Yücenin büyük, sessiz huzuru uzanır. (Maharaj) Turiya: Buda gibi tekamül düzeyi yüksek varlıklara özgü şuur hali ** “Biricik” olan yanlarımız değişir, dönüşür, ölür ölür dirilir ancak “ben-im” hiç değişmeyen, herşey yapabilmeye muktedir yanımız (belki istencimiz), öylesine parlak ve keskin bir sevinç 🙂 Harika bi oluş içinde bulunuyoruz. Gerçekten büyük bi onur bizim için. ** İstediğiniz an “ezik” durumdan çıkabilirsiniz (denediğim için eminim). O Ben-im, bir zamandır giymediğiniz bi giysi gibi dolabınızın içinde asılı duruyor. Eminim kıyıp onu kimselere veremediniz 🙂 Hemen şimdi onu alıp giyebilirsin. Ben, o ben-im. Dirayet göster ve yap. Kimse senin yerine onu yapamaz. Elbiselerimizi sadece bebekken annemiz seçerdi! 🙂 ** Sana yapılan (kendin bile yapsan) tüm tanımlamaları, yabani bi atın üstündeki şeyleri fırlatıp attığı gibi at! Kondurma bişeyi üstüne, su damlalarının ördeğin tüylerinden kaydığı gibi akıp…

Parçalamak ne için?
esinti / 02 Kasım 2011

Ama bir anlamda Atlantis zamanında, hepimiz biraz saf ve deneyimsiz olarak, hepimiz Ruhun çocukları olarak oynadığımız o büyük oyunu oynarken dedik ki, “Hadi şunu alıp havaya uçuralım.” Çocukken bunu yapmadınız mı? Küçük kamyonlarınızı ve oyuncaklarınızı alıp parçalamadınız mı? Bu çok eğlenceliydi! Bu inanılmazdı! Bum – parçala! Ve ne oldu? Eh, o zaman daha büyük ve daha güzel bir oyuncak geldi. Oynayacak daha büyük bir oyununuz oldu. Diyor Tobias (tıklayınız)… Bilim de hep parçalıyor, Felsefe de. Sebep ne peki? Sebep bileşenleri tanımak, daha da sadeleştirirsek; MERAK! Peki tüm parçalamalar merak saiki ile mi? Değil galiba, yok etmek amacı ile kızgınlık ve nefretle de parçalarız bazen. O halde parçalamakta niyet önemli galiba? Peki “Kızgınlıkla” yok etmek isteyen neden kızmış olabilir? ** Özgürlük nedir biliyo musun (bu yaşa geldim, öğrendiğim ve hala bu fikirde olduğum şey); bi seçim yaptığında seçmediğini kesin biçimde öldürmektir. Eğer seçmediğin olasılık hala aklında kalırsa, tüm hücrelerini gizli gizli değil alanen zehirler ve hızla ölüm yolcusu olursun. not: Kesin biçimde öldürmek ise yakmak ile mümkün gibi görünüyor. Hani denir ya “gemileri yaktım”! Yani geri dönüş ümidini ortadan kaldırdım anlamındadır bu. ** İnziva sedece geçici bir süre için sessizlik ve doğanın natural (artı eksi yük taşımayan doğallığı) ile arınmak, bi…

Zihnin ölümü bilgeliğin doğumudur
Felsefe ve Kuantum / 20 Aralık 2008

  Soran: Gerçek olanı görmek nedir? Maharaj: Gerçeği görmek diye bişey yoktur. Kim neyi görecek? Siz ancak gerçek olabilirsiniz – ki zaten o’sunuz. Sorun sadece zihinseldir. Sahte düşünceleri terk edin, bu yeter. Doğru fikirlere ihtiyaç yok. Çünkü doğru fikir yoktur. S: Öyleyse neden gerçeği aramaya teşvik ediliyoruz? M: Zihnin amaca ihtiyacı vardır. Gerçek olmayandan kendini kurtarması için karşılığında ona bişey vaadedilir. Gerçekte bir amaca ihtiyaç yoktur. Sahte olandan kurtulmak başlı başına yeterince iyidir, bir ödül istemez. Bu tıpkı temiz olmak gibidir- kendi kendinin ödülüdür bu. S: Kendini-biliş bir ödül değil midir? M: Kendini-bilişin ödülü kişisel ben’den kurtuluştur. Siz bilen’i bilemezsiniz; çünkü bilen sizsiniz. Biliş olgusu bileni kanıtlar. Başka kanıta ihtiyacınız yoktur. Bilinen’in bileni bilinebilir değildir. Tıpkı ışığın ancak renklerin içinde bilinebildiği gibi, bilen de bilginin içinde bilinir. S: Bilen ile bildiği, onlar bir midir, iki mi? M: Onlar her ikisidirler. Bilen tezahür etmemiş olan, bilinen ise tezahür etmiş olandır. Bilinen daima devinim halindedir, değişir, kendine ait bir şekli, bir yerleşim yeri yoktur. Bilen ise tüm bilginin değişmez destekleyicisidir. Birinin diğerine ihtiyacı vardır, fakat gerçek ötededir. Gnani (bilen) bilinemez, çünkü bilinecek bir kişi yoktur. Nasıl evren herşeyi içerdiği için onun hakkında hiçbişey söyleyemezsiniz, bir gnani hakkında da hiçbişey söyleyemezsiniz; çünkü o…