Anne, Anna ve Anadolu
Anadolu-Sümerler-şaman / 13 Kasım 2009

Burak Eldem     İstediğiniz kadar televizyon dizilerini izlemediğinizi söyleyin; elinizde kumanda cihazıyla kanallar arasında beğenilerinize göre bir şey bulabilmek umuduyla dolaşırken, bir iki dakikalığına da olsa, mutlaka en az bir diziye gözünüz takılıp kalıyor. Televizyon yayıncılığı öyle bir hale geldi ki zaten ülkede, büyük ulusal kanalların yayın akışları neredeyse tümüyle diziler ve onların aralarına alınan reklamlardan oluşuyor artık. Ben de yakın zamanda kumanda cihazının tuşlarında gezinip ele gelir bir film bulmaya çalışırken, bir anda Adanalı adlı dizi ilişti gözüme. Fragmanlarını daha önce görmüştüm ama dizilerle aram iyi olmadığı için hiçbir merak ve ilgi duymamıştım açıkçası. Yakalandığım sahneyi birazcık izlemek de yetti. “Adanalılık” kavramının nasıl olup da zaman içinde kaba saba, maço, kavgacı ve muhafazakâr bir prototiple bütünleşir hale geldiğini; daha doğrusu yaygın olarak bu modele paralel biçimde algılanır olduğunu düşünmeye başladım ister istemez. Çocukluğumdan itibaren birçok Adanalı dostum, arkadaşım oldu. Aradan çok uzun zaman geçti de belleğim mi beni yanıltıyor bilemiyorum ama benim tanıdığım Adanalılar, her şey bir yana, zevk sahibi, görgülü, eğlenceli, hayattan tat almayı bilen insanlardı. Kent hayatının içinde olup da maçoluğa, kabalığa prim veren bir Adanalı’yla karşılaşmamışım hiç bugüne kadar; belki rastlantıdır, bilemiyorum. Adana’ya gitmeyeli uzun yıllar oldu gerçi ama eski günlerden aklımda kalan, Babamla birlikte Onbaşılar’da…