Ama bu tam bir peri masalı

Şimdi “Ama bu tam bir peri masalı.” diyeceksiniz. Ah, öyle ama peri masalları ne harikadır! Bilirsiniz, bazen bu masalları okursunuz ya da bu konuda filmler var artık. Sinemadan çıktığınızda ya da kitabı bıraktığınızda, “Güzeldi ama yalnızca bir peri masalıydı” dersiniz. Ama o süre içinde ne olduğunu size söyleyelim. İnsan duyularınızla dokunamama ya da tadamamanız, Dünya’da -fiziksel olarak- elle tutulur olmamaları, gerçek olmadıklarını göstermez. Tümüyle gerçektir. Ve bugün size iletmek istediğimiz tek nokta varsa, o da tümüyle gerçek olduğu konusudur. Düşünceler, imajlar, rüyalar, peri masalları –hepsinin de bir etkisi vardır. Belki, gerçek olabilmesi için belli fiziksel özelliklerin olması gerektiğinden bahisle, gününüz bilmi ya da fiziği bunu gerçek olarak nitelemiyor. Ama gerçeğin, düşündüğü şey olmadığını bilim bile buluyor. Ve bunu bulmaya devam edecekler. Yeni bir fizik türünü gösteren inanılmaz ve şaşırtıcı keşifler yapacaklar. Ve biz de buna “Yeni Enerji Fiziği” diyeceğiz. Gerçek olması için madde halinde bulunmak gerekmiyor. Ve siz soruyorsunuz: “Tobias’ın kulübesi ne kadar gerçek? O bir peri masalı mı?”. Ah, evet öyle. Ama gerçek tam içine inşa edildi. Her ne kadar sizin dünyanızdan değilse de, sizin dünyanızı etkiliyor. Daha önce, laboratuar/laboratuarlarınızın bu dış katlarda olduğunu söylemiştim. Bu dış katlara, fiziksel olmayan katlara girersiniz. Ve bir çok çeşidi vardır. Değişik şekilleri…

SİBEL ATASOY İLE SON ROMANI “LANİAKEA” ÜZERİNE…

Her kitap her okuyucusuyla bir daha yazılır. Hayal dünyanıza yol verin, o da gerçekliğinize yol verecektir.  Me ke aloha pau ole (sonsuza kadar dost kalalım.) Sibel Atasoy Sibel Atasoy’un son romanı LANİAKEA – Anayurt Lemurya Üçlemesi –Birinci cilt olarak Cinius Yayınlarından çıktı. ”Şimdi unuttuğumuz her şeyi yeniden hatırlama zamanı” diyen yazar, bu kitabıyla zihin ötesi bir yolculuğun ve yeni bir dünyanın kapılarını açıyor bizlere. Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz küçük bir söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz. Yazma motivasyonunuz nedir? -Kısaca, “ne yazabileceğim konusunda merak” diyebilirim. Laniakea’yı yazarken kurguyu önceden mi belirlediniz yoksa olay örgüsü siz yazdıkça mı gelişti? -Önceden plan yapmayan bir yazar olduğum biliniyor zaten, Laniakea’da da böyle oldu. Sadece genel bir fikrim oluyor yazma kararı aldığımda, yazdıkça vizyonlar görmeye başlıyorum ve hatırlayabildiğim kadarıyla onlardan lineer lisanımıza aktarıp, zaptı rapt altına almaya çabalıyorum. Bundan yüzyıl sonra Laniakea’ nın nasıl algılanacağını düşünüyorsunuz? -Öngörüleri hiç de boş değilmiş diyebilirler. (Gülüşmeler) Bu kitabı kimler için yazdınız? -Bu kitabı, meraklı, keyifli, sevinçli, her yaştan ve her zümreden okurlar için yazdım, okumak istediğim gibi bir kitap yazdım diyelim. Laniakea’ da günümüz ve gelecek hatta çok boyutlu alanlar arasında gidip geliyorsunuz.  Bu gelecek bir kurgu mu yoksa yazma sürecinde bahsettiğiniz vizyonların bir ürünü mü? -Hiç hesapta yokken araya giren bir…

Bilim-Kurgu ve Fantastik kurgular konusuna devam

Bilim kurgu çok çeşitli alt türleri ve temaları içerdiğinden tanımını yapmak zordur. Yazar ve editör Damon Knight “bilim kurgu söylediğimiz zaman gösterdiğimiz şeydir.” demiştir. Yazar Mark C. Glassy tarafından yapılan bir tanımlama bilim kurgu tanımını pornografiye benzetir:”onun ne olduğunu bilmezsiniz ama onu görünce tanırsınız.”. Vladimir Nabokov eğer tanımlamalarımızı çok dikkatli yaparsak William Shakespeare’in The Tempest adlı oyununun bilim kurgu olarak kabul edilmesi gerektiğini söylemiştir. Bilim kurgu yazarı Robert A. Heinlein’e göre bilim kurgunun kısa ve kullanışlı bir tanımı: ” gelecekteki olası olaylar hakkında, tamamen, gerçek dünya, geçmiş ve gelecek ile ilgili yeterli bilgiye, doğa ve bilimsel yöntemin tam olarak anlaşılmasına dayalı gerçekçi kurgular” dır. Rod Serling’in tanımı şöyledir: “Fantastik imkânsız’ın olası yapılmasıdır. Bilim kurgu ise olanaksız’ın mümkün kılınmasıdır.” Lester Del Rey ise şöyle yazar: ” Sadık bir hayranı bile bilim kurgunun ne olduğunu açıklamakta zorlanır,tam ve tatminkar bir açıklamasının olmaması ise bilim kurgunun kolayca tanımlanabilecek sınırlarının olmamasındandır. Bilim kurgu bir yandan gelişmeyi ve gelecekteki teknolojileri eleştirirken, bir yandan da yeni fikirler ve yeni teknolojiler oluşturur. Bu konu bilimsel çevrelerden ziyade edebi ve sosyolojik olarak tartışılmıştır. Sinema ve medya kuramcısı Vivian Sobchack bilim kurgu filmi ile teknolojik hayal gücü arasındaki diyaloğu dikkatle gözden geçirir. Teknoloji sanatçıların kurgusal konuları betimlemesine etki etmez ancak…

Görünmezlik Pelerini Giymek

“Daha iyi bir fikrim var,” gülümseyerek motosiklete yaklaştı, sanki üzerine eğilir gibi oldu ve sonra puffff… Motosiklet ortadan yok olmuştu. “Bu nasıl oldu?” Gözlerine inanamıyordu kadın. “Sihirbazlık, ufak bir gösteri.” Kıkırdadı adam. “Peki nereye gitti?” “Hiçbir yere. Halen burada duruyor. Sadece görünmezlik pelerini giydi.” O kadar rahattı ki tavırları, gülüşü, sözleri, kadın bunu gerçekten olağanmış gibi hissetti. Motosikletin az önce durduğu yere gitti, eliyle bacağıyla çemberler çizip bir kaç tekme savurdu ama ortada sadece bir boşluk vardı işte. “Boşuna debeleniyorsun, iyi ki şu yeşil evin balkonunda çamaşır asan kadın seni görmüyor,” dedi adam kahkahaları arasında. “Ben de motosikleti görmemekle kalmıyorum, ona dokunamıyorum bile!” dedi kuşkulu bir ses tonuyla. “Seni daha fazla merakta bırakmak istemem, bu sihirli bir şey değil. Motosikletin titreşim hızını biraz yükselttim, dolayısıyla onu artık göremeyiz ama emin ol yerinden bir santim kıpırdamadı.” Laniakea’dan alıntı

Varlığın Kuantum Alanı

“Fizik bedeninin burada bulunuşu sana hatırlama konusunda tam bir avantaj sağladı diyebiliriz; çünkü diğer gezginler gibi rüya bedeninle gelmiş olsaydın bu hatırlamanın bir garantisi olmazdı. Her varlığın kendi konumunun frekansına uygun olan bedeni -fizik beden diyorsunuz buna- o konum için esastır ve çok özeldir.” “Neden?” “Çünkü o, belirgin konumun frekanslarına uygun olacak şekilde programlanmıştır, yani onun sayesinde deneyim yaşayan bir varlık olarak onurlandırılmışsın anlamına geliyor. Bir gezegene doğduğunuzda, ilk nefesi aldığınız an varlığınızın kuantum alanı, gezegeni çevreleyen kristalimsi kabuğa bakar ve DNA nızın verim oranını gezegenin enerjisine ayarlar. Bu kabuk ise kolayca tahmin edebileceğin gibi o gezegende yaşamış herkesin enerjilerini ve tarihini barındıran bir bellektir.” Laniakea‘dan alıntı

“İnformatif” bir kitap

285 Sayfa “SIR mıSIR” ya da “Sır Mısır” sıkıştırılmış zamanlarda okumama rağmen, kısa süre içinde bitti. Tatil döneminde okunası lezzette ve başarılı “informativ” bir kitap. Zemin, Kenan’a yarenlik edecek çocuk … Daha ilkokul çağında, tabiriyle “bacak kadar çocuk” ama dilinden akan ifadelere bakın … “Neymiş seni okuldan soğutan başka şeyler?” Aklımdan taciz, dayak filan gibi şeyler geçiyordu ne yalan söyleyeyim. Sahipsiz, fakir çocuklar ne de olsa. “Immm … Nasıl söylesem bilmiyorum ki …Immm …” “Yeter ımmmladın ama.” Korkmaya başlamıştım. “Bunu söylemesi zor. Hani bir şey hissedersin, ama birine anlatmak için davrandığında rüya gibi kaybolur ya elinden. işte öyle. Abi, ben okulda öğrettikleri şeylerin bana zarar verdiğini sanıyorum. Dur kızma hemen. Yani belki iyi niyetle yapıyorlardır, ama insanın düşlemesini öldürüyor bunlar. Hani ne diyorlar; fast food muydu, yani hazırlop acele şeyler. Herkese aynı şey. Bakalım herkes ayni şey yemek isteyecek mi? Kimsenin bunu düşündüğü yok.” Bende oluşan duygular:

Her uyandığımda daha iyiydim.

Üzerimde son bir haftadır enteresan bir şekilde negatiflik yüklüydü. Laniakea okuyarak ve bolca uyuyarak iki gündür daha iyi hissediyorum. Kitap çok güzel bitti, merakla bekleyeceğim ikincisini. Laniakea önceki kitaplardan daha farklıydı. Daha çok odaklanıp okumak gerekiyordu. Kitabın en çok beni etkileyen yönü belki bana öyle geliyordur 266. Sayfada Kuantum ve kendi düşüncelerimiz ile ilgili sözler. Muhteşem kesinlikle eğer anladığım gibiyse ya da ben ilk kez aydım. Yani kuantumu anlamak için kendimize ve düşüncelerimize bakmak yeterli. Kararlar, seçtiklerimiz, seçmeyip öldürdüğümüzü düşündüklerimiz, seçmeyip hayal ettiklerimiz, geçmişi geleceği düşündüklerimiz hepsi hepsi hem var hem yok. Karakterler çok iyi. Po köyü sakinleri varlıkları güzel anlatılmış hayal edebildim. Bazı yerlerini anlamadım tabii doğal olarak birkaç kez okumam gerekti. Ama Serap’ın da dediği gibi hissettirdikleri önemli bazen ya da bıraktığı tat, koku işte her ne ise. Zamanı gelince düşünceler bulur yerini. Po köyü sakinleri ile Urban Shaman prensiplerini önce karşılaştırmak istedim. Yani kim kimdi bakayım diye ama kitabı öyle okuyup devam etmek istedim. Uzun zaman oldu. Benim okuyuşum hem aşina hem yabancı okuyuşu oldu. Ama şunu söyleyebilirim ki yeni okuyan biri Po karakterlerini ayrımsayamayabilir. Laniakea hepimizin bütünlük içinde olduğu yer evet, prensipler evet. Rüyaları ve çok boyutluluğu 2037 de ki o sıvı tank olayı biraz daha somutlaştırdı. Sanırım şapkalı ayı örneğinde…

Farklı evren versiyonları

Dr. Hugh Everett tarafından Princeton Üniversitesinde mezuniyet tezinde geliştirilen fikir temelde belirli bir anda evrenin sayısız benzer örneklere bölündüğünü varsayıyor. Ve sonraki anda, bu “yeni doğan” evrenler benzer tarzda bölünüyorlar. Bu dünyaların bazılarında, tek bir evrende bu makaleyi okuyarak veya bir diğer evrende TV izleyerek var oluyor olabilirsiniz. Everett bu dünyaları çoğullaştırmanın tetikleyici faktörünün eylemlerimiz olduğunu açıkladı. Eğer bazı seçimler yaptıysak, anında tek bir evren sonuçların iki farklı versiyonuna bölünüyor. Laniakea gri sayfalardan

Zekânın mizahla görünen incelikli yüzü

“Son demlerin bizi kıskıvrak boğuntuya getirdiği ülke ahvalinin psikolojisi en iyi tanımla koyu gri( siyah demeye dilim varmıyor 🙂  Darbedar hale savrulmadan bir öncesi de açık griydi sanki. O zamanda okuduğum Sibel Atasoy’un kitabı o grilikte ışınlı şavkımalar yaratmıştı içimde. 2037’nin Türkiye’sini de içinde barındıran çok boyutlu bir kurgusu var, aynı zamanda bir bilim-kurgu. Dedim ki için için, yahu tabii ki böyle ışıklı bir gelecek bu kafalarımızın içinde oluşabilmeli, gerçek dediğimiz realite zaten bilim alanında da muğlak bir yere savruldu kuarklarla ama bizim kafamızın içindeki rasyonel akıllı mahkumiyet , bu kitaba kendi açılışımızla kalkabilir, umutlu kurgulara açılabilir, kendimizin de dirimli kurguları kurmamızı sağlayabilir ve gerçekliği silkeleyebilir. Bu yaklaşım belki uzak açılı bir yarar üstüne kurulu ki ben o uzağı yakın gibi düşünüyorum, ama en kötü ihtimalle ruhumuza ve hapise girmiş vizyonumuza devrimci umutkâr bir nefes aldırabilir. Üstelik de bir ağaçla iç içe geçivererek yutulmuş bir adamın gizemli ölümünün peşinden de çok boyutlu, merakla kovalanan bir yolculuğa da çıkarıyor insanı. Ayrıca fizik dünyasının kuantum alanına ilgi duyanlar için de çok zevkli bir okuma oluyor, zekânın mizahla görünen incelikli yüzü de benim edebiyat metinlerinde zevkimin debisini arttıran bir yön. Ben Lemurya dünyasına kadar bizi sürükleyecek olan diğer bölümleri de merakla bekliyorum, ama bunu…