Aşkınlığın Simgesi Olarak Kuş
Rüya/Psikoloji / 09 Ekim 2013

Aşkınlığın Simgesi Olarak Kuş “…Jung’un ruhun aşkın işlevi dediği şeyle insan en yüksek ereğine, kendi kişisel benliğinin tam gerçekleşmesine ulaşabilir. İnsanın aşkınlığa doğru olan çabalarını temsil eden semboller bilindışının içeriklerinin bilince ulaşmasına yardım edecek araçları hazırlarlar, kendileri de bu içeriklerin etkin ifadesidir… Bu simgelerin en arkaik düzeyinde şaman-büyücü Hilekar ile karşılaşırız. Gücü kendi bedenini terk ederek bir kuş halinde bütün evreni dolaşabilmesinden gelir. Bu olguda kuş aşkınlık için en uygun motiftir… Sezginin kendine özgü doğasını belirtir. Bu tür güçlere ilişkin kanıtlar yontma taş devrinde bile bulunabilmektedir. Joseph Campbell’in yazdığına göre Lascaux’da Trans halinde yatan kuş maskeli şaman resmi bulunur… Şamanlar ve kuşlar aşkınlığın simgeleridir ve çoğunlukla birbirine bağlıdır… Sibirya’da şamanlar şimdi bile kuş giysileri giyerler ve birçoğu annelerinin onlara bir kuştan gebe kaldığına inanır. Böylece şamanlar insanın gözüne en fazla bir kez görünen ulu güçlerin kutsanmış çocuğudur…” Kuşlu Kadın- Karamürsel 2013- Yağlı Boya

Emir demiri kesiyor mu?
esinti / 07 Nisan 2012

Emir demiri kesiyor mu? Örneğin babam, anneme fareden korkmayı yasaklamıştı! Çocuk halimde bunu anlayabilmem pek mümkün değildi ancak gerekçesini hatırlayabiliyorum: “çocuklarının fareden korkmasını engellemek istiyordu” Ben bu etkilenme yaşını geçmiştim herhalde (+6) fakat kardeşlerime yararı dokunmuş olabilir. Neden kuştan korkulmuyor da fareden korkuluyor? Çünkü kuş evin içine yanlışlıkla girse bile çıkmak isteyen bir hayvan oysa fare evin içinde kalmak istiyor. Bu meseleyi çözmek istiyorum. Örneğin kobay olarak neden kuş değil fare kullanılıyor? Bülent S belki de kuş un beynimizdeki kodu veya çağrışımı hoşumuza gidiyor,fare için de tam tersi…şimdi hedef ikisini aynı ölçüde birbirinden farksız görebilecek bir bilinç düzeyi mi? Sibel Atasoy ‎”kuş beyinli!” derler halk ağzında velakin biz yine de ona özeniriz sanırım kanatlarından dolayı. Rüya Güya Farenin genetik yapısının, insanınkine yakın olduğunu duymuştum. Hanife A biz, bizden önceki atalarımızın (soy ağacımızdaki ) genetik mirasının tümüne sahipsek, yani soy ağacının tamamıysak önermesinden yola çıkarsak şöyle diyebiliriz..fare kemirgen bi yaratık ve muhtemelen çok eski çağlarda barınma açısından çok korunaklı yaşayamayan insanlara bu anlamda bir rahatsızlık ve korku vermiş olabilir..bu da doğal olarak günümüz de bize benzer duygular yaşatıyor.( bu arada çözmen gereken meselenin fare mi yoksa emir demir mi olduğunu anlayamadığımdan fareden girdim ben olaya:)) genetik yapıları insanla ileri düzeyde benzermiş…

ÖL ya da ÖZ
esinti / 04 Şubat 2012

OL ile ÖL gibi birbiriden 180 derece farklı anlam algıladığımız iki kelime arasında yalnızca iki minik nokta olduğuna aydığımda, arkası çorap söküğü gibi gelmişti.  Bi kuşun tam olarak hangi taşla isabet aldığını bilemiyorsunuz, bilseniz de ancak devrenizin (spiralin) sonraki bi dönüşlerinde olabiliyor. Biçok insan hayatları boyunca bunu bilmeden göçüp gidiyorlar (çok meşguller). Zaten o her bi kuşa isabet eden taşı mevcut insani kapasitemizle bulabilmeye ömür yetmezdi! Demem bu değil, bi iki tanesini tespit edebildiğinizde o bütün kuşlara ve taşlara ait bi ayma yaşanmaya başlıyor. Bu aymaların getirisi bazen sevinç bazen de kabulsüzlük hissi yaratsa da zamanla (o yere düşen) taşlar yerine oturuyor. Örneğin az önce balkonda aniden aklıma ilk kez “ya istiklal ya ölüm” cümlesi geldi. Şimdiye kadar bi kere bile gelmemişti. İlk sahibi kim diye aratmanın manasızlığını biliyordum (herhalde onbinlerce yıldır farklı yerlerde söylenmiş olmalı) ama yine de bebecik internette arattım, Türkçe arattığım için Atatürk’ü, Kazım Karabekir’i filan işaret etti. Herneyse bu değil önemli olan! Önemli olan cümlenin keskinliği! Anlıyoruz ki Ölümü göze almadan özgürlük yok! Bu kez iki kelimeyi de “Ö” çekiyor. ÖL ya da ÖZ Hayat oyununa bi bulmacaymış gibi bakmaya başladığınızda, şaşıp kalmamak mümkün olmaz. Ha bi de hayranlık ve aşk. Başka bi duygu türetebileceğinizi sanmam…

Simurg Efsanesi
Blog / 28 Mayıs 2009

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka ya da batıda bilinen adıyla Phoenix ), Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir… Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Uç uçabilirsen…
Rüya/Psikoloji / 04 Şubat 2009

Uçabilmek için iki kanat lazım, tek kanatla uçulmuyor. Jung, Analitik psikoloji kitabının Eros Kuramı bölümünde bir nevroz vakasının hikayesini ve yüksek olasılıklı çözümünü yaptıktan sonra Nevroz kavramını açıklamaya gayret etmiş ve bunun nevrozlu kişide birbiriyle çatışan biri bilinçdışı iki eğilim olduğu sonucuna varmış. İnsanın kendine karşı bu bölünmesinin uygar insanın mümtaz tavrı(!) olduğunu ve nevrotik kişinin, doğa ile kültürü kendi içinde uyum durumuna getirmek zorunda kalan, bölünmüş kişi olarak tariflemiş. Ve aslında bunun normal bir geçiş süreci olduğunu da düşünüyor sanırım; çünkü “kültürün gelişmesi, bildiğimiz gibi, insanın içindeki (kapsadığı) hayvanın derece derece boyunduruk altına alınmasıyla olur, bu bir ehlileştirme sürecidir” diye sürdürmüş tanımını. Nevrozun pek çok kez “cinsellik sorunu” ile tetiklendiği bulgulanmışsa da Jung bunun kapsamını daha genişletiyor (sanırım Freud’u aşan kısmı budur) ve diyor ki: “Bugün biliyoruz, uygarlığın zorlamalarıyla çatışan sadece hayvansı yanımız değildir, bilinçdışından yükselen yeni fikirlerdir çoğu zaman; bu fikirler de, içgüdüler kadar baskın uygarlıklara aykırı düşmektedir.” Yani anladığım kadarı ile insan sadece o devirde ya da şu anda değil herzaman, her yerde ve devirde, iki dehşetli baskı arasında kalmakta; biri kapsadığımız (hayvansı) alandan, diğeri ise kapsandığımız (göksel ya da tinsel denilebilir belki) alandan gelmekte ve bizim üzerimizde, tam o noktada birleşip kaynaşmaya çalışmaktalar. İşte bu durum bana (aniden); kuşun uçmak…