Örtük ve Belirtik arasında
Blog , Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 18 Ekim 2017

Fiziksel ya da moral fark etmez kurallar ve kanunları ve onların ait olduğu sistemleri, olayların kontrolümüzde olduğu hissini bize verdikleri için seviyor ve destekliyoruz. Pek de yanlış sayılmaz zaten. Fakat beni güldüren bu değil. Beni güldüren, tüm gücümüzü o sistem ve içeriklerini sabitlemek için kullanıyor oluşumuz. Bunu yaptığını bilmeyen çok büyük nüfusa gülmüyorum tabi, bile bile lades olanlara -örneğin benim gibi- gülüyorum. Çok abzürd * Efsaneler, bir ip üzerindeki düğmelere benzerler; her biri bir sonrakine bağlanır. Hawaii’den Her bir düzey öncekine göre örtük ama ardından gelene göre belirtiktir. Evrim önceleri saklı olanı görünür kılan bir dizidir.

Barış Ararken…

Barış adeta bir güneş gibi anlayıştan doğar, bilinmeyenden korkarak batar. sa İşte bu sebeple 3B dünyasında barış ve savaş birbirlerini gece ve gündüz gibi şaşmaz bi kararlılıkla takip eder. Ta ki bilinmeyenden zevk alana kadar devam eder. Sürprizlere açık olmak, yaratıcı 5B boyutunun temelidir. Sonsuz, tanımsız yaratıcının, sonsuz şefkatini bir kere hissettiğinizde, bilinmeyene karşı hazırlıklı olma telaşı kaybolur, şu an ve burada mantıksız (!) bir güven kaplar içinizi. ‘Yıldızları görmek için belirli bir karanlık gereklidir.’ Demiş Osho İşte her şey bundan ibaret. Bilinçle bilinçaltı perdelemesi, bu sebepten oluşturulmuş bi oyun. Hızlanmak için… Şimdi ben Barış isterken, anlayışı derin biri çıkıp “işimizi yavaşlatıyorsun Sibel” derse ona “evet aynen kardeşim” derim * Sebepleri anlamak, anlayışta derinlik kazandırır. En azından bana öyle oluyor:) İç görülerimle (yüksek benliğimle) bağlantım hep iyidir ve çoğu kez de onun yol göstericiliği ile yaşadım, sadece böyle de yapabilirdim ama doğam başka türlüsünü gerektiriyordu, buna ilaveten sebep-sonuç ilişkileri kurarak mantığımı da ikna ederek, çift dikiş ilerledim. Her birimiz benzersiz kendi dinimize (hayat yolu) sahibiz. Halleri deneyimlemek icin sebep sonuc analizi gerekmiyor ancak o haller de tipki ruya gibi kontrolsuz dolasimlar ve cok hos tabi bi yaniyla. Ancak HALden makama transfer icin bilincli cabalar gerekiyor güm üstatlar da bunu desteklemisler. Zaten…

Yıldızlar Kanımın İçinde Dolaşıyor!
esinti , Felsefe ve Kuantum / 28 Ağustos 2013

Determinist olmama hali, kuantum TEKİNSİZLİĞİnin ilk örneğidir diyor H.Pagels. Bu, bilinemeyecek ve kestirilemeyecek fiziksel olayların varlığı anlamına geliyor. Kuantum teorisinin determinist olmaması, neyin bilinebilir, neyin bilinemez olduğu konusunda bir ilke sorunudur, bir deney tekniği değildir. Einstein’ı sıkan da budur. Çünkü O, “yaşlı adamın” her şeyi var olduğu haliyle planlamış olduğunu varsaymak istiyor. Maddi dünyanın temelindeki rasgelelik, bilginin olanaksız olduğu veya fiziğin başarısız kaldığı anlamına gelmez. Tersine, determinist olmayan evrenin keşfi, modern fiziğin bir zaferidir ve doğanın yeni bir görünümünü açmaktadır. Yeni kuantum teorisi birçok kestirimde bulunmaktadır (hepsi deneyimle uyumlu olan kestirimler. Fakat bu kestirimler olayların dağılımı içindir, tek tek olaylar için değildir) Bu, belli bir el, kartların ortalama kaç defa dağıtılacağını kestirmeye benzer. Olasılık dağılımları nedensel olarak belirlenmiştir, belirli olaylar olarak değil. Heisenberg Belirsizlik İlkesini, Bohr da Tamamlayıcılık etkisini keşfetmişlerdi. Bu iki ilke kuantum mekaniğinin Kopenhag Yorumunu oluşturdu.  Bu, fizikçilerin çoğuna kuantum teorisinin doğruluğu ve iç tutarlılığı konusunda ikna edici oldu. Bu tutarlılık, doğal dünyanın determinizmini ve nesnelliğini reddetme pahasına satın alınmış bir tutarlılıktı. Turan Erdal Bireysel “davranisi” kestirebilmek olanaksiz olsa da istatiksel, yani bir üst düzeyde o bireylerin toplaminin ne yaptigi konusunda fikir yürütme imkani var. Bu atomlari irdelerken ayni, bu bireyi ve toplumu irdelerken de ayni. Bireylerin bile farkina varmadigi iletisimsel…

Kendimizin hayaliyiz!
Felsefe ve Kuantum / 10 Eylül 2011

Sibel Sordu: (Özet için bakınız) Atom altı parçacıklarda tam olarak yerine oturtamadığım ilişkiler var, şu sorulara yanıt arıyorum: 1.Bozonlar, fermiyonların zıddı olarak aynı mekanı paylaşabilen parçacıklar ve bunlara toplu olarak tam spinliler deniyor. Fakat elekron gibi element de değiller galiba, yani birleşikler mi? Örneğin Çekirdekteki bazı proton ve nötron(nükleon) bileşikleri bozon oluyorlar?Bu ifade doğru mudur 2. Bozonlar-mezonlar ışıktan hızlıdır, güç/bilgi taşıyıcıları. Onların -elektron gibi- element hali de var mı? 3. Fermiyonlar, yani elektron, proton ve nötronlar olarak bozonlardan ayrılan madde yapı taşları olduğu halde, bazı çekirdek yapılarının bozona dönüşebilmesi ne mene bişeydir? 4. Takyonlar ve bozonlar arasındaki fark nedir? 5. Nötronların dönüş yönününün hareketleri doğrultusunda olması ne anlama gelir? 6. Yarım sipinliler (nötron,proton,elektron yani fermionlar), bildiğimiz madde alamini görünür-var kılıyorlar. Acaba yarım spin fizik terimini dualitik olarak yorumlamak mümkün mü? Haluk Berkmen cevapladı: Bu modele göre: a) Maddesel Parçacıklar Leptonlar ve Kuarklardır. Bunların spini 1/2 dir. Yani topaç gibi saat yönünde veya tersine dönerler. Maddeyi oluştururlar. Bunlara Fermion denir. Çünkü Fermi-Dirac istatistiğine uyarlar. b) Kuvvet taşıyıcılar. Yani, bir maddesel parçacıkla bir diğer maddesel parçacık arasındaki etkileşmeyi sağlarlar. Onların spini tam sayılı veya sıfırdır. Kvvet taşıyan parçacıklara Bozon da denir. Çünkü Bose-Einstein istatistiğine uyarlar. Foton ve glüonların spini 1, Z+, Z-…

Bütünlük nedir?
Felsefe ve Kuantum , Rüya/Psikoloji / 10 Eylül 2011

Atlar (duygular) sağlıklıdır, arabaya (fizik beden) iyi bakılmıştır, arabacı (akıl) içerdeki yolcunun (özben ya da ruh) konuştuğu lisanı öğrenmiştir ve onun talimatları uyarınca atları incitmeden usulünce kullanarak kendisine sipariş verilen hedefe doğru güvenlik içinde arabayı götürmektedir. Gurdjieff’in at-araba  örneği üzerinden bakıldığında sanırım bu duruma “bütünlük” diyebilirim. At-araba metaforu için; bakınız Gustav Jung’un bu konudaki çalışmaları ise çok yönlü, çok zamanlı, çok toplumlu olmuştur. Kısaca alıntılar yapmaya çalışacağım. “Jung tam bir birlik ve bütünlüğün çeşitli kültürlerde defalarca rastlanılan bir sembol olan bütünleşme çemberi (mandala) ile temsil edilebileceğini söylemiştir. Mandala, bireyin bilinçli veya bilinçdışı bütünselliğinin simgesidir. Çember, haç ve Jung’un da pek çok kez resimlediği mandala figürleriyle sembolleşmiştir. Mandala, meditasyonda, dikkati merkezde yoğunlaştırmak için kullanılan bir çizimdir.” “Jung insanın ruhsal kişiliğini, bütün geçmişten soya çekimle gelen bu ortaklaşa bilinç dışı izlenimlerin onardığını ileri sürer. Freud’un cinsellik içgüdüsü ve Adler’in aşağılık kompleksine karşı çıkarak insanın ruhsal karakterini yaşama içgüdüsünün belirlediğini savunur.” “Jung’a göre cinsellik duyguları da yükseltme isteği de yaşlara ve koşullara göre değişen, bütün insan yaşamını belirleyecek güçte olmayan etkenlerdir. Buna karşı yaşama enerjisi her yaşta ve her koşulda gücünü sürdürür. Jung tip kuramını da bu tip üzerine kurar, yaşama enerjisinin içe ya da dışa dönük oluşuyla insan tiplerini” entrovert” ve “ekstrovert”…

Enerji-frekans ilişkisi-3
Felsefe ve Kuantum / 06 Eylül 2011

1.5- Peki Planck ne bulmuştu? Planck zamanına kadar, enerji denilen şeyin, istenildiği kadar küçük parçaya bölünebilen, yani sıfır (0) değerine bile indirgenebilen, belli bir kimliği-kişiselliği, çevresini algılama ve ona göre davranma yeteneği olmayan, cansız bir değer sistemi olduğu varsayılıyordu. Doğa veya tanrı denilen harici bir ekstra varlığın bu enerjiyi kendi görüşüne göre kullanıp, doğadaki olayları oluşturup-yönlendirdiği görüşü egemendi. Planck, enerji denilen faktörün, istenildiği kadar küçük parçaya bölünebilen bir şey değil, belli bir sabit değere sahip olması gereken bir faktör olduğunu ortaya koymuştu. Ve bu sabit değerin de Planck sabiti (h) denilen h=6.62606896×10−27erg·s gibi belli değerde olduğu hesaplanmıştı. “En küçük enerji değeri ne kadar” sorusundaki “ne kadar?” anlamına gelen quantum (kuantum) terimi de bu manada üretilmiş ve kuantum fiziği denilen fizik dalının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Kuantum kavramının ortaya çıkışından sonra fizikçiler arasında bu konuda yoğun bir araştırma başlatılmıştır. Özellikle foton, elektron, nötron gibi kuantsal öğelerde gerçekleştirilen bu araştırmalarda: ►Doğadaki tüm maddeleri oluşturan temel element dediğimiz atomların proton, nötron, elektron gibi atom altı öğelerden oluştukları ve birbirleriyle foton denilen enerji paketçikleriyle haberleşip, karşılıklı enerji alış-verişlerinde bulundukları; ►Enerjinin, i- öğelerin frekans denilen bir saniyede yaptıkları titreşim sayısı ile (E=hν, E=enerji, h=Planck sabiti, ν=frekans) ii- ve kütleleriyle orantılı (E=m0c2, m0=hareketsiz haldeki kütle, c=ışık…

Yurttaş Bilim Adamı
Felsefe ve Kuantum / 29 Ağustos 2011

.. Çoğu insan, bilimde bir düşüncenin sahibinin arka planına ya da onun bu fikirleri açıklamasına yol açan güdülere ilgi gösterilmemesini şaşırtıcı bulmaktadır. Dinlersiniz, eğer denemeye değer bir şey, denenebilir bir şey gibi geliyorsa size, o farklı demektir. Ve eğer daha önce gözlenmiş bir şeyle açık olarak çelişmiyorsa, heyecan vericidir ve harcanan zahmetlere değer. Onun ne kadar süreyle bu konuyu incelediğinin ya da niçin sizin kendisini dinlemenizi istediğinin önemi yoktur. Bu anlamda fikrin geldiği yer de herhangi bir farklılık yaratmaz. Gerçek kaynak bilinmeden kalır; biz bunu, insan beyninin imajinasyonu, yaratıcı imajinasyon (muhayyile) olarak adlandırıyoruz. Bilinen, onun sadece bir tür enerji olduğudur. İnsanların bilimde imajinasyon olduğuna inanmaması şaşırtıcıdır. Bilimdeki imajinasyon, sanattakinden farklı olan çok ilginç bir imajinasyon türüdür. İmajinasyon yapmaya çalışmadaki büyük zorluk şunlardan kaynaklanır; daha önce hiç görmediğiniz bir şey olacak, daha önce görülmüş, ele alınmış her detayı kapsayacak, o ana kadar düşünülmüş olandan farklı olacak ve daha da ötede; kesin olacak ve herhangi bir muğlaklık içermeyecek. Bu, gerçekten zor bir şeydir. Şimdi önemli bir noktaya geliyorum. Eski yasalar yanlış olabilir. Bir gözlem nasıl yanlış olabilir? Eğer dikkatli biçimde kontrol edilmişse, bir gözlem nasıl yanlış olabilir? Niçin fizikçiler yasaları sürekli değiştiriyorlar. Yanıt öncelikle şudur ki, yasalar gözlemler değildir, îkincisi, deneyler her…

Birleşik Alan Kullanımı ya da BAK

BAK Hakkında: Birleşik Alan Kullanımı(BAK) uygulaması, gerek kadim öğretiler gerekse kuantum fiziği ile kendi düşünsel ve pratik yolculuğumun verileri bir araya getirildiğinde sanki hep elimizin altında idi buna rağmen deneme aşamasında hepimizi şaşkına çevirdi. Prensipte bu uygulamanın temeli, bir kişi olarak “BEN” öznesi ile her bir cümleye başladığımızda; iki ayrı ve temel ben’den bahsediyor oluşumuzla ilgilidir. Birincisi, her birimizin ben öznesinin TEK bir BEN oluşu, ikincisi ise her birimize has, eşi benzeri olmayan biricik ben oluşudur. Biricik (unique) olan ve dünyadaki insan sayısı kadar çeşitte olan benlerimiz, kendimizi olduğumuz yaşa kadar belirleyip özelleştirdiğimiz benler’dir. Bu yönüyle bireysel benliğimizdir (parçacık). Diğeri ise hepimizde bulunan tek BEN yönüyle bileşik benliğimizdir (dalga). Bu gözlemlerimiz neticesinde Bileşik benliğimizin bir ağ bağlantısı olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. İşte Birleşik Alan Kullanımı uygulamasında biz bu ağ bağlantısına sorular yöneltiyor ve her seferinde onun bizlere gösterdiği cevapları şaşkınlık ve hayranlıkla izliyoruz. Holografik yapımızın bir belirtisi sayılabilecek bu uygulamamız her seansta yeni bir yönüyle kendini ortaya seriyor ve bizi yeni denemeler yapmak için heveslendiriyor. Bu uygulama ile her türlü soruya cevap bulabiliyoruz, yeter ki soruyu akıl edebilelim. BAK uygulamaları ne tür sonuçlar veriyor? BAK’ın  şimdiye kadar gözlemleyebildiğim bikaç işlevi var ve kimbilir bilemediğim daha neleri var 🙂…

Kuantum Denemeler -2

Kuantum Denemeler -2 İlk kısım için bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=203 26. Hücre zarları kendilerini B_E Yoğunluğuna getirecek yeterlilikte titreştiklerinde, doğada en tutarlı düzen şekli olan bozulmamış bütünlüğün düzenini yaratırlar. Bu belki de yaşamın, termonidamiğin ikinci kanununu (entropi) çiğnediği mekanizma olabilir. 27. Son derece bütünleşmiş zihin/beden ilişkisinde dalga/parçacık ikiliği iyi bir metafor oluşturur. Fakat bilincin, beynin kuantum sistemindeki tutarlı sanal foton düzeninden (B_E Yoğunluğu) doğduğu fikrine bakılırsa bu, metafordan daha fazla bir şeydir. 28. İki ya da daha fazla parçacıkla herhangi bir kuantum sisteminde her parçacık, hem “şeylik” hem de “bağıntılılık” özelliğine sahiptir. Birincisi parçacık olmasından, ikincisi de dalga olmasından kaynaklanır. Örneğin Newton’un bilardo topları birbirlerine çarpıp, durum ve momentumlarını değiştirirler, ancak bu “dışsal” bir ilişkidir. Davranış biçimlerini etkiler fakat içsel özelliklerini değiştirmezler. Aralarında ceryan eden güçlere rağmen, yuvarlaklıklarını, sıçrama özelliklerini koruyup her biri kendi kütle, durum ve momentumuna sahip olan ayrı birer blardo topu olarak kalır. 29. Bu çeşit”içsel” ilişki ancak kuantum sistemlerinde vardır ve buna ilişkisel holizm denir. Bilinci bu yoldan görmenin ilginç yanı, insanın genel şeyler planındaki yeriyle ilgili önemli bir şey söylemesidir. 30. İnsan beynindeki dalga düzenlerinin korelasyonuyla, basit bir kuantum sistemindeki iki proton ya da elektronun dalga yönleri arasındaki korelasyon aynıdır. Çok önemli bir anlamda bilincimiz temel kuantum…