Kristal Izgara ya da Kartal!

Enerjisel bilgi şeklinde çokboyutlu olan enerjiyi görmeye başlamanızı istiyorum. Sadece enerji dediğiniz şeyin muazzam miktarı yalnızca bilgidir. İnsan bilinci gezegeni etkileyen bir damga taşır. İnsan bilinci, gezegeni değiştirecek olan şeydir. İnsan bilinci bilgidir. O sadece düşündüğünüz şeye bağlı olarak geliştirdiğiniz gelişigüzel enerji değil, bilgidir ve güçlüdür. İnsan bilinci aslında gezegenin Kristal Izgarası dediğimiz şeye gider, Kristal Izgara çokboyutlu bir ızgaradır. Onu göremezsiniz, ama o enerji taşır. Çokboyutlu bilgiyi taşır.(Castaneda literatüründeki Kartal kavramı.sa) Belirli şartlarda ve belirli şekillerde, bir İnsan yaşamı veya mükemmel bir senaryoda birlikte olan çoklu yaşamların etkileşimi, bir mekanda enerjisel bilgi niteliğinde bir damga yaratır. Bu, 3B’deki bir kayıt kasedi gibi kendisini tekrar tekrar çalan bilgi ve enerjidir. (Matrixin kedisi, Ya da bildiğiniz perili ev, hortlaklı konak. sa) …hortlakların musallat olduğu bir evde, kendisini tekrar tekrar yineleyen bir senaryo olduğunu fark ettiniz mi? Hiç yeni bir şey olmaz. Adam merdivenlerden aşağıya iner, adam merdivenlerden yukarı çıkar. Mutfaktaki kadın soldan sağa yürür, sandalyeye oturur, bir süre sallanır, uzaklaşır. Eğer cinayet gibi dramatik şeyler varsa, adam baltasıyla merdivenlerden aşağı iner, tekrar, tekrar ve tekrar. Çokboyutlu nitelikler ayrıca çoğu zaman sıcaklık değişimleri taşır, her zaman daha soğuk olur. Hatta size, çokboyutlu bir lens geliştirecekseniz, süper cryogenic (dondurucu) niteliğe sahip olmanız gerekir.

Dendiritler ve Beynimiz
esinti / 14 Ekim 2016

Merak ediyorum da, ağaçlar rekor oranda azaldıkça beynimizin kapasitesi de düşüyor mu? Beynimizdeki dendiritlerin ne kadar ağaca benzediğini düşünürsek -zaten kelime yunanca kökenliymiş ve ağaç anlamına geliyormuş- böyle bir önerme çok da mantıksız sayılmayabilir fakat yumurta-tavuk paradoksu gibi acaba dendritlerimiz yıprandığı ve kısaldığı için mi (yani beyinsiz olduğumuzdan mı) dünyadaki ağaçlar da azalıyor, yoksa ağaçlar azaldıkça beynimiz dumura mı uğruyor? belki hem hem dir yani ikisi de doğrudur. 🙂 Not: Dendritler: Bir sinir hücresinde (nöronda) yüzlerce, binlerce dendirt bulanabilmektedir. Bu dendritlerin uzunlukları milimetrelerle anlatılır. Bu kadar kısa olmalarına rağmen Dendritler beynin işleyişinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Dendritler, çevre hücrelerden gelen sinyalleri alarak nöron hücresinin gövdesine ulaştırır. Bu da bilgilerin çevreden alınmasında yani hafızanın etkili çalışmasında dendritlerin ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir. *

Antik Lemurya Monika Muranyi

Avustralyalı yazar ve doğabilimci Monika Muranyi tarafından yazılan bu yazıyı okumak isteyenler olacaktır. Kendisinin Türkçeye çevrilmiş birkaç kitabı olduğunu da biliyorum. According to Kryon, Lemuria was the first isolated spiritual civilisation on the planet. It was not an advanced civilisation in terms of technology, but instead it represented a culture who’s DNA was working at 90 percent, compared with most of us today who are at 30 percent. This created an attribute where their consciousness and intuition was much more advanced than society today. They knew how to heal with magnetics; they knew about quantum DNA; and they knew about the solar system and the galaxy. Lemuria was the oldest and longest lived, single-governed civilisations on the planet, and one which never saw war. The Lemurians were different from any other society. The entire reason for the Lemurians and all of the attributes of their DNA was to plant seeds of Akashic energy within thousands of Humans, which potentially could awaken in the future. If humanity’s collective consciousness would ever choose to create a planet of peace, love and compassion, instead of termination through war and hatred, this Lemurian consciousness would activate. That time has arrived. http://monikamuranyi.com/articles/ancient-lemuria/   #Laniakea kitabımız…

Geçmiş bir yaşama erişmek!
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 29 Mart 2016

Birçok kişi, tıpkı DNA’nın bir tabakasına erişmek istediği gibi, geçmiş bir yaşama erişmek ister. Onlar, 3B lineer yolunun basitliğini isterler, ama bu mümkün değildir. Bir an için şunu düşünün: Siz büyük bir sanat galerisinde bir tablonun karşısında oturuyorsunuz. Bu tabloyu “George” olarak adlandıralım. Siz bu tabloyu çok beğeniyorsunuz. O, orada tüm ihtişamıyla duruyor ve siz onun canlılığı ve güzelliği karşısında adeta büyüleniyor, ona hayran kalıyorsunuz. Sonra, sanat hakkında bir şey bilmeyen, o tabloyu bütünlüğü içinde göremeyen biri çıkıp geliyor. Bu kişi, tablonun bölümlerini analiz ediyor ve garip şeyler söylüyor: “George’un şu kırmızı bölgesinde kullanılan rengi görmek isterdim” diyor. “Acaba, boyanın bir kısmını kazıyıp bunu görebilir miyim?” Siz çok şaşırıyorsunuz! Bu rengin, yüz yıl önce bu tabloyu yaparken ressam tarafından boyaları dikkatle karıştırarak elde edildiğini bu kişi bilmiyor mu? O, orijinal rengin diğer renklerle karıştırıldığı ve en sonunda vernikle kaplandığı için çoktan kaybolduğunu bilmiyor mu? Hayır, bilmiyor. İşte, DNA’nın içinde bir geçmiş yaşamın özünü yakalamaya çalışmak da tıpkı buna benzer. O sizin DNA’nızda bir kutunun içinde ya da bir zaman-çizgisinin üzerinde bulunmaz. O sizin sanat-eserinizin bir parçasıdır. O sizin yaşam özünüzün çorbasının bir parçasıdır ve büyük tablodaki renklerden biridir. Kryon’dan özet-sa 

Çok boyutlu İletişim
Urban Shaman , YENİ DÜNYA / 04 Mart 2016

Hawaii şamanlığında ilişki kurmak her şeyin önünde gelir çünkü gerçek iletişim ile hastalıkların ve sorunların giderilebildiğinin farkında olmuşlardır. “Sezgiyle, lineer mantığı bir kenara koymayı ve lineer olmayan fikirlerin bilincinizin sahnesinde oynamasının güzelliğine izin vermeyi öğrenmelisiniz. Bu hayatta kalmanıza veya dostlarınızın yaptığınız şey ile ilgili düşündüklerine uymayabilir, ama yaşamınızı zenginleştirir. Düşünme şeklinizi değiştirmek zordur.” der Kryon. “Eylemler iletişimdir. Partnerim Kristal ızgaradan ve onun İnsan eylemini nasıl hatırladığından söz eder, örneğin geçmişte savaş alanında gerçekleşen şeyle ilgili. Savaşın enerjisi hala oradadır ve size aktarılır ve birçokları bunu hissedebilir. Bunun mekanikleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Geçmişte orada gerçekleşmiş olan şeyden gelen bu iletişim ölüm, drama ve korku kavramlarını kapsar. Enerji Kristal Izgara tarafından epifinize aktarılır ve lineer iletişim değil, duygu kavramları vasıtasıyla size gelir. Birçok insan bunu hissedebilir ve birçoğu hissedemez. Enerjiyi hissetmeye alışık olanlar bunu ilk anlayan ve hissedenlerdir. Bazılarınız bunda iyisiniz ve nereye giderseniz gidin enerjiyi hissedebildiğiniz gerçeğinden gurur duyuyorsunuz. Grubun enerjisini hissedebilirsiniz; toprakların enerjisi hissedebilirsiniz, Kristal Izgarayı hissedebilirsiniz ve durumların enerjisini hissedebilirsiniz. Ama hissettiğiniz şey nedir? En iyi ihtimalle, bu ruh iletişimidir! Sezgisel benliğinize konuşan ızgaradır. Beyinden gelmez ve entellektüel değildir. Bu fiziktir. Epifiz vasıtasıyla alıyorsunuz, onu yorumluyorsunuz ve bilgiyi lineer olmayan formda alıyorsunuz. Savaş alanı vakasında, durduğunuz zeminde bir şeyler…

DNA’nın Birinci Tabakası; Biyolojik
Urban Shaman / 24 Şubat 2016

DNA’nın ilk gurubunun ilk tabakasıdır biyolojik tabaka. DNA, beden düzenlemesinin “anteni”dir ve çok boyutlu olanı alıp, önce bilgiye sonra da eyleme dönüştürür. Asla yalnız değildir; çevresinde onun çalışmasını sağlayacak sisteme ihtyacı vardır, beraberlerindekilerle birlikte bütünü oluşturur der Kryon birinci tabakayı anlatırken ki o fiziki bağlamda görülebilen tek tabakadır. Bu tabaka (1.ci), bedenin içindeki duyarlı ve farkında olan bir kuvvetin KÖPRÜsünü yaratır. Alır ve aktarır, çünkü onun enerjisinin görevi, çok-boyutlu tabakalardan bilgiyi alıp gen yapımıza uygulamaktır. Hem insanın bilincinden hem de kendi çok-boyutlu belleğinden gelecek işaretleri sessizce bekler. Tüm tabakalar, hep birlikte İNSANIN NİYETİ tarafından belirlenen ve mümkün olan(!) değişiklikleri yaratır. Bu tabakanın %3ünün biyoloji motoru olduğunu zaten biliyoruz, geriye kalanı ise (bize çöp ya da boş görünen kısım) ise bu motoru eyleme yönelten çok-boyutlu çorbanın ANTENidir. 100 trilyonu aşkın DNA molekülü, bir şeyi aynı anda bilir! DNA eşzamanlılığının birliği gerçekten de bedensel iletişimin yoludur. Manyetik indüksiyon, işaretlerin kablosuz biçimde manyetik alanların birbirlerinin üzerine binmesi yoluyla iletilmesidir. Bedenimiz, DNA birliği yoluyla kablosuz bilgi iletimleriyle dolu olan dev bir dönüştürücüdür. İnsan bedeninin esas eşzamanlayıcısı beyin değil, DNA dır. Daha da ilginci yüz trilyonu aşkın molekülden oluşan DNA ailesi bir TEKİLlik oluşturur. O, bizim ne yaptığımızın ve niyetimizin farkındadır. Şu işe bakın, uyanık…

Kuantumsal ismimiz
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 17 Şubat 2016

Her şeyin başına kuantum kelimesi ekleyerek yenilenmiş yeni bir görüş ve anlam bulma çabamızı fark ediyorsunuzdur. Bunların bazıları biraz zorlama görünüp sizi gülümsetebilir, bazıları ise gerçekten bir aydınlanma anı geçirtebilir. Hepsi de insan medeniyetinde kendini aşma çabasının/arzusunun ihtiyaca göre şekillenen yansımalarıdır ve ben hepimizi bu çabamızdan ötürü onurlandırıyor, teşekkür ediyorum çünkü anlam bulma/verme yetimiz varlık alemlerini dip bucak titreten önemli bir işlev. Geçtiğimiz on gün boyunca genelde kokunun üzerimizdeki etkisi, içimizdeki iz düşümlerine odaklandım ve bu süreçte iz bırakanları da paylaştım. Bu odaklanma esnasında aklıma gelen bir bağlantı oldu; acaba kokularla gerçek/titreşimsel ismimiz arasında bir bağlantı olabilir miydi? Tüm kendini bilme aşamasına geçiş için samimiyet eşiğinden geçen insanlar gibi ben de ilk uyanışımda isimlerin önemini fark etmiştim ve bu konuda onlarca makale yazıp, bir çok soru saldım evrene 🙂 Çünkü görünen oydu ki bu boyuttaki -keyfi- ayrılığı oluşturan iki önemli etkenden biriydi isim. İsim verilen şey aniden AYRI/Tekil bi oluşa geçebilmekteydi, şimdi detayına girmeyeceğim (yüzlerce yazı-konuşma-seminer vermişimdir bu konuda), özet olarak isim vermenin belki hayatımızın en önemli aşaması ve çalışma biçimiyle en gerçek ilk büyüsü olduğunda karar kılmıştım. Bu sonuca varıp senelerce konuyu işledikten sonra  geçen yıl aniden Kryon ismi verilen bir kanal bilgisiyle karşılaştım ve onun celselerinde en çok…

Şaşırtan bu yeni rüzgarı hissedin
Urban Shaman , YENİ DÜNYA / 24 Nisan 2015

Az önce ellerimi yıkarken, koca kalıp yeşil sabunu küçük avuçlarımda döndürmekte zorluk çekerken, gülümsedim, köşelerden köşelere çevir Sibel dedi iç sesim, hemen dediğini yaptım ve anladım ki böyle yaparsam en kısa sürede, tüm köşeler ve kenar çizgilerinin keskinliği, sivriliği ilk eriyenler olacak ve sabun hala büyükken amorflaşacak, kolayca ele avuca gelecek, el yıkamak kolay ve zevkli olacak. Elimi yıkamaya gitmeden önce de tam şu videoyu dinlemiştim: Dünyada oturup bunları söyleyebileceğim çok az yer var!. İnsanların inanç keskinlikleri buna izin vermez Ama burada (Türkiye’de) bunlar söylenebilir çünkü katman katman insan medeniyetlerinin, deneyimlerinin üzerinde oturuyorsunuz ve bunları kazıp çıkarmaya yetecek cesaretiniz ve esnekliğiniz var. Bazılarınız bu hayatında bütün bunları keşfetmeye başlayacak. Rüzgarın sesini duydunuz mu? Türkiyede bir rüzgar esiyor, Türkiyede bir tolerans var. Hiç beklenmedik şekilde genç kuşakta bir uyanış var. Şaşırtan bu yeni rüzgarı hissedin çok çok eski ruhlar. içinizdeki şamanı bulun ve bilgeliğinizi takının. http://audio.kryon.com/en/Turkey-2015-Sat-main.mp3 not: Deyimler sözlüğüne baktım: Elini yıkamak: O şeyden vazgeçmek.miş.   Bu durumda zorlayandan zevkli olana geçmenin yolunu keşfettiğimi anladım 🙂 * Otistikler ile ilgili: Sevgi ve şefkatimizin içinde anlama isteği, öğrenme isteği de olmalı; çünkü korkutucu olan her şeyin doğrusunu bildiğimizi varsaymakla başlıyor. Otistikleri kendi gerçekliğimize bağlama çabası hem onlara hem bize yararlıdır tabi; ancak belki daha…

Niyetin gücü
esinti , YENİ DÜNYA / 13 Mayıs 2014

Niyetin gücü tartışılmaz, hem ustalar bunu anlata anlata bitirememişlerdir hem de zaten kendi deneyimlerimizle sabittir bu güç. En ufak bir şüphe taşımıyorum 🙂 Buraya kadar harika çünkü niyetinizin gücü tıpkı fantastik filmlerdeki gibi (hatta daha da etkin) fizik gerçekliği (somut ve soyut olarak) büker! Evet bizler birer bükücüyüz 🙂 Peki yolunda gitmeyen şey nedir, ağzındaki baklayı bi çıkaramadın? Zaten baklayı sevsem de midem onu eritmekte biraz zorlanmıştır geçmişte, şimdi onu da diğer şeyler gibi allahın izniyle büküyoruz. 🙂 Hay Allah… Yani demem o ki, bu konudaki tek hassas husus; çoğu kez insanın kendi niyetinden bihaber oluşu! O sebeple ismini ne koyarsanız koyun bu konudaki yöntemlerin çoğu kullananlara kar etmiyor. Neden niyetimizden bihaberiz; çünkü bu sistem bizi beşikten mezara ihtiyacımız olmayan her neviden şey için isteklendiriyor! Ben bunlara “azmettirilmiş istekler” ismini koymuştum. Eskiden beri bu lafları gevelerim, takip edenler bilir 🙂 O halde niyetimiz her halükarda işliyor çünkü buna karşı konulamaz, velakin biz gerçek niyetimizi bilmediğimizden isteklerimiz olmuyor, yöntem başarısız zannediyoruz. Yöntem harikulade başarılı frekanslarım. Mühendis arkadaşlar sağ olsun, süper bi sistem bu. En iyisi biz, gerçekten ihtiyacımız olmayan şeyleri elimine edelim, sadeleşelim. Geriye ne kalıyor diye hiç endişe ve merak dahi buyurmayın, o zaten her halükarda işleyen niyetinizdir. Sadeleştiğinizde bi…